<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sakin kafa sakin vücutta bulunur &#187; Hayattan Detaylar</title>
	<atom:link href="http://www.sakinkafa.com/category/hayattan-detaylar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sakinkafa.com</link>
	<description>Sakin Kafa</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Feb 2012 22:27:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Tahmin edilebilirlik mi?</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/tahmin-edilebilirlik-mi/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/tahmin-edilebilirlik-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Feb 2012 22:27:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ayasophia</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayattan Detaylar]]></category>
		<category><![CDATA[cevşen]]></category>
		<category><![CDATA[kalpleri evirip çeviren]]></category>
		<category><![CDATA[mc donalds]]></category>
		<category><![CDATA[modernite]]></category>
		<category><![CDATA[tahmin edilebilirlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=13986</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sakinkafa.com/tahmin-edilebilirlik-mi/unpredictable_cover/" rel="attachment wp-att-13987"><img class="alignleft size-medium wp-image-13987" title="unpredictable_cover" src="http://www.sakinkafa.com/images/unpredictable_cover-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a>Eskiler, hakikaten ince insanlarmış. Bir duaya bile o kadar derin mana gizlemişler ki, üstüne düşüne düşüne yaşayıp gidebilir, bugünün küçük insanları. Eskiye nostalji duyduğumdan değil ama &#8220;vakti olan&#8221; insanların, aynı nokta üzerinde derinlikle, ince işçilikle hareket edebilmesini özlüyorum, diyebilirim. Her neyse, konuyu dağıtmadan devam edelim. Cevşen diye bir şey var. Bir çeşit dua kitabı. Türkçesini bilhassa çok tavsiye ederim; dualardaki incelik için. Oradaki dualardan birinde, Allah&#8217;tan bahsederken, &#8220;mukallibe&#8217;l kulûb&#8221; deniliyor. Elbette Kuran&#8217;dan alınma bir ifade ama o kadar güzel ki. &#8220;Kalpleri evirip çeviren&#8221; demek. Buna, yalnızca Allah&#8217;ın kudretinin yettiğini bilmek, insana bir çeşit huzur veriyor. Ama aynı zamanda huzursuz da ediyor&#8230;<span id="more-13986"></span></p>
<p>Modern hayatın en önemli parametresi, &#8220;tahmin edilebilirlik&#8221; olarak açıklanabilir bence. Bugün, &#8220;demokrasi teorisi&#8221; diye bilinen uluslararası ilişkiler kuramına göre politika belirleyen ABD, düyadaki tüm ülkelerde demokrasi gelişirse, dünyada daha az savaş olacağını düşünüyor. Çünkü savaş çok pahalı bir şey ve demokratik bir karar alma mekanizması oluşursa bütün ülkelerde, insanların çoğunluğu bunu tercih etmeyecektir. Çünkü insanlar, rasyonel karar verirler. Faydaları ve zararları alt alta yazıp, en faydalı duruma yönelirler. Haliyle, demokrasi &#8220;tahmin edilebilirlik&#8221; demek aynı zamanda. McDonald&#8217;s gibi; hangi şubesine giderseniz gidin, dünyanın hemen her yerinde aynı tadı alırsınız seçeceğiniz aynı üründen. Sürpriz yok! Kaos yok! Bir çeşit mekaniklik.</p>
<p>Oysa modern edebiyat, bu belirsizliklere bel bağlayarak ilerleyen, karakterlerinin tek işi belirsizlikleri çözmek ve çözemediği noktada suçu başkalarına atmak üzere oluşmuştur. Hemen pek çok romanda, &#8216;düğüm&#8217; noktası, o paradoksal &#8216;an&#8217;dır. Sözgelimi Orhan Pamuk&#8217;un &#8220;Kara Kitap&#8221;ı. Yaşadığı dünyayı, 1970&#8242;lerin İstanbul&#8217;unu, tek tek anlamlandıran Galip, bir tek Rüya&#8217;da aradığı anlamı bulamaz ve onu öldürür (burası benim yorumum, yazar bunu asla açıklamaz). Çünkü Rüya&#8217;nın kendisini sevmesini, kendisiyle mutlu olmasını beklemektedir ama işler tahmin ettiği gibi yürümez. Rüya, hep daha başka türlü bir şeyler aramaktadır. Galip&#8217;in dünyası onu tutamaz. Böylece Galip, yaşadığı dünyada anlamlandıramadığı ne varsa, mesela insanların hep başka biri olma arzusu gibi, bunu Rüya ile açıklar. Rüya, yani kadın, erkeksi modern dünyada &#8220;bilinmeyen&#8221;, &#8220;tahmin edilemeyen&#8221;, yani bir çeşit &#8220;fethedilmeyi bekleyen&#8221;dir. İlginçtir, bazı durumlarda kadın bu rolü kabullenir.</p>
<p>İnsan, hiçbir zaman bir başkasının kalbindekini evirip çeviremez. Galip, Rüya&#8217;nın kendisini sevmesini bir türlü sağlayamaz. Okuyucuyu ikna etse bile, Rüya&#8217;yı ikna edemez buna. Efendi, kölesinin kalbine nüfuz edemez hiçbir zaman; onu her şeye zorlayabilir ama onun efendiliğini kalben tasdik etmesini sağlamakta zorlanabilir. Bu nedenle de insan, sosyalleşme esnasında hep huzursuzdur. Karşısındakinin kendisiyle ilgili ne düşündüğünü, kendisini nasıl gördüğünü, kendisiyle ilgili fikirlerini hep merak eder. Bunu kontrol edemediği için, rahatsızdır. Dışarıya çıkmak, kendini göstermek, kendinden bir parça taşıyacak bir üretimde bulunmak, eleştirilmek, tartışılmak, ele alınmak (bir nesne gibi) hep acı vericidir. &#8220;Aslında ben tam olarak onu demek istemedim!&#8221; ama karşı taraf (öteki) hep kendi algı becerileriyle algılar.</p>
<p>Cevşendeki dualarda genellikle, &#8220;Ey kalpleri evirip çeviren Rabbim, kalbimi din üzerine sabit kıl&#8221; denilirken, insanın kendi kalbiyle ilgili de huzursuz olduğunu öğreniyoruz. Yani modern algının tam tersine, önce insanın kendisi &#8220;tahmin edilemez&#8221;. İnsan hep gurbette, Mevlana&#8217;nın dediği gibi, ve gurbetteyken insan evine ihanet edebilir&#8230; Bu huzursuzluk, bir çeşit teyakkuz hâli sağlasa da, mesela tutarlı olma çabası; genelde insanın geleceğini bilememesi, yarın bambaşka bir şeye dönüşme ihtimali, onu her şeyden önce &#8220;büyük konuşmak&#8221;tan men etmeli. İlkeli olmak güzel, ama bunu yaşayarak göstermeli, söyleyerek değil. Bu, &#8220;değişimden kork&#8221; demek değil. Daha ziyade, &#8220;değişimi kontrollü yaşa&#8221; demek. Değişim nasıl kontrol edilir, bu kontrolün ne kadarı makuldür, gibi sorular da başka yazıya kalsın&#8230;</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 10, toplam 33 defa okundu...</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/tahmin-edilebilirlik-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Coraline.</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/coraline/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/coraline/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2012 17:37:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pera</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayattan Detaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=13973</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <a href="http://www.sakinkafa.com/coraline/012_giepert_coraline_large/" rel="attachment wp-att-13974"><img src="http://www.sakinkafa.com/images/012_giepert_coraline_large-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" class="alignleft size-medium wp-image-13974" /></a>Neil Gaiman&#8217;ın yazdığı  Henry Selick tarafından beyazperdeye aktarılan film hem stop-motion hem 3d animasyon tekniklerinin bir arada kullanıldığı da ilk filmmiş efendim.<br />
Çocuklar için pek uygun olmadığını düşünsem de yetişkinler için harikulade bir film.<br />
<strong>Filmin konusu;</strong> her zaman çok meşgul olan anne babasının ilgisizliğinden bunalan Coraline,bir gün ailesinin tıpkısının daha eğlencelisini, daha sevimlisini bulur.Bu yeni ailesindeki anne Coraline&#8217;i şekerlerle, ilgiyle kısacası minik bir kızın isteyeceği her şeyle kandırır.Şimdi Coraline&#8217;in önünde iki yol vardır, ya düğmeler ya da sıkıcı ailesi.</p>
<p>Son olarak animasyon sevenler için kaçırılmaması gereken güzel film.</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 15 defa okundu...</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/coraline/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir masal: Yürümek</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/bir-masal-yurumek/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/bir-masal-yurumek/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 22:58:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nisan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayattan Detaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=12539</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-13908" title="yurumek" src="http://www.sakinkafa.com/images/yurumek-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" />Ben, daha beni bile bilmiyorken “İnsanlar nasıl oluyor da bu kadar şükürsüz oluyorlar?” derdim. Bunu söylediğim zamanlar öyle bir zamanlardı ki karşındakine “Seni seviyorum” demek yetiyordu. Ayrıca bir kanıt istemezdi sevilen. Ve cümleler sahiciydi. En büyük yalan “evet, ben de seviyorum o sanatçıyı” cümlesiydi. Sonra eve gidilir, o sanatçı dinlenir, şarkıları ezberlenirdi. Sırf o seviyor diye.</p>
<p>Şimdi?  Kafanızı her çevirdiğinizde bir öpüşen görmüyor musunuz sizde? Balonları sevdiğinizi söylediğinizde dalga geçer gibi gülmüyorlar mı size de? En sevdiklerinizin hediye ettiği rüzgar gülüne bakmadan, onunla oynamadan evinizde çıkmadığınızı çekinmeden söyleyebiliyor musunuz? Saygı var mı cana, dile, düşüncelere? Allah Allah demenin ne<span id="more-12539"></span> kadar komik olduğunu konuşuyor yanlarından geçtiğim iki kadın. Bağıra bağıra taklit ediyorlar birilerini. Sizin de canınız acımıyor mu değerlere saygısızlığı gördüğünüzde? Sevgiliniz, dışarıdakiler gibi olmadığınız için size en kırıcı cümleleri savurduğunda ne hissediyorsunuz peki? Karışıyorsunuz, karmakarışık oluyorsunuz. Benim gibi zamanla yaşadığına bile şükretmeyip sadece kendisini düşünen ve hep daha fazlasını isteyen o insanlardan oluyorsunuz. “Nasıl böyle oluyorlar, anlamıyorum!” dediğiniz insanlardansınız artık.</p>
<p>Kaybetmiştim kendime inancımı, saygımı. Ama yüzümde hâlâ bir tebessüm vardı. Güldürüyorum dostlarımı. Çünkü tek inancım onlar. Ya bir gün asarlarsa suratlarını? Bu hayal kırıklığına uğramamak için hep gülüyorum hep güldürüyorum.</p>
<p>Derken…</p>
<p>O palyaço çıktı karşıma. Gülüyordu benim gibi. Çok da güzel gülüyordu. Eğlendiriyordu etrafını. Beni fark etti ve önüme atladı. (Palyaçolardan korkarım. Makyajları bei o kadar korkutur ki…) Güldü önce, güldürdü de. Sonra anladı korktuğumu, sildi makyajını. Tüm seyirciler onu izliyorken, herkes onun gülen makyajıyla oyununa devam etmesini beklerken o, sırf ben korkuyorum diye sildi. İnandırmak istedi gerçek yüzüne. Bakmadım. Ya daha silecek makyajı kaldıysa? Israrla siliyor şimdilerde yüzünü. “bak” diyor, “hiç kalmadı, inan!”</p>
<p>İnanmanın ne olduğunu unutturduklarından beri ilk defa biri bana inan diyor. Neye? Kime? Nasıl? Allah’a diyor. Varlığına, yanında oluşuna. Bak, bize ayak verdi yürüyelim diye. O bunları anlatırken dizlerimi kırdığımı, yerde öylece oturduğumu fark ediyorum. Yürümemişim ki hiç inancım yıkıldığından beri. Kimse yürü dememiş, düşünememişim yürüme gücümün olduğunu. “Anladın mı?” diyor, yürümelisin. Sahnesine davet ediyor beni. Çok içten. Ama ben sahnenin ne olduğunu bile bilmiyorum. İnşallah, diyorum ona. (Ne kadar zamandır söylememişim bu kelimeyi.) sonra çıkıyorum balkona. Ona işim olduğunu söyledim. Uzaklaştım. Karıştırdığı kafamı toparlamaktan başka işim yok, bilmiyor. Bunu okuyunca öğrenecek. Almıyorum üzerime bir şey. Üşümeyi hissetmeyeli çok olmuş. Sanki rüzgârı bile onun cümlelerinden sonra hissediyor gibiyim. Etrafıma bakıyorum, bir bahçe var önümde. Etrafı binalarla çevrili, bakımsız, pis… o bahçeyi çeviren binalardan biri de benimki. Karşımdaki ev harabe…  Bir ailenin izleri var, camları kırık. (Bir gün o evi alacağım. Bu bahçede çocukluğum oynayacak.) Dolmuşum, yazma ihtiyacı hissediyorum, palyaço beni çok sarstı.</p>
<p>Bahçeye bakıyorum onu unutmak için. Bir şey hareket ediyor: Beyaz, irice bir tavşan. Dolanıyor bahçede. Nasıl mutlu, zıplıyor, koşuyor. Dört tarafını çeviren binalardan habersiz.  Çıkış yolu var. Kenardan kıvrılsa çıkacak. Çıkışa kadar gidip geri dönmesi çekiyor dikkatimi. Neden çıkmıyor? Burası çok bakımsız, pis… Çıkacağı yer daha güzelken neden çıkmıyor? Sonra yine sorularım gelip beni buluyor.</p>
<p>-          Sen neden çıkmıyorsun bulunduğun bahçeden?</p>
<p>-          Ama bana dışarının daha güzel olduğunu söyleyen olmadı ki. Hem ne malum o palyaçonun doğruyu söylediği?</p>
<p>-          Yanılıyorsun. O gördü , hem de senden daha çok şey gördü. Yoruldu. Şu tepedeki ağaç dalında duran güvercini görüyor musun?</p>
<p>-          Evet, hep burada duruyor.</p>
<p>-          İşte o uçtu, her yeri gördü. Tavşanı uyarıyor günlerdir. Çık diyor. Dışarı çık.</p>
<p>İçimin sesi bile yazıya karışıyor. Her şey o kadar karışık ki o da karışıyor. Karar verip “Ben o tavşanım, palyaço da bu tepemdeki güvercin.” Derken kafamı kaldırıp bakıyorum dala. Güvercin yok. “Allah Allah”  diyorum. “Nerede bu?”  gözüm bahçeye ilişiyor. Tavşan yok. “Şimdi buradaydı, zıplıyordu, nerede?” diyecekken anlıyorum her şeyi.</p>
<p>Ayakları var onun. Çıkışı buldu, yürüyor.</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 48 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>hayattan detaylar</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/bir-masal-yurumek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düş Ağrısı</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/dus-agrisi/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/dus-agrisi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2012 17:10:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sizden Gelenler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayattan Detaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=13867</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Diş ağrısına benzer bir şey vardı bu acıda. Diş ağrısı gibi aniden geliveren, tıpkı diş ağrısı gibi saatlerce bazen günlerce sancıyan ;ama hep ertelenen.Ağrısı geçtiğinde orda unutulan tekrar ağrıyıncaya kadar hatırlanmayacak olan gereksiz,işlevsiz bir diş.</p>
<p>Neden bir doğum sancısı değildi hissettiği? Sancısa, acısa,kanasaydı ve kendinden kendini doğurabilseydi yeniden.Hayat o zaman yaşanılabilir bir yer olur muydu ? Neydi hayatı yaşanılabilir ya da yaşanılası kılan?</p>
<p>-Ojeniz kururken içecek bir şey alır mısınız Esin Hanım?<span id="more-13867"></span></p>
<p>Ona kim olduğunu unutturacak keskin bir karışım iyi giderdi doğrusu.Böyle bir karışımı bulsa büyükçe bir havuzu bununla doldurur ve ciğerleri patlayana kadar yüzerdi herhalde.</p>
<p>– Bir kahve alabilirim ‘ dedi her zamanki gibi gülümsemesiyle. Salonda herkes birşeylerle meşgul görünüyordu.Tam karşısında bir genç kız,az önce kesilen saçlarının ardından(sanki bir cenaze töreni düzenlenmiş) tabut aşağı çekilirken son kez bakar gibi yerden süpürülen saçlarına bakıyordu. Sağ tarafında sırasını bekleyen iki kadın birbirlerine fısıldayarak bir şey anlatıyor, anlatılanların ardından salonu inleten kahkahalarını salıveriyorlardı.Sonra yine fısıltı ve yine sinir bozucu kahkahalar.Kahkahalar yükseldikçe bir an herkes dönüp bu iki orta yaşlı kadına bakıyordu.Esin tam elini etajere uzatmışken kahkahalar yine fısıltıya dönüştüve salondaki herkes kendi rutinine döndü.Esin bir an kalbinin duracağını sandı.Beklemeye koyuldu.Bu iki cadının daha atacak çok kahkahası var gibi görünüyordu.Derken önce kızıl hemen ardından epey esmerce cadının ciyak kahkahaları başladı.Esin bu sefer hızlı olmalıydı.Elini hızla etajere uzattı ojelerden birini hızla alıp ,avucunda sımsıkı tuttu.Başını yerden kaldırmıyordu.Bir an herkesin birden susup ona baktığını hissetti.Evet herkes durmuş ona bakıyor olmalıydı.Saçlarının yeni kesimini beğenmeyen o genç kız da saçlarını çoktan unutmuş,burada oturan bu şık giyimli kadının nasıl olup da adi bir hırsıza dönüşüverdiğini anlamaya çalışan gözlerle ona bakıyordu.Kahkahalar yine başladı,bu kez ona gülüyorlardı.Beyni kulakları uğulduyor, ensesinden aşağı kaynar dalgalar iniyordu.Omzuna dokunan elle irkildi;</p>
<p>-Buyurun Esin Hanım ,kahveniz&#8230;</p>
<p>Bir elinde sımsıkı tuttuğu oje şişesi,diğer eliyle kahveyi alıp yanıbaşındaki sehpaya bıraktı.Her şey yolundaydı…</p>
<p>Vitrinler; cadde boyu alabildiğine göz boyayan , alabildiğine şaşaalı ve kışkırtıcı dükkanlar.”Gel beni giy,beni giyince fark edileceksin” diyen giysiler, “Beni koluna taktığında nasıl da hayranlıkla sana bakacaklar” diye çağıran çantalar,ayakkabılar,telefonlar,takılar.İçeri girer girmez insanı sarıveren müzik,hafif bir koku.Satış görevlilerinin bir çantayı ,ayakkabıyı ya da bir gömleği kırılacak nadide bir vazo hassaslığında uzatışları ve Esin,Esin Hanım!</p>
<p>Hava kararmaya başlamış,şehir bir yılbaşı ağacını andırırken Esin giydiği sekizinci ayakkabının da içine sinmediğini söyledi satıcıya;”Rica etsem bana bir taksi çağırır mısınız?” Hay hay nasıl çağırmazlardı…</p>
<p>Arabanın arka koltuğunda göz ucuyla taksimetreye bakarken diğer yandan çantasının içinde bir türlü bulamadığı otobüs kartını arıyor bu arada kırmızı rakamlar artarak yanıp sönmeye devam ediyordu,”19lira” neredeydi bu kahrolası kart? Cep telefonu, makyaj çantası ,”22 lira”…bugün kendisine hediye ettiği oje, “24lira”</p>
<p>&#8220;Sağda kalayım&#8221; dedi sakince şoföre 30 lirayı uzatırken. Biliyordu kartı bulamazsa yürüyecekti; ama başka şansı yoktu ,”Üstü kalsın”</p>
<p><strong>yazan:</strong> Kimera</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 37 defa okundu...</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/dus-agrisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ahmet Altan&#8217;ın dünki yazısı</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/ahmet-altanin-dunki-yazisi/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/ahmet-altanin-dunki-yazisi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Dec 2011 15:08:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ayine</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayattan Detaylar]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Altan]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[taraf gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[tefekkür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=13851</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sakinkafa.com/images/ahmet-altan.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-13852" title="ahmet-altan" src="http://www.sakinkafa.com/images/ahmet-altan-300x224.jpg" alt="" width="205" height="149" /></a>Kendini ateist olarak tanımlayan Ahmet Altan&#8217;ın Taraf’taki yazısını okuyunca dün, kainata onun gibi tefekkürle bakabilmeyi diledim Allah’tan:</p>
<p><span style="color: #333399;"><em>&#8230;</em></span></p>
<p><span style="color: #333399;"><em>“İnançsızlığım” onları kızdırmıyor, şefkat ve üzüntü uyandırıyor yalnızca.</em></span></p>
<p><span style="color: #333399;"><em>İyi dindarları seviyorum, onlarla konuşmayı seviyorum.</em></span></p>
<p><span style="color: #333399;"><em>İyi bir dindar, dürüst ve güvenilir bir insan demek benim için.</em></span></p>
<p><span style="color: #333399;"><em>Allah’ın cezalandırmasından değil, Allah’ı gocundurmaktan, kendilerini “yaratanı”  yaptıklarıyla üzmekten korkuyorlar.</em></span></p>
<p><span style="color: #333399;"><em>“İbadetlerini” yerine getiriyorlar elbet ama asıl ibadetin hayatın her ânını, kulun her “amelini” kapsadığını, her sözün, her davranışın, her ilişkinin ibadetin bir parçası olduğunu biliyorlar.</em></span></p>
<p><span style="color: #333399;"><em>Allah’ı ve dini anlatışlarında bir neşe ve sevinç var.</em></span></p>
<p><span style="color: #333399;"><em>Bilmiyorum ama sanırım tanrının en büyük emri tek kelime: “Ara.”</em></span></p>
<p><span style="color: #333399;"><em>Aramamızı, bulmamızı istiyor.</em></span></p>
<p><span style="color: #333399;"><em>Çünkü “tekâmül” etmek, gelişmek, olgunlaşmak, ilerlemek ancak aramakla mümkün, aradıkça yürüyoruz.</em></span><span style="color: #333399;"><em> <span id="more-13851"></span></em></span></p>
<p><span style="color: #333399;"><em>Bilmiyorum bunu söylemek günah mı, haddini aşmak mı ama bana tanrı hep büyük bir sanatçı gibi gelir, yarattığının “mükemmel” olmasıyla yetinmeyecek kadar büyük bir yaratıcı, yarattığının mükemmelliği kendi başına bulabilecek kadar mükemmel olmasını isteyen, kendi görkeminin, yarattığının bu mükemmelliği bulabilecek yeteneğinde billurlaşmasını arzulayan bir sanatçı.</em></span><span style="color: #333399;"><em> </em></span></p>
<p><span style="color: #333399;"><em>Körü körüne bir inancın, sığ bir cehennem korkusunun, bencil bir cennet talebinin, şekilci bir ibadetin onun gibi eşsiz bir yaratıcıya yetmeyeceğine, her büyük sanatçı gibi sadece kendisine değil,“yarattığına” da saygı ve hayranlık beklediğini düşünüyorum.</em></span></p>
<p><span style="color: #333399;"><em> &#8230;</em></span></p>
<p><span style="color: #333333;"><em>Yazının tamamı için <a href="http://m.haber7.com/haberDetay.php?id=819551" target="_blank">tıklayınız.</a></em></span></p>
<p><span style="color: #333399;"><em> </em></span></p>
<p><span style="color: #333399;"><em> </em></span></p>
<p><span style="color: #333399;"><em> </em></span></p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 1, toplam 192 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>ahmet altan ateist</li><li>ahmet altan yazıları</li><li>mehmet altan ateist</li><li>dünkü mü dünki mi</li><li>ahmet altanın dünki yazısı</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/ahmet-altanin-dunki-yazisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>mod ve mood</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/mod-ve-mood/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/mod-ve-mood/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Dec 2011 23:00:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sizden Gelenler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayattan Detaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=13724</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="alignleft" title="mod mood" src="http://molempire.com/wp-content/uploads/2011/08/Mod_Mirrors_scooter_mod_revival.jpg" alt="" width="256" height="192" />mod/mode</strong> ve <strong>mood</strong> aynı şey değil.</p>
<p>bunu daha çok komputer vs konularına meraklı tipler, cihazlardaki mod/mode terimiyle karıştırarak (confuse ederek) kullanıyorlar. bunlar zaten hem mod/mode, hem de mood terimlerini, mod/mode olarak kullanıp, kelimeden tasarruf ediyor. halbuki dilde kelimeden tasarruf vakitten kazandırıyor gibi görünse de, dilden ve kültürden fakirleştirir.<span id="more-13724"></span></p>
<p style="text-align: center;"><strong>dil = düşünce &#8211; ses </strong></p>
<p>formülü uyarınca, dili fakirleşenin düşüncesi de fakirleşir. göstergesi de günlük kelime hazinesi 100 kelime ile sınırlı olanlardır.  etrafta örneği çok.</p>
<p>mesela : &#8220;gezip tozma modunda değilim&#8221;  (mood demek istiyor)</p>
<p>halbuki insan bir modda olmaz, moodda olabilir.</p>
<p>cihaz ise moodda olmaz, modda olabilir.</p>
<p>mod/mode : türkçe telaffuzu <strong>mod </strong></p>
<p>mood : türkçe telaffuzu <strong>muud</strong></p>
<p>&#8211;</p>
<p><strong>yazan:</strong> SAAB</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 39 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>meraklı şeyler</li><li>foto mod</li><li>tasarruf terimleri</li><li>mod ve mood kelimeleri</li><li>mood sakin</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/mod-ve-mood/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tevekkül ile üşengeçlik arasında</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/tevekkul-ile-usengeclik-arasinda/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/tevekkul-ile-usengeclik-arasinda/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 23:50:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ayasophia</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayattan Detaylar]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[koala]]></category>
		<category><![CDATA[mesnevi]]></category>
		<category><![CDATA[tembellik]]></category>
		<category><![CDATA[tevekkül]]></category>
		<category><![CDATA[üşengeçlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=13816</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sakinkafa.com/tevekkul-ile-usengeclik-arasinda/koala/" rel="attachment wp-att-13817"><img class="alignleft size-medium wp-image-13817" title="koala" src="http://www.sakinkafa.com/images/koala-279x300.jpg" alt="" width="279" height="300" /></a>Malumunuz, genellikle Sufî geleneğinde sıkça rastlanan &#8220;tevekkül&#8221; kavramı, günlük hayattaki kullanımının aksine, &#8220;bir işi yapmak üzere bütün insanî çabayı gösterip, neticeyi Allah&#8217;a bırakmak&#8221; şeklinde anlaşılabilir. Negatif çağrışımları, şu modern-rasyonel dünyada daha çok olan &#8220;kadercilik&#8221; meselesinin aksine tevekkül, önce esaslı bir azim, ardından sabırlı bir bekleyiş gerektiriyor. &#8220;Nasipse olur&#8221; demeden evvel, nasip olması istenen şeye yönelik, makul bir ölçüde, hamlenin yapılmasını çağrıştırıyor.<span id="more-13816"></span></p>
<p>Üşengeçlik ise, herhangi bir dinî, ideolojik sisteme dâhil olmasa da, insanlığın öteden bu yana içinde taşıdığı temel nefsanî değerlerden birisi. &#8220;Üşeniyorum, öyleyse yarın&#8221; gibi hoş kelime oyunları, &#8220;tembellik&#8221; gibi benzerlikler kurulabilir. Üşengeçliğin temelinde, &#8220;durumunu koruma&#8221; içgüdüsü yattığı kadar, &#8220;yeni bir hâl&#8221;in ne getireceğini bilememe korkaklığı da vardır. Bir yandan, &#8220;Midyat&#8217;a pirince giderken, eldeki bulgurdan olmama&#8221; felsefesini bahane kılma, diğer yandan &#8220;kim uğraşacak şimdi?&#8221; hazırcılığını şiar edinme, üşengeçliği iktiza eden davranışlar arasında sayılabilir.</p>
<p>***</p>
<p>Geçenlerde, kendimde keşfettiğim bir şeydi bu: Tevekkül ettiğimi sandığım durumlarda, aslında içten içe üşendiğimi, dehşetle, fark ettim. Meseleye giden yolları iyi değerlendirmekten, sebeplerin bir araya gelmesi için çalışmaktan ve doğru stratejiler kurmaktan üşenip, &#8220;Amaaan, olursa olur&#8230;&#8221; deyiveriyordum. Lügatimden &#8220;mücadele&#8221; kelimesi siliniyordu sanki. Neden mücadele edecektim ki? Nasipse olurdu, zaten. Tam o zaman, üşengeçlikle tevekkül arasındaki ince perdeyi, hani &#8220;tevekkül&#8221;ü anlatırken yukarıda özellikle koyduğum &#8220;şart&#8221;ı unutup, bir oraya, bir buraya salınıyordum zaman zaman.</p>
<p>Mesnevî&#8217;den bir hikâye ile bitireyim.</p>
<p>Âlim bir zat, Allah&#8217;ın herkese rızkını gönderiyor olmasını hâl diliyle öğrenmek üzere, kendince bir imtihan yapar. Der ki, &#8220;Madem Allah herkese rızkını bir şekilde gönderiyor, bakalım evden hiç çıkmadan ve hiç ses etmeden, durursam, kimse yemek getirir mi bana?&#8221; Birkaç gün böylece durduktan sonra, rızkı, komşusunun eliyle kapıya gelir. Ancak kapıyı çaldığı halde komşusu, içeriden cevap veren olmaz. Bu şekilde birkaç gün gelir, gider vefalı komşu. Her defasında elinde yemek kaplarıyla, evine döner. Nihayet âlim zât, iyice güçten düşmek üzereyken, kapı çaldığında gayriihtiyari öksürür. Komşu kapıyı zorlayarak açar ve yemeği yetiştirir. Âlimin çıkardığı ders şu olur: &#8220;Allah&#8217;ım herkese rızkını veriyorsun âmenna, ama öksürtmeden de vermiyorsun.&#8221;</p>
<p>Öksürmeyenine &#8220;üşengeç&#8221; deniyor işte.</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 1, toplam 192 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>tevekkül</li><li>öksürtmeden de vermiyorsun</li><li>üşengeclik bahaneleri</li><li>koala ile ilgili karikatürler</li><li>üşengeçlik ile karikatür</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/tevekkul-ile-usengeclik-arasinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Madde Bağımlılığı</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/madde-bagimliligi/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/madde-bagimliligi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Nov 2011 21:19:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ayasophia</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayattan Detaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=13794</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sakinkafa.com/madde-bagimliligi/madde/" rel="attachment wp-att-13795"><img class="alignleft size-full wp-image-13795" title="madde" src="http://www.sakinkafa.com/images/madde.jpg" alt="" width="300" height="221" /></a>Grup terapi seanslarında olur ya hani. Öyle başlıyorum şimdi. &#8220;Merhaba ben ayasophia. 24 yaşındayım. Ve belki inanmayacaksınız 24 yıldır bağımlıyım. Hepsini tek tek anlatacağım&#8230;&#8221; O sırada sıralarda şaşkın bakışlar. Ben, burun spreyimi çıkarıp cebimden, burun deliklerimi açıyorum. Kokain çekmeye benziyor. Az sonra temizlenmiş deliklerden, derin bir nefes alıyorum. &#8220;Evet, şimdi anlatabilirim&#8230;&#8221;<span id="more-13794"></span></p>
<p>Bazı İslam âlimleri, ruhun bedende zuhur ettiği zamanı tartışmışlar. Hatta kürtajın haram olup olmamasını, bu tartışma üzerinden okuyanlar mevcut. Bir rivayete göre, anne rahminde cenin oluşumundan kırk gün sonra ruh üflenir. Bir başka rivayet bunu yüz yirmi gün olarak belirlemiş. Eğer klasik manada &#8220;benlik&#8221; denen şey &#8220;kırk birinci gün&#8221; itibariyle üflenen ruha deniyorsa, işte o kırk birinci günden itibaren insan &#8220;madde bağımlısı&#8221; oluyor bence.</p>
<p>Zira, o andan itibaren beden adını verdiğimiz, materyal bir mekâna sahip oluyor ruh. O mekânın bir yığın ihtiyaçları beliriyor zamanla. Ve inanmazsınız, hepsi de &#8220;madde&#8221; oluyor o ihtiyaçların. Zamanla, yeme-içme kültürü adı altında normalleştirilen bütün o &#8220;maddeler&#8221;, vücudumuzun vazgeçilmezi durumunda. Tabi bununla da bitmiyor. Anne karnından çıkıp bedenimiz için de bir başka mekân bulduğumuzda, oradaki &#8220;madde&#8221;lerle de ilgilenmeye başlıyoruz. &#8220;Ev&#8221; başlı başına bir materyal/madde. Sokak da öyle. Ağaçlar, kuşlar, hava, ot, böcek, kum, akıp giden su&#8230; Hepsi madde. Oyuncaklarımız oluyor plastik maddelerden, telden ya da kumaş parçalarından. Büyüyoruz, &#8220;maddeler&#8221; içinde.</p>
<p>Sonra &#8220;fonksiyonel&#8221; maddelerle tanışıyoruz. Makinalar! Teknoloji! Mutfak eşyaları! Arabalar! Büyüdükçe biz, &#8220;madde&#8221;ler biçim değiştiriyor, daha &#8220;cici&#8221; görünüyor gözümüze. Shakespeare&#8217;den bir alıntı yapıyor Alfa Romeo isimli araba firması: &#8220;Rüyaların yapıldığı maddedeniz biz.&#8221; Camlar, kartonpiyerler, ahşap mobilyalar, kesmiyor artık. Kablolar, içten yanmalı motorlar, melamin çay tabakları, [Rafet El Roman aksanıyla] &#8220;kot pantelon&#8221;, kuru kahve, tuz, reçel, pekmez ve diğer besinler, İncirli Biskrem, nar ve incir&#8230;</p>
<p>Büyüdükçe, fonksiyonlarından ziyade verdikleri keyifle de ilgileniyoruz. Sadece ses çıkarabilmek için değil, ahenkli bir musikî icra edebilmek için alıyor eline neyi, insan. Bir başka insana, yani bir başka maddeye, âşık olmak da aynı oranda keyif veriyor insana; sevilmeyi bile önemsemiyor zamanla. &#8220;Madde bağımlılığı&#8221;nın bir diğer adı da zaten &#8220;keyif verici madde bağımlılığı&#8221; değil midir?</p>
<p>Ama artık alışkanlıklar başlıyor, bağımlılığın iyice bir farkına varıyoruz. Büyüyoruz yine! Üç öğün yemek, beş vakit abdest suyu ve seccade, bir aylık sahur ve iftar &#8220;madde&#8221;leri, terliksiz basılamayan soğuk zeminleri evlerin, doğalgaz faturları, elektrik kesintileri, efkârlanmak için bahaneye dönüşen gökyüzündeki yıldızlar. Vazgeçemediğimiz birine dönüşüyor aynı yatağı paylaştığımız kişi ve aynı zamanda alıştığımız için de sıkılmaya başladığımız. İşe gitmek, bir şeyler üretmek, kahve ve çay molalarında bolca sıvı tüketip tuvalete gitmek, kırmızı yanınca durmak, yeşil yanınca geçmek ve daha bir dolu &#8220;madde alışkanlığı&#8221; kaplıyor hayatımızı.</p>
<p>Nihayet maddelerin bize bağımlı olmadığını keşfediyoruz, büyük bir olgunlukla. Etrafımızdaki maddelerin bir çoğu kaybolup gidiyor. Buz misali eriyor bir kısmı, buhar olup gökyüzüne karışıyor, yağmur olup bir başka madde bağımlısının avucuna düşüyor. Eninde sonunda, ruhumuzun içine yerleştiği maddemiz, bedenimiz de eskiyor, çürüyor, dökülüyor, tekliyor. Kalp krizi! Kanser! Böbrek yetmezliği! Karaciğer yetmezliği! Hatta; trafik kazası! Yanlış ilaç kullanımı! İntihar! Maddeden azad oluyoruz bir şekil. &#8220;Merhaba ben ayasophia. 24 yaşındayım. Ve belki inanmayacaksınız 24 yıldır bağımlıyım. Biliyorum ki, bundan kaçış yok. Sadece, bir ruha ihtiyacım var.&#8221;</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 3, toplam 882 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>madde bağımlılığı</li><li>madde bağımlısı</li><li>madde bağımlılığı ile ilgili resimler</li><li>madde bağımlılığı resimleri</li><li>madde bağımlılığı resimler</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/madde-bagimliligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Annelerden Aforizmalar -bıyık bükmek-</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/annelerden-aforizmalar-biyik-bukmek/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/annelerden-aforizmalar-biyik-bukmek/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Nov 2011 10:54:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ayine</dc:creator>
				<category><![CDATA[Afacan Köşe]]></category>
		<category><![CDATA[Hayattan Detaylar]]></category>
		<category><![CDATA[annelerden aforizmalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=13744</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sakinkafa.com/images/birthdaycupcakes1.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-13767" title="OLYMPUS DIGITAL CAMERA" src="http://www.sakinkafa.com/images/birthdaycupcakes1-236x300.jpg" alt="" width="152" height="185" /></a>Aforizma değil belki deyim olacak bu ama sevgili anneciğim “<em>yemek sonrası keyif yapmak</em>” anlamında kullanıyor bunu, içinde biraz “<em>nispet yapmak</em>” anlamı da var sanki.. <span style="color: #999999;">(TDK’da “<em>çalım yapmak amacıyla bıyıklarını kıvırmak</em>” olarak geçiyormuş )</span><br />
<strong></strong></p>
<p><strong>Örnek diyalog:</strong><br />
Anne tabağı doldurmuştur.<br />
Ayine: <em>Annecim bu çok fazla yaa, bitiremem ben.</em><br />
Anne: <em>Ne fazlası kızım, küçücük bi çocuğun önüne koy şu yemeği, iki dakikada yer, bıyığını da büker.</em></p>
<p><strong>Bir diyalog daha:<span id="more-13744"></span></strong><br />
Ayine: <em>Anne yaa, bu kekin bişeyi eksik, hiç daha önce yaptıklarına benzemiyor, olmamış sanki.</em><br />
Anne: <em>İyi tamam, beğenmediyseniz beğenmeyin, ben yerim, bıyığımı da bükerim.</em></p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 77 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>afacan kafalar şarkısı</li><li>bıyık bükmek</li><li>çalım yapmak</li><li>sakin kafa sakin vücutta bulunur şiiri</li><li>aforizmalar</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/annelerden-aforizmalar-biyik-bukmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cesur Yenidünya</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/cesur-yenidunya/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/cesur-yenidunya/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Nov 2011 23:52:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yulimeka</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayattan Detaylar]]></category>
		<category><![CDATA[ağaç dikmek]]></category>
		<category><![CDATA[dikili ağacı olmak]]></category>
		<category><![CDATA[malta eriği]]></category>
		<category><![CDATA[saksıda ağaç yetiştirmek]]></category>
		<category><![CDATA[yeni dünya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=13732</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-medium wp-image-13734" title="cesuryenidunya" src="http://www.sakinkafa.com/images/cesuryenidunya-225x300.jpg" alt="" width="237" height="343" />Haziran 1999</p>
<p style="text-align: justify;">Düğünümüzün akabinde el öpmek için eşimle memlekete geldik. Eskinin meşe palamutu -ki bizim oraların deyişiyle bildiğin pelittir kendisi- tüccarı, şimdinin halı fabrikatörü, değil köyümüzün &#8211; kasabamızın, vilayetimizin medar-ı iftiharı, vergi rekortmeni ve dahi her ne kadar “babababa” mın en küçük kardeşi olsa da bir o kadar zıt karakterli, soyumuzun ateş oğulları boyundan muhterem “annebaba” mın elini öpmek ve şereflenmek amacıyla kendisinin çarşının tam orta yerindeki dükkanına girdiğimizde öğlen sıcağı bastırmış, hacı amcalar daha yeni hacıhasan camiinden çıkıyorlar, hacı olmayan amcalar ise dükkanların önlerine attıkları iskemlelerde gölge altında uyuşuk uyuşuk memleket kurtarıyorlardı.<span id="more-13732"></span></p>
<p style="text-align: center;" align="center"><strong>***</strong></p>
<p style="text-align: justify;">5 Mayıs 1989 Cuma</p>
<p style="text-align: justify;">Yarın bayram. Yarın Ramazan Bayramının birinci günü olduğuna göre bugün de öğleden sonra tatil çünkü arefe. Öğleyin zilin çalmasıyla beraber şehrin en uzak okulunun bahçesinde sıraya dizildik. Biz yani Ferhat, İsmail ve ben kalabalığın ortasının ortasındayız. Kalabalığın ortasındayız çünkü biz üçüncü sınıfa gidiyoruz. En solda birinci sınıflar, en sağda beşinci sınıflar. Merdivenin tam karşısında bizim sınıf. Ortanında ortasındayız çünkü üçümüz de orta boyluyuz. Kısa boylular en öne, uzun boylular en arkaya. Mehmet öğretmenin bir hareketiyle herkes sus pus. Mehmet öğretmen diğer öğretmenler gibi değil. Diğer öğretmenleri saymayan sayıları az da olsa birkaç öğrenci var mesela çete Nurullah ve baş yardımcısı Almanyalının oğlu Mustafa… Ama onlar bile Mehmet öğretmenin bir hareketiyle sus pus olup hazır ola geçiyorlar. Onlar da biliyor ki Mehmet öğretmenin intikamı acı olur. İstiklal marşımızı Mehmet öğretmenin ellerini takip ederek okuyor ve yine elinin bir hareketiyle bitiriyoruz. Müdür bey bir adım öne çıkıyor ve gür sesiyle bağırıyor “İyi tatiller”</p>
<p style="text-align: center;" align="center"><strong>***</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Haziran 1999</p>
<p style="text-align: justify;">Dükkandan içeri adım attığınız andan itibaren kesif bir yün halı kokusu sizi karşılardı. Bilmeyen ve tanımayanlar için itici gelen bu koku halı tezgahları ve yün argaçları içinde yetişmiş bizler için şimdi bile özlenen, yanında olmak istenen bir rayihadır ama eşim alışkın olmadığından istemeyerek de olsa yüzü buruşmuş, kokuyu duymamak amacıyla burnunu tutmak için hareket etmeye yeltenen elleri benim ufak bir hareketimle engellenmişti. Daha önce de söylemiştim kendisine böyle bir durumda eliyle burnunu tıkamak saygısızlık addedilirdi. Onun için herhangi bir fiziksel rahatsızlığınız olmasa bile burnunuzu tatile sokarak ağzınızdan nefes alıp vermeli, sanki burnunuzda et varmış numarası yapmalısınız. Konuşmanız karşı tarafa biraz garip gelebilir, sesinizin tonu değişebilir ama en azından karşıya saygısızlık olmazdı. Hatta size karşınızdaki muhatap size eşten dosttan tanıdık bir doktor bile tavsiye edebilir daha kötüsü kendi köylerindeki Himmet dayının muzdarip olduğu burun rahatsızlığının ebucehil kavunu suyunu çekerek nasıl bir anda geçtiğini anlatıverirdi. Rahmetli himmet amca bu rahatsızlığından gerçekten de böyle kurtulmuştu. Zaten isminin başındaki lakabı da bu şekilde almış, ebucehil kavunu suyunu burnuna çektikten üç gün sonra aniden ruhunu teslim etmiş ve Hakkın rahmetine kavuşmuştu…</p>
<p style="text-align: center;" align="center"><em>***</em></p>
<p style="text-align: justify;">5 Mayıs 1989 Cuma saat 13:15</p>
<p style="text-align: justify;">Eve apar topar gelmiş, üzerimi değiştirmiş, dedemin dükkanda olmasını da fırsat bilerek niyet edip niyet eyleyip Allah rızası için tuttuğum tekne orucumu babaannemin kabak içiyle hazırladığı dolamalı börekle bir güzel bozmuştum. Tam zamanında Ferhat aşağıdan seslendi, yanında İsmail de vardı. Hemen koşturdum aşağıya. Ben aşağıya inene kadar ortalık kızışmıştı. İsmaille Ferhat fena kapışıyorlardı. Mesele de çok mühimdi… brujli nin kaç kurşun yedikten sonra öldüğü her zaman için çözülemeyen bir muamma olmuştu bizim mahallenin çocukları arasında. Büyük çoğunluk 59 olduğunu söylüyordu ama bazı oyunbozanlar 65 taramalı kurşunu yedikten sonra öldüğünü söylüyor ve tartışmalara neden oluyorlardı ki İsmail de bunlardan biriydi. Biz ellidokuz mu altmışbeş mi diye tartışırken şöyle gözümün ucuna köfteci selaminin arabası ilişiverdi. Köfteci selaminin arabasının bizim mahalleye gelmesine imkan olmadığına göre biz köfteci selaminin bugün için olması en muhtemel yer olan Pazar yerine gelmiştik. İsmail babasının nalbur dükkanına doğru yokuş yukarı bizden ayrıldı. Ferhatla ben az daha yürüdük ve ferhatın babasının tezgahına vardık. Ferhatın babası manavdı ve bizim oranın pazarının en güzel ve en pahalı meyvelerini hep o getirirdi. Gözüme ilişen sarı bir meyveyi daha önce hiç yememiştim. Gözümün takılı kaldığını gören ferhatın babası içlerinden üç tanesini seçip bana uzattı ve “oğlum ye helal olsun bak bunun adı yenidünya ha”</p>
<p style="text-align: center;" align="center"><strong>***</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Haziran 1999</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Dedem yani annebabam yani yukarıda söylediğim gibi soyumuzun ateşoğulları boy beyi önündeki masadan biraz daha uzundu sadece o kadar. İnadına dört ayaklı bir sandalyede oturur, oturduğu zamansa masanın içinde daha bir kaybolup giderdi. Selma verdik, yanına yaklaştım, elini öptüm, sonra eşimi gösterdim. Dede bak bu gelinin diyebildim yanlızca fısıldayarak, o da beni örnek alıp ağzının ucuyla fısıldayarak “hoş geldin gızım” dedi ya da ben öyle demesini umduğum için öyle dediğini zannettim. Eşim de dedemin elini öptü. Biraz zaman geçti. İşaret etti karşısındaki iki sandalyeye de biz oturduk. Dedem hesap yapıyordu, biz birbirimize bakıyorduk, dedem arada kafasını kaldırıp bize bakıyor, biz yere bakıyorduk… sonra birden kalemi elinden atıp söze girdi dedem “insanın şu dünyada bir dikili ağacı olacak, ye iç yatla olmaz, çalışmayla biriktirmeyle olur, kazanacaksın, kazandığını biriktireceksin, biriktirdiğini harcamayacaksın, bir dikili ağacın olacak” eşim anlamamış bana bakıyordu ama bendende medet yoktu konuşmanın giriş ve gelişme bölümlerini anlamıştım ama sonunu tahmin edemiyordum ve bu da konuşmaya ayrı bir heyecan katıyordu. Dedem eğitimini almamıştı ama tretmanı iyi bilirdi, karşısındakini nasıl heyecanlandırılacağının en eski ve temel kurallarını konuşmalarında tam olarak uygulardı.</p>
<p style="text-align: center;" align="center"><strong>***</strong></p>
<p style="text-align: justify;">5 Mayıs 1989 Cuma saat 13:45</p>
<p style="text-align: justify;">Elimde üç tane yeni dünya Ferhat ve Ferhatların tezgahından ayrıldım, telikçileri geçtim, balıkçıları geçtim, zeytincileri geçtim, bankayı geçtim, doktorun muayenehanesini ve eczaneyi de geçtim ve dedemin dükkanının önüne geldim. Koşarak içeriye daldım ve dede diye bağırdım. Dedem yani babababam yani benim adaşım yani tontonum yani soyumuzun barutoğulları boy beyi hafız amca ve hacı Necati amcayla oturuyordu. Dişiyle alt dudağını ısırdı ki bu çok sinirlendiği anlamına gelirdi ve “çık dışarı adam gibi gir dükkana” dedi. Birden hatırladım, bir dükkandan içeri girerken mutlaka selam vermeli ve hayırlı işler dilemeliydim. Kös kös elimdeki yenidünyaları sıkarak dışarı çıktım, kös kös tekrar içeri girdim ve “selamun aleyküm, hayırlı işler dede” dedim hafız amcanın yanına vardım elini öptüm, hayırlı cumalar dedim. Hacı Necati amcanın elini öpmeyi istemiyordum çünkü o hep hacıyağını sağ eline boca ediyor ve beni tık nefes bırakıyordu ama dedemin korkusundan onun da elini öptüm. Dedemin yanına dolandım tuttum bir de onun elini öptüm, hayırlı cumalar dedim. Dedem başımı okşadı ve çok cumalar gör oğlum dedi. Yanaklarımdan öptü beni ve ben çok mutlu oldum. Dedeme elimdeki yenidünyaları gösterdim. Birini ben yolda yemiştim, koca koca çekirdekleriyle de oynaya oynaya gelmiştim. Onlarıda gösterdim dedeme. Diğer yenidünyaları hafız amcayla hacı Necati amcaya ikram ettik. Onlarda koca koca çekirdeklerine ve ilk defa yedikleri yeni dünyanın tadına hayran oldular, ve nasıl yetiştiği konusunda konuşmaya başladılar. Ben bu sırada çoktan cam kenarındaki yerimi almış şehrin öbür yakasını gözlüyor ve kendi evimizi bulmaya çalışıyordum. Elim çekirdeklerden yapış yapış olmuştu. Çekirdekleri hemen yanımdaki saksıya attım ve tekrar hayallerime daldım.</p>
<p style="text-align: center;" align="center"><strong>***</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Haziran 1999</p>
<p style="text-align: justify;">Dedem yani anneanem yani soyumuzun ateşoğulları boy beyi gözleri çakmak çakmak bir bana bir eşime bir süre baktı ve finalini yaptı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“var mı senin bu dünyada bir dikili ağacın?”</strong></p>
<p style="text-align: center;" align="center"><strong>***</strong></p>
<p style="text-align: justify;">5 Mayıs 1989 Cuma saat 14:30</p>
<p style="text-align: justify;">Hafız amcayla hacı Necati dükkandan ayrılıp çaycı cıvık amca da boşlarını aldıktan sonra dedemle yalnız kalmıştık. Dedem ortalığı şöyle bir toparlayıp yanıma geldi. Gözlerine baktım ve gülümsedim. O da bana gülümsedi. Ellerini açıp çekirdekleri gösterdi, seninkileri ne yaptın dedi saksıyı gösterdim gel bak yanıma dedi hadi bunları buraya gömelim belki biter ha dedi heveslendim çekirdekleri birlikte bir güzel saksıya gömdük ve can suyu verdik.</p>
<p style="text-align: center;" align="center"><strong>****</strong></p>
<p style="text-align: justify;">../../1991</p>
<p style="text-align: justify;">Mahallemizin camisinin inşaatı yeni bitmişti. Bir gün ikindi vakti dedem elinde bir kese kağıdıyla geldi balkondan ona el salladım ve aşağıdan bana seslendi gel oğlum gidiyoruz dedi merdivenleri üçer üçer atlayarak cevizin dibinde beni bekleyen dedemin yanına vardım, elinden tuttum. Camiye doğru yürüdük, caminin önünde oturanlar dedemi görünce şöyle bir toparlanıp dedemin verdiği selamı aldılar. Müezzin Ahmet abi dedemin yanına geldi ve buyur hacı amca dedi. Dedem elindeki kese kağıdından iki fide çıkardı Ahmet bunları şu zeytinle dutun arasına dikelim dedi, sonra bana döndü “hatırladın mı bunları, senin diktiğin yeni dünyalar, bak kocaman oldular”. Ahmet abiye yardım ettim, dedem bize baktı, yenidünyalar yeni dünyalarına kavuşmuştu. Dedemin elinden tuttum, kasıla kasıla eve kadar yürüdüm. Benim iki tane ağacım vardı…</p>
<p style="text-align: center;" align="center"><strong>***</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Haziran 1999</p>
<p style="text-align: justify;">Dedemin gözlerine şöyle bir baktım, yutkundum ve ömrümde ilk defa ona cevap verdim ;</p>
<p style="text-align: justify;">“evet, var… benim iki tane yenidünyam var!”</p>
<p style="text-align: justify;">Dedemin çakmak çakmak gözleri birden sönüverdi, birden o kadar küçüldü ki ya da ben birden o kadar büyüdüm ki…</p>
<p style="text-align: center;" align="center"><strong>***</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Eylül 2007</p>
<p style="text-align: justify;">Mahallemizin camisinin hocası misafirimiz oldu doyduğum memleketimde. Oğlu liseyi kazanmıştı, onu kaydettirecekti… laf arasında sordum yenidünyalarımı… şaşırdı, benim olduklarını öğrenince… çocukların en çok sevdiği ağaçlarmış, meyvelerinin ağırlığından dalları yere yaklaşır ve her yaşta çocuğun kendisinden tatmalarına izin verirlermiş…</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Benim cesur ve mağrur yenidünyalarım…</strong></p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 49 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>5 mayis 1989 arife gunu</li><li>bayram ziyaretleri el öpme</li><li>cesur yeni dünya nasıl bitiyor</li><li>fizik beden icin el opmek</li><li>hacı amcanın vücudu</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/cesur-yenidunya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ömrümüz Kurban, Ahiretimiz Bayram Olsun</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/omrumuz-kurban-ahiretimiz-bayram-olsun/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/omrumuz-kurban-ahiretimiz-bayram-olsun/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Nov 2011 17:45:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yulimeka</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayattan Detaylar]]></category>
		<category><![CDATA[bayram tebriği]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[kurban bayramı tebriği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=13676</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.sakinkafa.com/images/bayramtebrigi.jpg"><img class="size-large wp-image-13675 aligncenter" title="bayramtebrigi" src="http://www.sakinkafa.com/images/bayramtebrigi-688x1024.jpg" alt="" width="443" height="658" /></a></p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 562 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>vücudumuzun değerinin olduğunu anlatan şiir</li><li>vücudumuzun değerli olduğunu anlatan şiirler gösteriniz</li><li>vücudumuzun değerli olduğunu anlatan ilkokul şiir</li><li>vücudumuzun değerli olduğunu anlatan şiirşiirler</li><li>vücudumuzun değerli olduğunu anlatan dörtlükler</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/omrumuz-kurban-ahiretimiz-bayram-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>O.D. – I ; Hava</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/odhava/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/odhava/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2011 23:32:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sahidüş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayattan Detaylar]]></category>
		<category><![CDATA[kamu görevlileri]]></category>
		<category><![CDATA[N.Ç. olayı]]></category>
		<category><![CDATA[tecavüz]]></category>
		<category><![CDATA[yargıtay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=13624</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sakinkafa.com/odhava/hava/" rel="attachment wp-att-13627"><img class="alignleft size-medium wp-image-13627" title="hava" src="http://www.sakinkafa.com/images/hava-300x202.jpg" alt="" width="300" height="202" /></a>Dünyaya geldiğinde henüz bir yaşında bile değildi.</p>
<p>Zaten yaşadıkları ona hep yaşından büyük gelmişti ve bu, yaşayacaklarının da hep yaşından büyük geleceği öngörüsünü güçlendiriyordu. Neye uğradığını bilemeden, kulaklarında her vakit dolgunluk hissettiren  bir fokurdamanın içinde vücut bulmuş, bu karanlık, bu yalnız, bu ıssız ortamda kendini sahipsiz hissetmeyi ilk kez tatmıştı. Güven duygusunu bilmiyordu. Hissettiği şey sahipsizlik değildi belki ama sahipsizlikle ilgili olduğu muhakkaktı.<span id="more-13624"></span></p>
<p>Sürekli bir devinim halindeydi içerideyken, duruşundan rahatsız oluyor bir o tarafa bir bu tarafa dönüp duruyordu. Bu anlarda, kendini koruduğunu düşündüğü örtünün koca koca eller tarafından sıvazlanıp okşandığını, iyi ve güzel olduğunu düşündüğü hislerle kendisine yönelik uğultulu konuşmalar yapıldığını duyuyordu, su altından yukarıdakilerin konuşmalarını duyar gibi.</p>
<p>Annesi bir hayli korkmuştu onu içinden çıkarıp hayat denen gurbete uğurlarken. Aylar boyunca annesinin içinde önce bir boşluk oluşturmuş ve zamanla  kendi oluşturduğu bu boşluğu doldurmuştu. Doğumla birlikte, hayatın içinde kendisi için ayrılmış boşluğu varlığıyla, anlamıyla doldurmak isteyecek miydi, bilinmezdi.</p>
<p>Balçıktan çıkmış çirkin bir yaratık gibiydi ilkin. Annesinin bacakları arasından hayata sızar sızmaz ağzını alabildiğine açmıştı ve burun delikleri olduğundan çok daha büyük bir güçle ortamdaki oksijeni çekip çekip geri bırakıyordu. Ne güvendiği ortamdan dışarı atılışı idi dert ettiği ne de tepesinde meraklı ve rahatsız edici bakışlarla dikilen heyula ordusu. Tek derdiydi, hava.</p>
<p>Kocaman bir çift göz gördü  gözlerini ilk açtığında. Burnunun dibine kadar yaklaşıp yaklaşıp uzaklaşan kocaman bir çift göz. Bir teki diğerinden bağımsız seğiren, tekinsiz. Bir annesine bir kendisine bakan. Annesine bakarken seğiren kendisine bakarken normalleşen bir çift göz. Seğiren göz, gülüşmeler arasında ayaklarından tutup baş aşağı salladı ve yanındaki hemşireye verdi bebeği.</p>
<p>Bakıcılar onu yıkayıp temizleyip sarıp sarmaladılar ve annesinin kucağına verdiler. Annesinden daha deneyimliydi. Etraftakilerin dürtü dediği ama kendisinin bile isteye sergilediği bir davranış dizisiyle, başını önce  annesinin kollarının arasında sabitledi sonra da göğsüne ağzını yapıştırıp kendisi için hazırlandığını bildiği besini emmeye koyuldu. Annesinin göğsünden beynine doğru önce bir karıncalanma bir elektriklenme hücum etti, dilinin başladığı ve bittiği yerler gıdıklandı. Ama sonrasında işe yaramanın, hayat vermenin, yaşam kaynağı olmanın baştan çıkarıcı gururu ile kızını, O.D.’u seyretti gözlerindeki buğunun izin verdiği ölçüde, gülümseyerek.</p>
<p>O. dediler adına. O.D. diye kayıtlara geçti.</p>
<p>***</p>
<p><em>“Aslında korkmuştum doktor seni içimden çekip çıkardığında. Bir sana bir bana bakıyor ve en az bizler kadar heyecanla doğumunu bir ayine dönüştürüyordu sanki. Pespembeydin, seni yıkayıp temizleyip sarıp sarmalayıp kucağıma verdiler. İçimden güldüm bakıcılardan alıp seni bağrıma bastığımda, bundan mı korkuyorum, dedim. Sen farkımda bile değildin. İçine yerleştirilen, hiç farkında olmadığın dürtüler seni yönlendiriyordu. Vakit kaybetmedin, dudakların göğsümü buldu. Pespembeydin. Vakumlama konusunda henüz uzmanlaşmamış dudaklarının kenarlarından pembe yanaklarına doğru kılcal inceliğindeki süt sızıntıları yol buluyordu kendine. </em></p>
<p><em>Adına o anda karar verdim.”</em></p>
<p>‘Başını sallayıp durmasana kızım!’</p>
<p>Anneannesi uzun saçlarını örgü yaparken okuyordu O.D. yukarıdaki satırları. Annesinin günlüğüydü. Dikkati dağıldı, okuduğu yeri kaçırdı, uzun bir süredir okşanan şaçlarından bedenine nüfuz eden uyuşukluk dolu bakışlarıyla sayfada gezinti yaptı. Sayfanın başına konan tarih, doğum gününden üç gün sonrasıydı. Kim bilir kaç kez okumuştu, babası bir ziyaretine o defterle birlikte geldiğinden bu güne kadar.</p>
<p>Günlük yarıda kalmış bir roman gibiydi. Dokusu tamamlanmamış, karakterleri yerleşmemiş, olayların da heveslerin de orta yerinde kesilip bırakıldığı bir yarı roman gibi. İlk kez merak etti ve defterin bir şeyler çiziktirilen en son sayfasına tarih atılıp atılmadığına baktı. Gözü gayri ihtiyari duvardaki saate kaydı. Geç olmuştu. Annesinin attığı son tarih ne kadar erken, duvardaki saat ne kadar geçti. Tarih not edilip dondurulabiliyor, saatler basit müdahalelerle durdurulabiliyordu. Ama zaman… Avuç içinde kavranmaya çalışılan su gibi. Dondurulamıyor, durdurulamıyordu. Tarihe hükmediyor, saatlere ayar veriyordu.</p>
<p>Aklına bir sınavın son dakikalarında ‘Son beş dakika!’ uyarısı veren öğretmene arkadaşlarından birinin ‘Hocam süreyi durdurun’ dediği geldi. Öğretmen pişkin bir eda ile ‘Süreyi durdurabilirim Nermin Çoban, ama benden zamanı durdurmamı isteme’ demişti.</p>
<p>Anneanne örgüyü bitirince O.D. de elindeki günlüğü özenle televizyon dolabındaki yerine yerleştirdi. Artık uyuması gerektiğini yoksa yarın geç kalacağını söyleyen anneannesine değil, ortaya ‘Biraz hava alacağım’ diyerek balkona çıktı. Temiz hava uyuşukluğunu da gidermişti.</p>
<p>Burun delikleri sınırlarını zorlayarak alabildiği bütün oksijeni alıp verirken, balkonun görüş alanında karanlıkta gözüyle görüntüler oluşturarak seri bir ufuk turu yaptı. Harlanıp sönükleşen kırmızı bir noktada asılı kaldı bakışları. Önce kendisinin yarattığını sandı kırmızı noktayı. Daha dikkatli bakınca da birinin ailesinden gizli sigara içtiğini düşündüğü bir karaltı sezer gibi oldu. Kırmızı noktanın iyice parlayarak oluşturduğu halede belli belirsiz gövdenin kendisine dönük olduğunu ürpererek hissetti. Hatta bir an göz göze geldiğini sandı. Kendisine bakan yüzün orta yerinde ışık huzmesiyle parlayıp matlaşan kırmızı camı fark etti.</p>
<p>Başka bir tarafa dönüp başka görüntüler yaratmaya çalıştı karanlıkta ama gözünün önüne sürekli aynı kırmızı hale geliyordu. Ensesinde hissettiği yel vücudundaki bütün tüyleri elektriklendirince burada daha fazla duramayacağını, inat ederse sonunda içeriye çıldırmış bir şekilde gireceğini düşünerek kafasında günlükle ilgili yarım kalmış hesabı tamamladı: ‘Annemin hayatında geçirdiğim süre ile annemsiz hayatımda geçirdiğim süre nerdeyse aynı.’</p>
<p>İçine son ve derin bir nefes daha çekerek ciğerini temiz hava ile doldurdu. ‘Yarın hava yağacak galiba’ diye kıpırdadı dudakları. Kapıyı iyice kapadığından emin olarak odasına geçti.</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 90 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>Sahidüş</li><li>ilk örgüyü kim buldu</li><li>vucutta hava</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/odhava/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başka Kelimelerle Anlatmak</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/baska-kelimelerle-anlatmak/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/baska-kelimelerle-anlatmak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2011 13:20:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ayine</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayattan Detaylar]]></category>
		<category><![CDATA[sakinkafa tv]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=12975</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div align="center"><div style="float:center;"><span class="youtube">

</span><p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=Hzgzim5m7oU"><img src="http://img.youtube.com/vi/Hzgzim5m7oU/default.jpg" width="130" height="97" border=0></a></p><p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=Hzgzim5m7oU">www.youtube.com/watch?v=Hzgzim5m7oU</a></p></div></div>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 114 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>giles lamb ekşi</li><li>vücudumuzun değerli oldugunu anlatan bir şiir yazalım</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/baska-kelimelerle-anlatmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vuslat</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/vuslat/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/vuslat/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Nov 2011 13:23:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sizden Gelenler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayattan Detaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=11273</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-13586" title="vuslat" src="http://www.sakinkafa.com/images/vuslat-300x204.jpg" alt="" width="236" height="174" />Önce bir rüzgâr esti hafiften. Üşüdüğümü hissettim. Soğuktan mı yoksa yalnızlıktan mı üşüyordum bilemiyorum. Yıllanmış montum artık beni ısıtmıyordu. Tipi bastırdı aniden, sakalıma yapışan kârlar topaklanmaya başlamıştı. Çaresizce dolanıyordum. Bir elimle montumun açılmasını engelliyor, bir elimle de şişemi sıkı sıkıya tutuyordum. Bir bina duvarının dibine oturdum. Hava yumuşadı, şehirde giyidi beyazlarını…<span id="more-11273"></span><br />
Yıllar önce gitti. İki kızımı da alıp gitti. Son sözleri aklımdaydı; “Delisin sen!”. Kızlarım beni hatırlıyorlar mıydı acaba? Delirmiş bir babalarının varlığından haberleri var mıydı? Yoktu, olmayacaktı da zaten. Kim bilir, kime baba diyorlardı? Ah Neriman. Her şeyimdin. Sen benim düşüncelerimin temeliydin. Seni ve kızlarımı özlüyorum…<br />
&#8212;</p>
<p>Hep aynı yerdeydi. Bu sert ve soğuk kışa nasıl dayanıyor, anlamıyorum doğrusu. O sıradan bir ‘şarapçı’ değildi. Bir filozof olduğunu duymuştum. Birkaç kez konuşmayı denedim fakat agresif bir adamdı, tersledi beni. Kırk beş yaşlarında, saçı, sakalı birbirine girmiş, yeşil mont, yazdan kalma fötr şapka, siyah bir atkı, baston yerine kullandığı bir şemsiye, eskimiş botları ve sırt çantası… Kimdi, neydi, nereden gelmişti? Bir türlü anlam veremiyordum. Ah bir konuşabilsem, çözülecekti belki koca ve yalnız çınar. Zeynep’i aramalıydım.<br />
Zeynep. Güzel Zeynep. Küçücük elleri, yeşil gözleri, rüzgârın dalgalandırdığı saçları ile bir melek yansımasıydı adeta. Yirmi ikisine girdi bu ay. Ne de yakıştı ona aldığım kırmızı hırka. Zeynep’im, biricik Zeynep’im. Ne güzel sevişirsin sen. Kalbimin yegâne parçası. Fakülte kütüphanesinde gördüğüm ilk an ki gibi heyecanlanırım küçük gözlerine bakınca, minik ellerine dokununca, kırmızı dudaklarını öpünce…<br />
&#8212;</p>
<p>Aynanın karşısındayım. Akşamdan kalma bir boya var yüzümde. Yataktaki adama bakıyorum. Deliksiz bir uyku! Nasıl başarıyor, bilemiyorum doğrusu. Her gözümü kapadığımda karşımda bana bakıyor. “Neden gittin, sana ihtiyacım varken?” diyor. Kızlarını soruyor. “Merak etme! Kızların iyi.” diyorum. Her zaman ki gibi bakıyor bana. Konuşamıyorum.<br />
Hikmet! Nerdesin, Kiminlesin? Affet beni Hikmet. Seni hiç bırakmamalıydım. Çok geceler ağladım, seni düşündüm. Beni affet sevgilim, affet.<br />
Zeynep üçüncü sınıfa geçti. İstediğin gibi gazeteci olacak. Seni özlüyor fakat kimseye söyleyemiyor, “ruh hastası” bir babasını olduğunu. Çokça şahit oldum ağladığına. Sana çekmiş, gözyaşı dökmeden ağlıyor…<br />
Ve Selin. Lise son sınıfa geçti bu sene. Ablası gibi değil o, seni düşünmemeye çalışıyor. Ayrılırken daha bir yaşına basmamıştı. Senin öldüğünü biliyor –gerçi yaşadığını da bilmiyorum ki–. Kenan’ ı babası olarak görüyor, çokta iyi anlaşıyorlar. Öğretmen olacakmış. Geçenler de bir çocuk öpmüş bunu. Nasıl heyecanlıydı bir görsen. Ah Hikmet’in seni soruyor, cevap veremiyorum. Neredesin Hikmet, neredesin hayatım?<br />
&#8212;</p>
<p>Cüneyt aradı.. Gördüğü adamı anlattı. Uzun süredir takip ediyordu o adamı. Neden böyle bir şey yaptığına akıl erdiremiyordum açıkçası. Sıradan bir şarapçıydı işte. Kim bilir nasıl bu hallere düşmüştü. Tanrı yardımcısı olsun…<br />
Altı yaşındayım. Hayal meyal hatırlıyorum, o günleri. Annem kolumu çekiştirirken, yaşlı gözlerle son kez bakmıştım babama. Annemin anlattığına göre deli bir filozofmuş. Hıh! Sanki biz normaliz… Annem, Kenan’a ne kadar ‘baba’ dememi istese de olmuyor, söyleyemiyorum. Babam şimdi nerelerdedir? Yeni bir hayat mı kurmuştur, yoksa annemin dediği gibi ölmüş müdür?<br />
Annem; Neriman. O da üzülüyor. Çok yaşlandı, yıprandı. Sevmediği birisinin yanında şimdi. Zamanın getirdiği acılar yüzüne kazınmış. Onu hep aynanın karşısında kendi ile yüzleşirken buluyorum. Yapma, kendini bu kadar yıpratma anne. Yeter artık ağladığın, bekle ve ümit et anne. Tanrı yardımcımız olsun…<br />
&#8212;</p>
<p>Nefes alamıyordum artık evde. Herkes çıkınca hücre odasından farksız oluyordu, bu ev bana. Biraz yürümek istedim, dışarı çıktım. Buz gibi havayı iliklerime kadar hissettim, buna çok ihtiyacım vardı. Sadece yürüyordum, kalabalık caddede ki boş insanları geçerek. Çaresizdim, sadece onu düşünüyordum. Tanrım yardım et bana, aklımı kaçırmak üzereyim…</p>
<p>Bacaklarım karıncalanmıştı. Şarabım da bitmek üzereydi. Hareket etme ihtiyacı duydum. Tıklım tıklım cadde de tek başıma yürüyor gibiydim. Beni gören herkes kenara çekiliyordu. Bir an düşecek gibi oldum. Anti bir çaba da göstermedim. Sona geldiğimi hissettim, bıraktım kendimi. Evet, artık bitiyordu. Caddenin soğuk ve çamurlu taşlarına çok az kalmıştı ki düşüşüme biri engel oldu. Lanet olsun! Yine başaramadım… Kafamı kaldırdığımda masum bir tebessümle karşılaştım. Bu kadar merhametli bir gülüşü en son ne zaman gördüğümü hatırlamıyordum.<br />
Yine o, aptal çocuk! Benden ne istiyor anlamıyordum. Birde kız var yanında. Tiksinmiş gözlerle süzüyordu beni. Ona bakınca garip duygular hissettim. Keşke konuşabilseydim ama yapamadım. Kolumu sıkı sıkı tutmuş çocuğa baktım. Konuşmak istiyordu. Her halinden belliydi bu. Benimle ne konuşacağını gerçekten anlamıyorum. Sert bir hareketle kolumu çektim. Hâyal kırıklığına uğramıştı. Genç kız, elini tutmuş, “Gidelim Cüneyt, deli bu adam.”, diyerek çekiştiriyordu. Farklı bir şeyler vardı bu kızda ama duramadım. İlerlemeye devam ettim. Son sözleri kulaklarımda çınlıyordu, “Deli bu adam!”.</p>
<p>Çok üşümüştüm. Boynuma sardığım fular rüzgârın etkisiyle sağa sola dalgalanıyordu. Yağmur damlalarının çıkardığı hoş bir ses ile yürüyordum cadde de.</p>
<p>Kar sahneyi yağmura bırakmıştı. Sakalımdan süzülen damların düşüşünü izliyordum. Aklımda sadece o vardı. Karşımda ki kadın ne kadar da benziyordu Neriman’a…</p>
<p>Bir anlık kafamı kaldırmıştım. Bana doğru gelen adamı gördüm. Göz göze geldik. Nasılda benziyordu Hikmet’ ime.</p>
<p>Göz göze geldik bir an. Ağlıyor muydu, yoksa yağmur damlaları gözlerine mi süzülmüştü? Nedense asansör boşluğuna düşmüş gibi nefesim kesildi.</p>
<p>Nutkum tutuldu. Bana yaklaşan ‘pis adam’dan gözlerimi ayıramıyordum.</p>
<p>Ne vardı ki bu kadında ilgimi çeken. Bir daha bakmak istiyordum ama çekiniyordum.</p>
<p>Bir kez daha bak. Lütfen kaldır kafanı.</p>
<p>Kafamı kaldırdım. Ne güzel yüzü vardı.</p>
<p>Ne de sert baktı öyle. İyice yaklaşmıştık.</p>
<p>Neden kenara çekilmiyor? Neden diğer insanlar gibi beni görmezlikten gelmiyor?</p>
<p>Daha önce karşılaştık mı seninle? Adını söyle bana.</p>
<p>Tanıyor muyum seni? Bir şey söyle de durayım.</p>
<p>Niye durmuyorsun? Seni tanıdığıma eminim.</p>
<p>N’ olursun yavaşla biraz. Söyle, söylemek istediğini.</p>
<p>Dur, lütfen dur. Saati sor bana. Evet, evet hadi saati sor.</p>
<p>Ben konuşamam ki. Neriman’ dan sonrası yok benim için.</p>
<p>Ss..sen O musun? Doğru söyle, sen misin Hikmet?</p>
<p>Hayır, hayır. Bu yüz… Neriman?</p>
<p>Evet, evet sensin Hikmet. Dur, yavaşla lütfen.</p>
<p>Neriman. Kokunu hissediyorum, geçip gidecek misin?</p>
<p>Sevgilim dur!</p>
<p>Gitme, gitme hayatım gitme bir kez daha.</p>
<p>Öylece geçiyorsun yanımdan.</p>
<p>Yeter artık, daha fazla uzaklaşma benden.</p>
<p>Hikmet gitme, yaşatma bana bu acıyı.</p>
<p>Söyle adımı Neriman. Söyle de döneyim sana, lütfen..</p>
<p>Bu kadar mıydı? Seni çok bekledim. Bunun için miydi?</p>
<p>Ne kadar da uzaklaştın benden, hâlbuki hep seni düşledim ben.</p>
<p>Caddenin sonundasın…</p>
<p>Başındasın…</p>
<p>Pislik, seviyorum seni.</p>
<p>Sefil, aşığım sana.</p>
<p>Beni affet Hikmet, seni seviyorum sevgilim.</p>
<p>Sana hiç darılmadım, ölene kadar seveceğim seni.</p>
<p>Seni seviyorum..</p>
<p>Seni seviyorum..</p>
<p>Seni seviyorum…</p>
<p>Seni seviyorum…</p>
<p><strong>Yazan:</strong> Donjuan</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 1, toplam 80 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>vuslat</li><li>Ahh bir konuşabilsem</li><li>delı yurek zynep ım zeynepım sarkısı dınle</li><li>sana benzeyen biriyle yolda göz göze geldık kafamı</li><li>tutkularınla yüzleş</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/vuslat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üzülmeyi Öğrenmek</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/uzulmeyi-ogrenmek/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/uzulmeyi-ogrenmek/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Oct 2011 16:19:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yulimeka</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayattan Detaylar]]></category>
		<category><![CDATA[şeker portakalı]]></category>
		<category><![CDATA[üzgünlük]]></category>
		<category><![CDATA[üzülmek]]></category>
		<category><![CDATA[yaramaz çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[zeze]]></category>
		<category><![CDATA[zezenin hikayesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=13563</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-medium wp-image-13564" title="uzulmeyi-ogrenmek" src="http://www.sakinkafa.com/images/uzulmeyi-ogrenmek-300x272.jpg" alt="" width="178" height="172" />Taşradan Ankara’ya bir şehirler arası otobüsteyim. Gecenin zifiri karanlığı. Taşradan Ankara’ya bir şehirler arası otobüsteyim cümlesinin nostaljik yansımalarının ötesinde ön koltuğun arkasına monte edilmiş bir küçük kutu ve içinde envai çeşit cümbüş. Kanalları geziyorum, izlenecek bir şey yok derken otobüsün ön camına yerleştirilmiş kamera sizin şoförle empati kurmanızı sağlıyor. Otobüsün uzun farları eşliğinde gecenin yırtılan karanlığı, yol çizgilerinin ve tabelaların parlayan fosforuna karışıyor ve dalıyorum…<span id="more-13563"></span></p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p style="text-align: justify;">Şeker portakalını ilk okuduğumda küçüktüm, ilkokul dörde gidiyordum. Küçüktüm ve benim gibi bir küçüğün hikayesini anlayamamıştım ama yinede üzülmüştüm ve sonradan anladım ki insanın sevmesi veya üzülmesi için anlaması gerekmiyor, anlamadan da sevebiliyor ve üzülebiliyoruz… zezenin ailesinin çektiği sıkıntılar bana çok yabancıydı. Ben zengin ve saygıdeğer bir ailenin sevilen küçük bir üyesiydim. Çok küçüktüm ben o zamanlar inanın, dünyam da çok küçüktü… aynı zezenin hikayesini anlamadığım gibi çevremde olanları da anlayamıyordum. Gerçi küçük dünyamın boyumdan büyük işleri, dertleri bana yetiyordu. Öğretmenimin sevgili ve değerli öğrencisiydim. Kızı da bizim sınıftaydı. O da zekiydi hatta benden daha çalışkandı çünkü öğretmenin kızıydı. Ben çalışmıyordum, kimse bana niye çalışmıyorsun diye sormuyordu, çünkü ben öğretmenin kızı değildim ayrıca öğretmenimin sevgili ve değerli öğrencisiydim. Eğer çalışmıyorsam nasıl sevgili ve değerli olabilirdim ki işte ben olmuştum sözün özü sınıfta öğretmenin kızı olmak zor, sevgili ve değerli öğrenci olmak çok kolaydı…</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p style="text-align: justify;">Zeze gibiydim ben, ama zeze benim gibi değildi. O ailesinin yanında yaşıyordu, ben dedemlerin yanında, o fakirdi, ben zengin, o babası için üzülüyordu, ben üzülmek nedir bilmiyordum. Ta ki…</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p style="text-align: justify;">O gün okuldan döndüğümde annem ve kardeşlerimin Ankaradan geldiklerini gördüm. Anneme koştum sarıldım. Sonra aslında babaannem olan anneme koştum salçalı ekmek istedim. Sonra kardeşlerimi şöyle ucundan selamladım sonra tekrar anneme gittim. Ağlıyordu, ağlarken valizlerdekileri çıkartıyordu. Neden ağladığını bilmiyordum, anlamıyordum. İşte benim yanıma gelmişlerdi, memlekete gelmişlerdi. Neden ağlıyordu ki, beni gördüğü için ağlıyor olabilir miydi acaba, yaramazlıklarımı duymuş ve bana kızdığından ağlıyor olabilir miydi? Keşke geçen gün düğün salonunun ordan topladığımız izmaritleri özgürün getirdiği kibritle bizim odunlukta içmeye kalkmasaydık, keşke babaannemin yoğurt çalkaladığı yayık destisini kırmasaydım, keşke eriğin çağlasını yiyeceğim derken dalları kırmasaydım&#8230;</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p style="text-align: justify;">Halamla eniştemde geldiler, etli kuru fasulye suyuna tirit yaptık yer sofrasında, babaannem en ilk ve en çok bana verdi yine, hepsini yedim ve kardeşimin önündekinin de yarısını aldım… bana çok kötü baktı kardeşim ama yapacak bir şeyi yoktu, o da biliyordu ki ben sevgili ve kıymetliydim…</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p style="text-align: justify;">Sofradan kalktık annem ve babaannem sofrayı topladılar. Kardeşlerim babaannemin yer yatağına oturdular, ben dedemin yatağına, yukarıya çıktım ve dedemin koynuna yattım. Dedemin yatağı çok kıymetliydi, hiçbir çocuğu, torunu, akraba o yatağa elini bile sürmeye cesaret edemezdi, çünkü dedem çok titizdi başkasının dokunduğu yere kendisi de dokununca abdestini tazeleme ihtiyacı hissederdi. Çünkü erkekler ayaktan işiyor, pantolanlarına idrar sıçratıyordu, kadınlar da namahremdi… ama ben temizdim ve çok sevgili ve kıymetliydim…</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p style="text-align: justify;">Eniştem oturduğu sandalyeden uzanıp radyoyu kapattı. Yılların eskitemediği ve kirletemediği gri ceketinin iç cebine uzandı. Beyaz bir kağıt çıkardı. Başladı okumaya;</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p style="text-align: justify;">“Hürmetli babam ve anneciğim,</p>
<p style="text-align: justify;">Ben size lâyık bir evlat, eşime lâyık bir koca ve çocuklarıma iyi bir baba olamadım. Beceremedim bazı şeyleri yapmayı, çok hatalar yaptım ve battım, bittim. Bu satırları size Polatlıda bir benzinlikten yazıyorum, bir bidon benzin aldım, kimliğimi çöpe attım. Şimdi bir tarlada canıma kıyacağım, kimse beni bulamayacak…</p>
<p style="text-align: justify;">Benim için üzülmeyin, ben bunu hak ettim.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıymetli babacığım,</p>
<p style="text-align: justify;">Eşim ve çocuklarım sana emanettir. Onlara çok iyi bak.</p>
<p style="text-align: justify;">Oğlunuz…”</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p style="text-align: justify;">Babaannemin feryatları, annemin ağlaması, halamın kardeşim diye bağırması, dedemin o sert yüzündeki iki mavi gözünden süzülen birer damla yaş arasında ben Zeze gibi üzülmeyi öğrendim.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p><strong>Artık ben çok sevgili, kıymetli ve de üzülmeyi bilen bir çocuktum…</strong></p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 73 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>karanlık yol</li><li>üzülmeyi hak ettim</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/uzulmeyi-ogrenmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
<!-- WP Super Cache is installed but broken. The path to wp-cache-phase1.php in wp-content/advanced-cache.php must be fixed! -->
