<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sakin kafa sakin vücutta bulunur &#187; Sakin Turizm</title>
	<atom:link href="http://www.sakinkafa.com/category/sakin-turizm/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sakinkafa.com</link>
	<description>Sakin Kafa</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Feb 2012 22:27:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Adaşım mor paspas</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/adasim-mor-paspas/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/adasim-mor-paspas/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Jun 2011 12:25:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mor paspas</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sakin Turizm]]></category>
		<category><![CDATA[mor paspas]]></category>
		<category><![CDATA[nama demissum]]></category>
		<category><![CDATA[purple]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=12761</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sakinkafa.com/images/800px-Nama_demissum_4.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-12762" title="800px-Nama_demissum_4" src="http://www.sakinkafa.com/images/800px-Nama_demissum_4.jpg" alt="800px-Nama_demissum_4" width="284" height="269" /></a>Nevada çölünde her zamanki yürüyüşlerimden birine çıkmıştım ki arkamdan bir ses duydum.<br />
<em>- Hey dostum senin adın ne?<br />
- Mor paspas. Seninki nedir kardeş?<br />
- Lanet olsun dostum buna inanamıyorum. Korkarım ki şu an çok özel bir anı paylaşıyoruz.<br />
- N’oluyor yani, kendine gel ne korkuyorsun?<br />
- Adamım bunu görmezden gelemeyiz. Senin adın mor paspas ve sıkı dur söylüyorum benim adım&#8230; hazır mısın bak söylüyorum dostum&#8230; benim adım da mor paspas!<br />
- Ufak at da civcivler yesin.<br />
- Yapma dostum, ver elini bak tüm bu yaşananlar tesadüf değil, evrenin ritminde olmasını istediği tempoda yaşıyoruz, görmüyor musun, bak kapat gözlerini kualalar nasıl oynaşıyor.<br />
- Hoop yavaş ol, ne gözümü yumucam, elimi vericem, elini veren dokuz köyden kovulurmuş naber. Hem ne alaka kualalar çöl falan, bilmiyoz ya yiyon bizi. Mor paspasmış, peh.<br />
- Dünya kardeşliği için bir göz de sen yum. Seni de aramıza alalım dostum, rahatla biraz gevşe adamım. Bize <span id="more-12761"></span>buralarda “purple mat” derler. Feyste yazarsan ekleriz seni grubumuza, “WPMA” unutma.<br />
- Hadi kardeşim yürü bakalım, ense traşını görelim, yaylan hadi hadi, ikile.<br />
- Peki dostum şimdi gidiyorum, ama adaş olduğumuzu ve bu krallık içinde sana da yer olduğunu unutma sakın. Kendine dikkat et adamım.</em></p>
<p>Evet biricik okur, doğru duydun. Bu yabancı, adaş olduğumuzu iddia ediyor. Biraz önce de odaya  bir çiçekçi geldi, fotoğrafta gördüğünüz çiçeklerden getirmiş. Gönderen kişi kısmında ‘Purple Mat’ yazıyor. Bir de göz kırpan bir surat yapmış. Şu ana kadar sakin kalmayı başarmıştım ama çiçeklere dokunduktan sonra bu doku, bu koku, bu renk bana bir şeyler anımsatıyor sanki. Belki bu yabancı dediğim kişi&#8230; Belki de biz&#8230;</p>
<p>Hepsi, tüm aklınıza gelenler doğru olabilir. Hiçbir şey tesadüf olmayabilir. Korkarım ki hatta çok tırsarım ki bunlar gerçek olabilir. Kardeşlerimi bulmuş olabilirim&#8230;</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 16 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>lanet olsun adamım kendine gel</li><li>lanet olsun dostum</li><li>vucudumşiirleri</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/adasim-mor-paspas/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Zelanda&#8217;da yeşilmişim meğersem&#8230;</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/yeni-zelandada-yesilmisim-megersem/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/yeni-zelandada-yesilmisim-megersem/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Jan 2011 09:10:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mor paspas</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sakin Turizm]]></category>
		<category><![CDATA[koyun]]></category>
		<category><![CDATA[kuzu]]></category>
		<category><![CDATA[yeni zelanda]]></category>
		<category><![CDATA[yeşil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=11655</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sakinkafa.com/images/Innocent-Lamb.jpg"></a><a href="http://www.sakinkafa.com/images/Innocent-Lamb1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-11658" title="Innocent-Lamb" src="http://www.sakinkafa.com/images/Innocent-Lamb1.jpg" alt="Innocent-Lamb" width="333" height="222" /></a>Bazen öyle geliyor ki “Yeni Zelanda” da yaşıyormuşum gibi oluyorum. Orda yaşayınca nasıl olunur onu da bildiğim yok aslında. Böyle 4 tane koyunum var 2 tane de minik kuzu. Yeşil, parlak, mis çimlerin üzerine oturmuşuz poz veriyoruz. Kuzular birbirini yalıyor. Bir kartpostal gibi yaşıyoruz.<br />
Başka bir görüntü yok. Tek kare bir görüntüden oluşan yemyeşil bir hayatım varmış gibi geliyor bazen. Hep temiz hava alıyorum, beyaz bir elbisem varmış. Fotoğraf beyaz ve yeşil imiş sadece. Bir de çimenlerin arasında kadraja girmeye çalışan bir uğur böceği ailesi varmış. Kırmızılıkları ile fark edilmeye çalışıyorlarmış. Az daha unutuyordum bir de çıplak ayaklarımın üzerinde gezinip beni gıdıklayan karıncalar varmış. Çok hafif esen bir rüzgarla saçlarım şampuan reklamındaymışcasına  havada çıkmış fotoğrafta. Bir elim ufak kuzunun yumuşacık başının üzerinde, diğeri toprağın üzerinde. <strong><em>“Meee”</em></strong> diye sırıtıyorlar objektife, ben de onları taklit etmeye çalışıyorum. Eğleniyoruz.<br />
Fırat’ın bir karikatürü var.</p>
<p><span id="more-11655"></span>Perdenin arkasına saklanıyor ve <strong><em>“Burası benim evimmiş meğersem”</em></strong> diyor. Bana da öyle geliyor bazen. <strong>Yeni Zelanda’da yeşil-beyaz yaşıyormuşum meğersem&#8230;</strong></p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 4 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>yeni zelanda sağlık problemleri</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/yeni-zelandada-yesilmisim-megersem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cennetten bir köşe: Mauritius Cumhuriyeti</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/cennetten-bir-kose-mauritius-cumhuriyeti/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/cennetten-bir-kose-mauritius-cumhuriyeti/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Jan 2011 17:14:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kuzeydeki güney insanı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sakin Turizm]]></category>
		<category><![CDATA[eski çizgi filmler]]></category>
		<category><![CDATA[sakinkafa tv]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=11603</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-11605" title="mar2" src="http://www.sakinkafa.com/images/mar2-300x203.jpg" alt="mar2" width="300" height="203" />Gözünüzün önüne beyinlerimize kazınmış olan dünya haritasını getirin. Hani kuzey yarım kürenin üstte, amerika kıtasının solda olduğu. Afrika’yı hayal edin şimdi, güneyinde Güney Afrika ülkesini. Onun biraz sağında Madagaskar var, öyle bi çizgi film de gelmişti herhalde sinemaya. Onun daha da sağında Hint Okyanusun’un ortasında hepi topu 2040 km<sup>2</sup> lik bir ada ülkesi Mauritius Cumhuriyeti. Parlementosu da olan gayet demokratik de bir ülke.<span id="more-11603"></span></p>
<p>Kısaca tarihine bakacak olursak, 10. yy’a kadar bilinen bi geçmişi var, o zamanlar Araplar’ın haberi varmış bu adadan. 1500’lerde ilk olarak Portekizliler geliyorlar ve geçici süre kalınabilecek limanlar inşa ettikten sonra gidiyorlar. 1640’da Hollandalılar bir uğrayalım deyip, bilinen ilk kalıcı yerleşim yerlerini yapıyorlar. 70 yıl dayandıktan sonra 1710 da hava koşullarından dolayı terk ediyorlar. Bu sefer Fransızlar bir de biz deneyelim deyip geliyorlar ve bir süre kaldıktan sonra gidiyorlar. En son 1800’lerde İngilizler gelip, uzun zaman kalıyorlar. Taa ki 1968’te Mauritius bağımsızlığını ilan edene kadar.  Ülkenin şu anki yaklaşık 1.2 milyonluk nüfusunu da Hindistan, Afrika, güney Asya, Çin taraflarından gelmiş insanlar oluşturuyor. Her ne kadar anayasalarında devletin resmi bir dili olmasa da İngilizce resmi dil gibi kullanılıyormuş devlet işlerinde. Ama en yaygın dil Fransızca imiş ve eğitimde de en çok kabul gören Fransızca imiş efendim. (Çok kısa bir parantez açıp; Hindistan’da da yüzlerce, belki binlerce dil konuşulduğu, resmi dilin Hindu ve İngilizce olduğu ama buna rağmen adamların kavga etmeden yaşamayı başarırken, bizim coğrafyamızda olan 3-5 dil yüzünden bu kadar hır gür çıkarmamıza, gülsem mi üzülsem mi bilemiyorum.)</p>
<p><img class="alignright size-medium wp-image-11606" title="mar3" src="http://www.sakinkafa.com/images/mar3-300x193.jpg" alt="mar3" width="300" height="193" />Peki bu nerden çıktı bu Mauritius diyebilirsiniz. Efendim benim için önemli olan kısmı vizesiz gidebileceğim bir ülke ararken karşıma çıkmış olması. Muhtemelen, “amaan zaten Türkiye&#8217;den kimse gelmez, bir de oraya konsolosluk açıp da masraf etmenin ne gereği var” düşüncesi sonucu vize istememişler. Dedim bu fırsatı değerlendirmek lazım. İlk araştırmalarıma göre, Türkiye’den uçak bulamadım ama Amsterdam’dan Paris aktarmalı gidilebiliyor. Gidiş dönüş uçak bileti 1200 euro civarında. Oraya kadar gittikten sonra yanında Rodrigues diye bi ada daha var, oraya da gitmek istersek nasıl olur diye bakıyordum ki, Air Mauritius firması uçuşlar düzenliyormuş. Tek yön 4050 Mauritius rupe’si imiş. 1 rupe de 0.05 lira ediyor. Yani tek yön uçak bileti 210 lira. Madem öyle yaşam masrafları ne kadarmış diye aklıma geldi ki, 33cl küçük su 1 lira. 1 litre süt 3 lira, benzin 3.75 lira. Aslında yaşam masrafı tr’ye yakın denebilir.</p>
<p>Gitmişken neler yapabiliriz? Kuzey sahillerinde plajda güneşlenip denize girebilir, Balaclava harabelerini ziyaret edebilir, tropikal meyvelerin satıldığı pazarlardan alışveriş yapabilir, yöresel yemeklerin sunulduğu restoranlar da yemek yiyebilir, Hindu ve Müslümanların ibadethanelerini ziyaret edebilir, Le Pouce’e tırmanıp Port Louis’i seyredebilir, cip ya da bisiklet safari turlarına katılıp vahşi yaşam’ın içinde vakit geçirebilir, su altı dalışı yapabilir, doğa yürüyüşlerine katılabilir, yunuslarla yüzebilir, çita ve aslanlarla yürüyüşe çıkabilirmişiz. Daha bunlar gibi nicesi.</p>
<p>Araştırdığım kadarı ile en ucuz otellerin dahi geceliği 50 eurodan başlıyor. O yüzden şöyle bi düşüncemiz oldu ayasophia ile; facebook’da mauritius “like” etmiş insanlar var. Onlarla chatleşme bahanesi ile tanışıp muhabbeti ilerlettikten sonra, bizleri misafir etmelerini sağlayabiliriz. Hem de orda rehberlik etmiş olurlar, daha güzel olur. (Yanlış hatırlamıyorsam bi websitesi vardı, insanlar evlerinde bu şekilde geziye çıkanları misafir ediyor, sonra kendileri de gittikleri yerlerde başkalarının evinde kalıyorlar.)</p>
<p>Mauritius güney yarım küre’de olduğu için bizim yaz dönemimizde onlar kış yaşıyor, o yüzden gitmek için en güzel mevsim nisan mayıs ayları gibi duruyor. “Ben varım” diyen sakinkafa’ların kafalarını eşikten uzatmalarını bekliyoruz.</p>
<p>C’mon. Let’s fly.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-11607" title="mar1" src="http://www.sakinkafa.com/images/mar1.jpg" alt="mar1" width="218" height="231" /></p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=IKgYqO9w-Do">http://www.youtube.com/watch?v=IKgYqO9w-Do</a> (türkçe)</p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=HPLJV6YcvUE">http://www.youtube.com/watch?v=HPLJV6YcvUE</a> (ingilizce)</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 69 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>madagaskar ulkesı</li><li>mauritius türkiye</li><li>mauritius cumhuriyeti</li><li>mauritius adası sakin kısım</li><li>asya kıtası haritası</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/cennetten-bir-kose-mauritius-cumhuriyeti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>yeni başlayanlar için Hollanda 2 : yemek ve mutfak kültürü</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/yeni-baslayanlar-icin-hollanda-2-yemek-ve-mutfak-kulturu/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/yeni-baslayanlar-icin-hollanda-2-yemek-ve-mutfak-kulturu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Oct 2010 06:57:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kirpininmordikeni</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayattan Detaylar]]></category>
		<category><![CDATA[Sakin Turizm]]></category>
		<category><![CDATA[bami]]></category>
		<category><![CDATA[dise dokunur]]></category>
		<category><![CDATA[Dişe Dokunur Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[endonezya yemekleri]]></category>
		<category><![CDATA[göçmen mutfagi]]></category>
		<category><![CDATA[hollanda yemek kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[nasi]]></category>
		<category><![CDATA[roti]]></category>
		<category><![CDATA[stamppot]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=9902</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hollanda&#8217;ya geldigim ilk günlerde karar vermistim Hollanda&#8217;da mutfak kültürünün, insanlarda yemek zevkinin gelismemis olduguna. Koskoca kampuste birakin yemekhaneyi dogru duzgun kantin dahi yoktu. Varsa yoksa yalnizca banka kartlariyla çalisan içecek ve abur cubur makineleri.. Alisveris yaptigim marketlerde gördüklerim de ilk çikarimlarimi destekler nitelikteydi. Ne kadar çok ambalajli gida tüketiyordu bu insanlar böyle. Her seyiyle hazirlanmis, mikrodalgada birkaç dakika isitilmayi bekleyen hamburgerler, sandviçler, pilavlar mi dersiniz, yoksa sadece zeytinyagi eksik dilimlenmis karistirilmis salatalari mi, ya da haslanip soyulup dogranmis patatesleri mi.. Evet, insanlarin aksam yemekleri bu hazir ve standart gidalardan olusuyor. Kahvaltilari ekmek üzerine sürülen cesitli ezmeler, reçeller, soslar ve cikolatalardan, ögle yemekleri de evden getirilmis sandviç yahut meyvelerden.. Evlerin mutfaklarinda aspiratör olmamasi da son derece normalmis, demistim bu yemek pisirmeyen, mutfakta vakit geçirmeyen insanlari gördükçe..<span id="more-9902"></span></p>
<p>Ama sonra, ne olduysa oldu, ve benim fikrim degisti. Burda aslinda son derece zengin mutfaklar varmis, diyorum artik.<br />
Neden mi?<br />
Söyle.. Hollanda&#8217;da çok farkli ülkelerden gelmis binbir çesit insan yasiyor. Herkes de gelirken yemegini, kültürünü yaninda getirmis. Süper marketlerde yada çogunlukla göçmen mahallelerinde bu kültürlerin yemeklerini tadabilir, yapmak isterseniz da malzemelerini bulabilirsiniz.<br />
Türkiye&#8217;de dogup büyüyüp, onca Karadenizli arkadasa sahip olup karadenizlilerin meshur mihlamasini hayatimda ilk defa burada (Hollanda&#8217;da) tadan ben, bu zenginliklerin pesine düstüm. Bu arada gördüm ki, Türk yemekleri bile burada daha çesitli.. Mesela, iç anadolu&#8217;daki bircok ilin sahiplendigi<br />
arabasi çorbasi.. Bizim evde pistigini pek hatirlamam. Oysa, burada (hatta Belçika&#8217;da) yemek nasip oldu birkaç defa. Sonra yine Rize tarafindan hamsikoli. Adini dahi duymamistim, burada yiyene kadar.. Bir de omaç (yumurtali olan) var ki, pazar kahvaltilarimizin vazgeçilmezi oldu. Onu da ilk defa ev arkadasim yaptiginda yemistim.<br />
Demem o ki, bahsettigim diger kültürlere açilmadan, sadece Türk yemeklerinde bile önceden görmedigim çesitliligi görüyorum burada.</p>
<p><img src="http://cafefernando.com/images/karniyarik2.jpg" alt="karniyarik" /></p>
<p>Gelelim, digerlerine..<br />
Hollanda&#8217;da en kalabalik göçmen nüfusunu Türkler olusturuyor. Onlari Faslilar takip ediyor. Hollanda&#8217;nin eski sömürgeleri Surinam ve Antil adalari da üçüncü ve dördüncü siradalar. Onlari, Endonezya takip ediyor, yine eski bir sömürge. Sonra Çinliler var azimsanamayacak kadar.. Italyanlar var, vakti zamaninda Türklerle beraber isçi olarak gelenlerden..</p>
<p>Her milletin kendi restorani, marketi oldugu gibi buyuk supermarketlerde de en bilinen yemeklerini yada malzemeleri bulunuyor. Mesela, döner içín hazirlanmis et, Türk pizzasi dedikleri lahmacun gibi.. Pideler, börekler, izgaralar, mercimek çorbasi Türk mutfaginin buralarda en fazla bilinen elemanlari..</p>
<p>Yada çesit çesit noodle karisimlari var marketlerde.. Sambal mesela, en sevdigim sos oldu burada, uzak dogudan.. Roti var, Endonezya&#8217;dan.. Degisik sebze yemeklerinin (etli yada yumurtali olabilir) özel yaglanmis bi lavasa sarilmasiyla yapiliyor.. Loempia var, bizim sigara böregine benzer disardan, ama lezzeti bambaska. Baklavalik yufka gibi incecik yufkalara sarilir ve kizartilir. Bunun da, sebzeli, peynirli ve tavuklu versiyonlari vardir. Yine Endonezya&#8217;dan Bami ile Masi var. Biri pirinçli digeri makarnali yemekler.. Sushi ve noodle çesitlerine her yerde raslanabilir.<br />
Italyanlardan makarnalar ve pizzalar var en bilinen.. Mesela ananasli pizzayi ilk defa burda duydum, enginarlisini ilk defa burda denedim. (Evet, lezzetliydi.) Sonra, firinda makarnayla börek arasinda kendini bulamayan lazanyalar, Italyan usulu tortelliniler eksik degil mutfaklardan.. Lavas niyetine kullanabileceginiz tortilla da bulunuyor bakkallarda bile. Faslilarin da var çesit çesít tatlilari, etli yemekleri, pilavlari.. Benim en sevdiklerim, adini simdi hatirlayamadigim tarcinli bi hamur tatlisi bi de karidesli böregimsi. En çok garipsedigim de iftar sofrasina koyduklari süt (içiliyor cidden).</p>
<p>Artik insanlarin canini çektirmeyi (yada midesini bulandirmayi) birakip, asil söylemek istedigime geliyorum: Bu Hollanda&#8217;da mutfaklar çok zengin, göcmenler sagolsun, yoksa etnik Hollanda mutfagina kalsak patatesin onlarca tureviyle yapilan haslama yemeklerle zenginlesecekti repertuarimiz.</p>
<p><img src="http://www.prlog.org/10480325-dutch-broodje-kroket.jpg" alt="" /></p>
<p>Yok mu peki Hollanda&#8217;ya has yemekler? Var, tabi olmaz mi. Ama öyle her gün yenecek cinsten degiller. Mesela pannekoek var, bildigimiz krep, kabartma tozu var sadece içinde ekstradan. Stamppot var, turistik bir yemek. Anladigim kadariyla kumpirin püre haline getirilmesiyle yapiliyor. Peynir fondü var, o da son derece turistik. Birkac cesit köfte ve haslama et yemegi var. Baliklara haksizlik yapmayalim, onlar da var. Çesit çesit kurabiyeler ve ekmekler var. Hepsi bu. Çok ciddiyim ki hepsi bu.</p>
<p>Hep övünür buradaki Türkler bizden ögrendi Hollandalilar çok sebzeyi pisirmeyi diye. Patlican falan son yirmi otuz senedir varmis bu ülkede. Ayva, sivri biber çok nadir bulunanlardan.. <a href="http://www.cultuurinzicht.nl/eetmee/comeandeat/downloads/CardComeAndEat.pdf">Belediyelerin de göçmenlerle Hollandalilari kaynastirma çabalari var, etnik yemek günleriyle.</a>. Bu sayede yeni seyler görüp ögreniyor Hollanda halki, göçmenler de ülkelerini tanitmanin gururunu yasiyorlar kendilerince..</p>
<p>Iyi ki gelmis buraya su göçmenler.. Patlicanlarini, ayvalarini, körilerini, mozarellalarini, sirkelerini de alip gelmisler.. Bize de yeni lezzetler tatma firsati çikmis..</p>
<p>Hollanda misafirperverligi ve görgü kurallarini da baska zaman yazariz artik.</p>
<p>afiyette kalin..</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 4, toplam 746 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>türk yemekleri</li><li>karnıyarık</li><li>TÜRKİYE YEMEKLERİ</li><li>hollanda yemekleri</li><li>türk yemekler</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/yeni-baslayanlar-icin-hollanda-2-yemek-ve-mutfak-kulturu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gemilerde Talim Var*</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/gemilerde-talim-var/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/gemilerde-talim-var/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Jul 2010 19:43:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ayine</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültürel Köşe]]></category>
		<category><![CDATA[Sakin Turizm]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Haliç Tersanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Haliç Tersanesi Sakinleri]]></category>
		<category><![CDATA[İDO]]></category>
		<category><![CDATA[Nihal Gündüz]]></category>
		<category><![CDATA[sergi]]></category>
		<category><![CDATA[tersane]]></category>
		<category><![CDATA[Tersane-i Amire]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=10238</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-10240" src="http://www.sakinkafa.com/images/1-Tersane-i-Amire-300x200.jpg" alt="1-Tersane-i-Amire" width="300" height="200" /></p>
<p>Daha önce hiç tersane gezdiniz mi bilmiyorum ama Unkapanı-Taksim güzergahında Haliç’i geçtikten sonra yanından belki on yüz bin defa geçtiğimiz ve  <em>“acaba içeride ne var”</em> diye belki hiç merak etmediğimiz tersanede 1 aydır süren bir etkinlik varmış ve İstanbul’un fethinden hemen sonra inşa edilen bu tersane, ilk kez kapılarını halka açmış. Bizim dün gezme fırsatı bulduğumuz (gitmek için ikna edilmem gerektiyse de, çok memnun kalarak çıktığımız) Türkiye’nin bu en büyük açık hava sergisi hakkında siz kıymetli okurlarımızı da haberdar etmek isteriz. Ve fakat şunu hemen hatırlatalım: tersane Pazar saat 17.0’ye kadar gezilebilecek, yani yarın son gün.<span id="more-10238"></span></p>
<p><img class="aligncenter size-medium wp-image-10241" src="http://www.sakinkafa.com/images/26-300x148.jpg" alt="2" width="300" height="148" />Tersaneyi ve tabii tersane duvarlarında dev panolarda sergilenen,  fotoğraf sanatçısı Nihal Gündüz’ün 2 yıl boyunca çektiği yüzlerce fotoğraftan elenerek seçilen 55 fotoğraftan oluşan “<em>Haliç Tersanesi Sakinleri”</em> isimli sergiyi ücretsiz gezebiliyorsunuz.  Girişte bir misafir gibi karşılanıyorsunuz ve çok sevimli rehberleri eşliğinde gezmeye başlıyorsunuz. Rehber hem tarihini anlatıyor Tersane-i Amire’nin(misal Venedik’ten sonra dünyanın 2. tersanesi olduğunu, eskiden bir devlet için donanmanın -dolayısı ile tersanelerin- ne kadar önemli olduğunu, Padişahlarca ne kadar önemsendiğini) hem duvarlardaki dev fotoğrafların hikayelerini. Ve tabii gemilerin bakımları ve de bakım havuzları ile ilgili bazı teknik bilgiler.</p>
<p>Bilginize, ilginize efendim.</p>
<p>* Nohut’un <a href="http://www.sakinkafa.com/ido-kabatas-iskelesi/">yazısı</a> ile İDO’nun kurumsal imajına verdiği zararı bir nebze olsun hafifletmesi dileği ile:)</p>
<p><a href="http://www.sakinkafa.com/ido-kabatas-iskelesi/"></a></p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 25 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>gemilerde talim var</li><li>körükçü süleyman idim</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/gemilerde-talim-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Badem</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/badem/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/badem/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Jun 2010 11:56:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sizden Gelenler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sakin Turizm]]></category>
		<category><![CDATA[datça]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=10083</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="text-decoration: underline;">yazan: Roneten</span></strong></p>
<p>Datça harika bir yer. Küçük bir sahil kasabası. Geçen senelerde fazla bir nüfusa sahip değildi ama marmaris-datça arasındaki bozuk yolun yenilenmesi üzerine kalabalıklaşmaya başladı ufaktan. Bu pek sevindirici bir gelişme değil orada yaşayanlar ve datça&#8217;ya tatile gitmeyi alışkanlık haline getirmiş biz gibi aileler için. Çünkü datça&#8217;ya datça yapan nezihliğin ta kendisi. İnsanlar sakin yaşamaya alışmışlar orda, tatil için gidenler de kafa dinlemeye giderler oraya. Diğer tatil yerleri gibi yüzlerce disko bar yoktur orada, bir elin parmağını geçmez eğlence mekanı sayısı.</p>
<p>Taşkoparan rüzgarları meşhurdur datça&#8217;nın. Yarım ada olmasından kaynaklandığını söyler günümüz insanları. Ama efsanesi vardır taşkoparan rüzgarının, bilmezler. başka bir zamanda ayrıca anlatırım bu efsaneyi.<span id="more-10083"></span></p>
<p>Bir de denizi meşhurdur datça&#8217;nın. 9-10 metre derinlikte olsa bile denizin dibi görünür datça&#8217;da. Ama çelik gibidir suyu, yürek ister biraz o suya girmek. Yavaş yavaş sokulmanız mümkün değildir zaten. &#8221;cup&#8221; diye atlamanız gerek, yoksa kendinize işkence etmiş gibi olursunuz. Kafanızın da suya girmesiyle beraber dişleri birbiriyle savaşmaya başlar, ama çok uzun sürmez bu, uyuşur vücut kısa süre içinde. İşte ondan sonra rahatladığınızı hissedersiniz. Bulutların üstünde dolaşmak gibidir datça&#8217;da yüzmek.</p>
<p>Küçük çarşısında meşhr bir midye dolmacı vardır. Midyeleri büyüktür ve ucuza da satar. Aç gözlü değildir oranın insanı, bulduğuyla yetinmeyi bilir, eyvallah çekmeyi bilir hayata.</p>
<p>datça&#8217;dan söz edip de koylarından söz etmemek ayıp olur. Haitbükü, palamutbükü, kargı koyu, ince kum, perili köşk en meşhur koy ve plajlarıdır datça&#8217;nın.</p>
<p>Haitbükü&#8217;nün özelliği, denizle ormanın iç içe olmasıdır. Ağaçların arasında pikniğinizi yaptıktan sonra denize girme fırsatı verir insana.</p>
<p>Palamutbükü koyu içerisinde iki minik ada vardır. Aslında kayalık çıkıntılar desek çok daha doğru olur. Bu kayalıkların diplerinde müren balıkları yaşar, mürenler denizlerin efeleridir. Çok sivri dişleri vardır, haddinden fazla sivri, dokunmak istemezsiniz. Zıpkın avcılığı yapanlar için güzeldir burası.</p>
<p>Kargı koyu şehir merkezine yakındır. En kalabalık koyudur datça&#8217;nın. Yalnız ufak bir eşekarısı problemi mevcut. Böceklerden korkuyorsanız, tercih etmemeniz gerekir bu tarafı.</p>
<p>İnce kum ve Perili Köşk&#8217;ün özelliği ise göz alabildiğine kumsal olması. Ayrıca sığdır denizi. Açılırsınız -yahut öyle sanarsınız- fakat su belinizi geçmez her halikularda. Küçük çocuklu aileler için uygun bu haliyle.</p>
<p>Güzeldir datça, insanı güzeldir.</p>
<p>&#8221;Eğer Tanrı, yarattığı kulunun uzun ömürlü olmasını istiyorsa, Datça yarımadasına bırakır.&#8221; Strabon</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 0 defa okundu...</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/badem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Taşı toprağı, bayırı çayırı karaelmas memleketim!</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/tasi-topragi-bayiri-cayiri-karaelmas-memleketim/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/tasi-topragi-bayiri-cayiri-karaelmas-memleketim/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 May 2010 22:59:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sizden Gelenler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sakin Turizm]]></category>
		<category><![CDATA[kömür]]></category>
		<category><![CDATA[maden]]></category>
		<category><![CDATA[madenci]]></category>
		<category><![CDATA[zonguldak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=9922</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="text-decoration: underline;">yazan: Skywalker</span></strong></p>
<p>Evet, hepinizin coğrafya dersinden bildiğiniz gibi taş kömürüyle meşhur Zonguldak’ımdan bahsediyorum. Tatil dönüşü ne getireyim diye her sorduğumda insanlardan “Oranın neyi meşhurdu? -Ha evet taşkömürü!- Gelirken taş kömürü getir.” şeklinde cevaplar almama sebebiyet veren memleketim.</p>
<p>Aslında önemli ölçüde doğru bu tespit; çünkü Zonguldak’ta dağ bayır taş kömürü! O nasıl oluyor derseniz en iyisi coğrafi özellikleri tek tek inceleyelim: ilk özellik olarak taş-toprağa bakarsak, asfalt ve yeşillik dışındaki her yer kristalinden kayasına kadar her boyutunun bulunduğu kara taşlardan oluşur. Öyle ki var olan tek sahil de bu taşların kumlaşmış formu ile kaplıdır. Bilmeyen birini bunların taş kömürü olduğuna inandırmak -tecrübeyle sabittir- da hiç zor değildir&#8230;<span id="more-9922"></span></p>
<p>İkinci coğrafik özelliğimiz; denizimiz de topraktan hiç aşağı kalmaz. Yapılan araştırmalar(ım) sonunda tespit edildiğine göre güneyden kuzeye gidildikçe denizlerin tuzluluk oranı azalırken tozluluk oranı artmaktadır. Yine aynı sahilde sudan çıkmış kuruyan insan grubu incelendiğinde melez oranının İspanya sahillerini aratmadığı gözlenir.</p>
<p>Hava koşulları da yine memleketimin kendine özgü özelliklerinden biridir. Aerosol tipi karışımın tipik bir örneği olan atmosferimizdeki kurum oranı doygunluk noktasına ulaştığından çözeltiden ayrılıp bulduğu en yakın beyaz kıyafetlerimizin üstüne heyecanla yağmaktadır. Bu “kurum”sal sorun vatandaşlarımızı kimya bölümlerinde okuyan Zonguldaklı çocuklarımızı şehrimize yatırım yapıp, kurum tutmayan boya üretmeleri için desteklemeye yöneltmektedir. Ayrıca dört mevsim grinin her tonunu yakalayabileceğiniz havasıyla şehrimiz Londra’yı aratmamaktadır.</p>
<p>Özetle siz siz olun yolunuz dişerse memleketime bir uğrayın. Havası, suyu, taşı, toprağı kömür karası bir başka diyar Zonguldak sizi 60ların siyah-beyaz dünyasına davet ediyor.</p>
<p>Bu metinde geçen kişi ve kurumların bir kısmı hayal ürünüdür. Ama genel çerçeveye bakıldığında yaklaşık 1 &#8211; 1,5 metre uzaktan görünen tablo gerçektir, acıdır, ama yine de güzeldir.</p>
<p>(Bu yazı 16 Mayıs’ta yani grizu patlamasından bir gün önce yazılmıştır. Kazada hayatını kaybeden madencilerimizin yakınlarına baş sağlığı diliyoruz. Keşke birilerinin bir şeyleri anlaması için masum insanlar hayatlarını kaybetmemiş olsaydı. Artık biz söylemekten yorulduk ama onlar dinlemekten yorulmadılar. Umalım da bu son ders olsun.)</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 35 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>karaelmas taşı</li><li>karaelmas taşı nedir</li><li>karaelmas tası nedrır</li><li>zonguldağın meşhur olan taş kömürünün resmi</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/tasi-topragi-bayiri-cayiri-karaelmas-memleketim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Bir Semtini Sevmek&#8221; -Beyazıt/Sahaflar Çarşısı-</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/bir-semtini-sevmek-beyazitsahaflar-carsisi/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/bir-semtini-sevmek-beyazitsahaflar-carsisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 May 2010 07:28:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ayine</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sakin Turizm]]></category>
		<category><![CDATA[beyazıt]]></category>
		<category><![CDATA[bir semtini sevmek]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[istanbulu sevmek]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[loosing my religion]]></category>
		<category><![CDATA[sahaflar çarşısı]]></category>
		<category><![CDATA[utopia]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=9856</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-9858" src="http://www.sakinkafa.com/images/sahafların-sessiz-sakinleri-300x189.jpg" alt="sahafların sessiz sakinleri" width="300" height="189" /></p>
<p>Beyazıt Meydanı, keşfedilecek daha çok köşesi ile her daim gizemli gelen Tarihi Yarımada&#8217;daki her yere yakın olması ile değil; beklerken yahut bekletirken, erken gelenin hoşça vakit geçirebileceği Sahaflar Çarşısı&#8217;nın hemen yanında olmasından sebep böyle güzel geliyor sanırım.</p>
<p>İnsana başka bir ülkedeymişçesine <em>&#8216;yabancı&#8217;</em> değil bilakis &#8216;zamandan <em>mekandan bağımsızlık&#8217;</em>  vehmettiren&#8230; <span id="more-9856"></span>Yan yana küçük kitapevlerinden müteşekkil bu çarşı öyledir biraz. Biraz kanun, biraz keman nağmesi kulağınızda, kitapçıları dolaşırken aylık edebiyat dergilerini karıştırıp (hatta takip <img class="alignright size-medium wp-image-9862" src="http://www.sakinkafa.com/images/sahaf--290x300.jpg" alt="sahaf-" width="183" height="182" />ettiğiniz yazar/şairlerin yazılarına elinizde dergi, dükkanın içinde dolaşarak göz gezdirip) her defasında bir başkasını satın alıp tüm hafta çantanızda taşımak, günün her saati ayrı güzel olduğunu fark ettiğiniz bir kareye her gidişinizde o aynı açıdan bakıp fotoğraf makinenizin yanınızda olmadığına hayıflanmak, sağda solda keyif yapan kedilere şefkatle bakmak ve tabii  hediye etmek üzere küçük defterlerden almak.</p>
<p>Birine defter almanın çok anlamlı olduğunu düşünmüşümdür hep. Belki &#8221;<em>kıymetli</em>&#8220;liğini  hissettirme biraz. Belki “<em>dream city</em>&#8220;si İstanbul olan birilerinin gölgesi düşer kağıda -ne kadar uzaktaysa o kadar uzun bir gölge-, &#8220;<em>Loosing My Religion</em>&#8220;ı dinlerken, sözlerine takılmadan.  Yahut kullanmaya kıyılamaz. </p>
<p>Anlatacaklarımı tek bir cümleye sığdırma telaşımdan kurtulurum belki bir gün. Belki daha fazla &#8220;<a href="http://fizy.com/s/1cfrre">Utopia&#8221;</a> dinlemeliyim :)</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 23 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>sahaflar çarşısı</li><li>sahaflar çarşısı ile ilgili yazı</li><li>dergi dukkanı</li><li>Beyazıt sahaflar çarşısı</li><li>sahaf</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/bir-semtini-sevmek-beyazitsahaflar-carsisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>yeni başlayanlar için Hollanda 1 : bisiklet</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/yeni-baslayanlar-icin-hollanda-1-bisiklet/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/yeni-baslayanlar-icin-hollanda-1-bisiklet/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Apr 2010 19:28:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kirpininmordikeni</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sakin Turizm]]></category>
		<category><![CDATA[bisiklet]]></category>
		<category><![CDATA[hollanda kültürü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=9605</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">&#8220;yeni baslayanlar icin hollanda&#8221; cinsi kitaplarda anlatilan tipik hollanda kültürünü kendi gözlemlerimle anlatmak istiyorum size. [aslinda "tipik" kavramina çek eleştirel yaklaşırım. monolitik ve homojenize eden yaklaşımları sevmem. her kültürün içinde değişik alt türler barındırdığını düşünürüm. ama yazi gereği ben de özcü bir çizgi izliyorum, uyarmadi demeyin.]</p>
<p style="text-align: justify"><strong><br />
1. &#8220;hollanda&#8217;da bisiklet nüfusu insan nüfusundan fazladir.&#8221;<span id="more-9605"></span></strong></p>
<p style="text-align: justify"><img class="alignleft" src="http://rlv.zcache.com/orange_bike_oranje_fiets_holland_text_mousepad-p144582132224959220trak_400.jpg" alt="holland_bike" width="275" height="275" /></p>
<p style="text-align: justify">Bu cümlenin dogrulugundan şüphem yok. insanlarin birden çok bisiklete sahip olmasi, üç kişilik ailenin evinin kilerimsi bölümünde, kapının yanında duran katlanır bisikleti saymazsak (toplu taşıma kullanabilmek ve şehirlerarası yolculuk yapabilmek için), beş adet bisiklet bulunması çok doğaldır. Ücretsiz ulaşım hakkı olan öğrenciler bile kar, yağmur, çamur, sabah, akşam, gece demeden, üşenmeden, şikayet etmeden bisiklete biner. (hemen belirtelim, gectigimiz yil Hollanda&#8217;da calinan bisiklet sayisi besyüzbinin uzerinde imis, onceki seneye gore ciddi bir azalma olmus bisiklet hirsizligi vakalarinda. sanirim bu sayi, bisiklet populasyonunun ciddiyetini gostermeye yeter.)</p>
<p style="text-align: justify">Bisikletlerin arkasinda yada önünde mutlaka çanta yada sepet bulunur. Alışverişten sonra eşyalar buraya doldurulur. (Marketlerin alışveriş torbalarını parayla sattığını da ilave edersem, bu çantaların ne kadar elzem olduğunu anlatabilirim sanırım. Anne-baba bisikletlerinde bebek yada çocuk sepetleri yada koltukları bulunur. Hatta bazılarının önünde inşaatlarda kullanılan el arabasına benzer arabacıklar olur, çoluk çocuk oraya doldurulur. Hatta üstünde şeffaf bir örtü bulunur, yavrucakları yağmurdan ve rüzgardan korumak için.</p>
<p style="text-align: left">Bisiklet gerçekten burada hayatın bir parçası. Bir defasında bisikletin özellikleri ve Hollandalı stereotipleri hakkında baya kafa yormuştuk bir arkadaşla. Hollandalılar çevre ülkelerde &#8220;cimri&#8221; olarak anılırlar. Bisiklet de hiçbir masrafı olmayan süper bir ulaşım aracı. Ayrıca, &#8220;bireyci kültür&#8221;ün  (bu tanımı da hiç sevmem) tavan yaptığı bu ülkede kimsenin &#8220;toplu&#8221; taşıma aracına tenezzül etmeyip dilediğince kendi bisikletiyle salınma isteği de oldukça anlaşılabilir. Ayrıca &#8220;sağlıklı yaşam&#8221;a ulusça çok önem verilmesi de bu tercihte etkili oluyor olmalı. Nasıl unuturuz, bir de çevre konusu var. Temel politikasını çevre sorunları üzerinden yürüten Yeşillerin güçlü (tartışılır bu  güç) bir parti olduğunu söylesem, bu insanların havayı kirletmemek uğruna bisikleti seçebileceklerini tahmin edersiniz artık. Ayrıca binek araçların çok desteklenmemesi, otopark ücretlerinin çok yüksek olması, otoparkların sınırlı olması, trafikte önceliğin bisikletlerde,  en sonralığın (böyle bir kelime var mı ki) ise araçlarda olması da çok mühim. Örneğin, ben gideceğim yere arabayla gaza basıp 10 dakkada gidilebilecek bir mesafe,  toplu taşımayla 45 dakikada ancak gidebilirken, bisikletimle 25 dakikada ulaşıyorum. Bu kadar sebep varken bisiklete binmemek olmazdı artık, diyip bisiklet mevzuunun başka bir yönüne işaret etmek istiyorum:</p>
<p style="text-align: justify">Bisiklet uzerinde yapılabilen işler..<img class="alignright" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/c/c4/Ode_aan_de_Fiets_Frans_Kokshoorn_The_Hague_Vondelstraat.jpg" alt="bike_statue" width="219" height="234" /></p>
<p style="text-align: justify">yemek yemek, sigara icmek, insan tasimak, telefonla konusmak, kısa mesaj yazmak, buyuk esya (valiz, sandalye, uzuuuuun tahtalar, ikea&#8217;dan alinmmis kolili esyalar benim gorduklerimden birkaci) tasimak, yandaki bisikletteki arkadaşla sohbet etmek, ayağında paten olan arkadaş enerji harcamasın diye kolundan çekerek bisikletle birlikte sürüklemek, motosikletli arkadastan tutunarak enerji harcamadan hizlica suruklenmek, sabah gazetesine göz atmak, en yaygin gorulen bisikletli davranislarindan bazilaridir.</p>
<p style="text-align: justify">Acikcasi bisiklet konusunda daha yazilabilecek sey var. Bisikletlere ozgu trafik kural ve cezalarindan, cesitli bicimlerde insan tasimaya, bisiklet modellerinden, calinti bisiklet piyasasina, bisiklet aksesuarlarindan bisiklet parklarina kadar.. Ama bu hem beni hem de sizi sikar. En iyisi burada bitirelim bu yaziyi.. Ozellikle merak ettiginiz noktalar olursa hayra-yor&#8217;unuz..</p>
<p>Onumuzdeki gunlerde ikinci konumuzla karsinizda olacagiz: &#8220;hollanda mutfagi kesinlikle zengin bir mutfak degildir&#8221; (&#8216;hollanda mutfagi yoktur&#8217; demenin kibarcasiydi bu).</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 47 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>hollanda bisikletleri</li><li>cocuk sepeti hollanda</li><li>katlanır bisiklet</li><li>HOLLANDA BİSİKLETİ</li><li>yeni bısıklet yazıları</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/yeni-baslayanlar-icin-hollanda-1-bisiklet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İspanya&#8217;nın güneyinde bir gezinti</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/ispanyanin-guneyinde-bir-gezinti/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/ispanyanin-guneyinde-bir-gezinti/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Feb 2010 23:23:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kuzeydeki güney insanı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sakin Turizm]]></category>
		<category><![CDATA[Cordoba]]></category>
		<category><![CDATA[endülüs]]></category>
		<category><![CDATA[Granada]]></category>
		<category><![CDATA[Güney İspanya]]></category>
		<category><![CDATA[sakinkafa tv]]></category>
		<category><![CDATA[Sevilla]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=9243</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-9252" src="http://www.sakinkafa.com/images/elhamra-300x189.jpg" alt="elhamra" width="300" height="189" />Ocak ayında güney İspanya&#8217;ya gitme fırsatım oldu, yeyip içtiklerim benim olsun gördüğüm güzellikleri anlatayım istedim.Öncelikle şunu söyleyeyim, eğer Avrupa’da schengen sınırları içinde yaşıyorsanız, böyle bir geziye çıkmanız çok kolay. Zaman ve para sorunlarınızı çözdüğünüzü varsayarsak tabii. Avrupa içinde çok yaygın olarak uçuşlar düzenleyen ryanair bu iş için biçilmiş kaftan diyebilirim hem de İspanya’nın birçok şehrine sefer düzenliyor. Uçuşunuzdan bir iki ay önce bilet alabilirseniz çok ucuz miktarlara bulabilirsiniz.</p>
<p><span id="more-9243"></span>Mesela, biz üç uçuş için kişi başı 60 euro ödemiştik. Unutmamanız gereken birşey var, bilet alırken bagaj verip vermeyeceğinizi soruyor, verecekseniz şayet 25-30 euro daha yükseliyor uçak bileti. Zaten kısa süreli bir gezi yapacaksanız hiç gerek yok, alıyorsunuz sırt çantanızı ve çıkıyorsunuz yola.</p>
<p>Bizim Endülüs Emevileri dediğimiz, İspanyolcada Andalusia olarak geçen mekanları gezmek istiyoruz. Güney İspanya’nın mimarisi doğal olarak kuzey afrikadan çok etkilenmiş, bembeyaz evler, daracık pencereler. (Bir karşılaştırma yapmam lazım. Yaşadığım yer kuzey hollanda tamamen tersi, tüm evler koyu renklerde, çok nadiren gözüken güneşi evin içine alabilmek için kocaman pencereler var, hatta perde bile kullanmıyorlar.) Neden mimariden başladım derseniz, 1200’lü yıllarda topraklarını geri kazanmak isteyen İspanyollar, yaptıkları talan sırasında Endülüs Emevileri’nden geriye hiç bir kültürel miras bırakmak istememişler, kütüphaneleri falan yakıp yıkmışlar. O yüzden de geriye en çok kala kala mimari eserler kalmış.</p>
<p>İlk durağımız Madrid, sadece bir gece kaldık ve geç vardığımız için burda pek bişey yapamadık. Kendince büyük bir Avrupa başkenti, açıkcası önceki izlenimlerime de dayanarak pek beğendiğimi söyleyemem. Şehrin ortasında kocaman bir El-Retiro parkı var, orayı sevmiştim. El-Prado müzesine gitmiştim, bol bol romantik dönem resimleri var. Bir de ilgilenenler için Madrid’in gece hayatı çok canlı, evet çok canlı.</p>
<p><img class="alignright size-medium wp-image-9253" src="http://www.sakinkafa.com/images/granda-300x257.jpg" alt="granda" width="300" height="257" />İkinci durağımız ve beni en çok etkileyen şehir Granada. Madem sitede bir istanbul havası esiyor bugünlerde, söylemeden geçmeyim; Granada İstanbul’dan sonra gördüğüm en güzel şehir. Güney  İspanya’nın mimari özelliklerini çok harika bir şekilde yansıtıyor, tarihi şehir merkezinde kesinlikle dolaşmalısınız özellikle hava karardıktan sonra. Bembeyaz evlerin ördüğü, hafif sarıya çalan ışıkların aydınlattığı daracık sokaklarda yürümeli; çok harika bir şekilde aydınlatılmış, şehre hakim en yakın tepeye kurulmuş Elhamra (Alhambra) sarayını doyasıya izlemelisiniz. Ertesi günde büyük bir heyecanla kendinizi Elhamra’da bulacaksınız muhtemelen. Aklınızda bulunsun, Elhamra çok kalabalık olduğu için bilet bulmakta zorlanabilirsiniz, birkaç gün önceden internetten rezervasyon yaptırmanız çok iyi olacaktır. Bilette yazan saatte de saray kısmına giriş yapmanız gerekiyor yoksa biletiniz yanıyor. Bahçe ve kale kısımlarını her zaman ziyaret edebiliyorsunuz. Elhamra sarayı mütevazilik yönünden Topkapı’ya benziyor. Ama kabul etmek gerek ki, işlemeleri falan çok daha harika. 2006’nın eylül ayında Loreena Mckennitt, Elhamra’da çok harika bir konser vermiş. Konser mekanı şu an kimi koleksiyonlarında sergilendiği avlu gibi bir mekan. Küçük denebilecek bir yer, yani diğer bir deyişle, çok özel bir konsermiş ve muhtemelen bilet ücretleri de çok pahalı imiş. Ama orada olmayı ve o konseri dinlemeyi çok isterdim. Neyse ki youtube var, merak edenler oradan dvd görüntülerini izleyebilirler.</p>
<p>Üçüncü durağımız Cordoba. Granada’ya çok benziyor ama daha küçük turistik bir şehir. Bizim gittiğimiz dönemde pek turist olmadığı için çok sakindi ve pek sevdiğimi söyleyemem. Granada öğrenci şehri olduğu için hayat daha canlı idi. Cordoba’da görmeniz gereken yerlerden biri “Great Cathedral and Mosque” diye de geçen Mezquita de Cordoba. Efendim, burası zamanında cami olarak yapılmış ama Endülüs Emevileri’nin yıkılması üzerine katedrale döndürülmüş. Ziyaret ederken çok garip hisler içindeydim, Ayasofya’nın durumunu hatırlattı bana. Cami döneminden sadece mihrap kalmış, onun haricinde her yeri hristiyan ögeleri ile doldurmuşlar. O kadar büyük bir yer ki, iki tane ayin yapılacak yer yapmışlar; Pazar sabahı biri ziyarete açıktı, orayı gördük, diğerinde ise ayin devam ediyordu. Ayasofya’nın hristiyan dokusuna zarar vermediğimizi hep söyleriz. Onlar da mihrap kısmını korumuşlar ama tabii onun haricinde başka neler vardı, nelere zarar verdiler yoksa zarar vermediler mi detaylı bilgim olmadığı için çok doğru bir kıyaslamasını yapmam mümkün değil. Cordoba hakkında bir bilgi daha, 2014 yılında da Avrupa kültür başkenti olacakmış.</p>
<p><img class="aligncenter size-medium wp-image-9254" src="http://www.sakinkafa.com/images/Jardines_Alcázar_Sevilla_2009_2-300x200.jpg" alt="Jardines_Alcázar_Sevilla_2009_2" width="300" height="200" /></p>
<p>Son durağımız Sevilla, Andalusia eyaletinin başkenti. Burası da çok canlı ve sevimli bir şehir. Alcazar adında şehir merkezinde bir saray var. Çok harika bir yer, Elhamra’ya benziyor ama onun kadar olamaz. Bahçesi ise bence Elhamra’nın bahçesinden güzeldi. Avrupa birliği sınırları içinde bir okulda öğrenci iseniz ücretsiz gezebiliyorsunuz akademik dönemde. Bunu belirtme ihtiyacı hissettim çünkü gezi boyunca tek öğrenci indiriminden faydalandığımız yerdi. Bir de yanıbaşında bir katedral var ki, şu ana kadar gördüğüm en büyük katedraldi ama gezerken beni çok karanlık falan olması beni bunalttı biraz.</p>
<p>Dönüş uçağımız ise Malaga’dan idi, hiç gezme imkanımız olmadı ama biz montlarla ve kışlık botlarla havalanına giderken insanlar 20 derece sıcaklıkta t-shirtler ile dolaşıyorlardı etrafta. Akdenize kıyısı var, denize de girilebilir, vaktiniz varsa.</p>
<p>Klasik Avrupa başkentlerini gezmekten sıkıldım diyenler için güney ispanya harika bir mekan. Aklınızda bulunsun.</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 1, toplam 204 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>güney ispanya</li><li>ispanyanın en güzel şehri</li><li>ispanyanın en güzel şehirleri</li><li>ispanya güneyi</li><li>ispanyanın güneyi</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/ispanyanin-guneyinde-bir-gezinti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstiklal&#8217;deki kaleydoskop gözlü kız</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/istiklaldeki-kaleydoskop-gozlu-kiz/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/istiklaldeki-kaleydoskop-gozlu-kiz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 23:30:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>persephone</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayattan Detaylar]]></category>
		<category><![CDATA[Sakin Turizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=9140</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-9139" src="http://www.sakinkafa.com/images/istiklal-caddesi--202x300.jpg" alt="istiklal caddesi-" width="202" height="300" /></p>
<p>İstiklal Caddesi ne kadar yer işgal ediyor hayatınızda, bilmiyorum. Belki farklı şehirlerdesiniz ya da çok daha uzaklarda ve belki hiç görmediniz. Yalnız bir şey var ki, İstiklal Caddesi&#8217;ne girmeden beni meşgul eden, terazime ağır basan, ruhuma dokunan çoğu şeyi çözemez hale gelmişim, yeni fark ediyorum. Bazen benim bile fark etmediğim takıntılarım olduğunu söylerlerdi arkadaşlarım. Bazı konulardaki son derece tutucu tavrımı rahatlığıma bakıp hiç mi hiç kestiremez, ani tepkilerimde panik olurlardı.  </p>
<p>Geçen gün bir arkadaşımla kahvemizi yudumlarken bana dönüp &#8220;her aradığımda İstiklal&#8217;deyim diyorsun, benim ruhum daralıyor orada azıcık fazla kalsam, sen yapacak ne buluyorsun?&#8221; diyene kadar ben de ne işim olduğunu hiç bilmiyordum. <span id="more-9140"></span>Zaten şimdiye dek hep şöyle derdim, &#8220;ayaklarım nereye götürüyorsa oradayım&#8221; ve hakikaten ilginç şeylerle karşılaşırdım yollarda, değişik insanlar tanırdım. Bir süre sonra bu vesileyle ahbaplık derecesine vardırdığım arkadaşlarım olmuştur. Hatta üç gündür evimde misafir ettiğim bir arkadaşımı aldım geçenlerde havalimanından, onunla da yolda tanışmıştım. Şimdi bir de şunu ekliyorum cevabıma &#8220;demek ki şu sıra, ayaklarım İstiklal&#8217;e fazla alışmışlar, hepsi bu.&#8221;</p>
<p>İstiklal&#8217;i bir tavşan deliğine benzetirdim hep. Alice&#8217;in eğilip baktığı ama sonunu göremediği dipsiz bir kuyu sanki, boylu boyunca uzayan o cadde. Ayağınızın fenikülerden, Odakule&#8217;den ya da Taksim Anıtı&#8217;ndan parke taşına dokunmasıyla &#8220;düşüş&#8221;ün başladığı yer. Wonderland neresi mi? Wonderland yok, eğer isterseniz &#8220;wasteland&#8221; var elimizde diyor arada bir görünen beyaz tavşan, kaleydoskop gözlü kıza. İşte diyor kız, benimki de &#8220;bulmamacasına aramak&#8221; zaten, sorun değil. <br />
     <br />
Ben hikayeleri severim, masalları da. Anlatanları da ayrı tutarım. Biraz şanslıysanız, hafızanızda orada burada dinlediğiniz yahut okuduğunuz hatta şahit olduğunuz ve gördüğünüz onlarca hikaye depolanmış durur. Ancak, hikayeler sadece okunur ve anlatılmazlar, izlenirler de. Yalnız hepsini bir kenara bırakıp önceden kurgulanmış olan kendi hikayenizi bir kitaptan okur gibi okumayı denediniz mi hiç? Ya da kendinizi dışarıdan seyretmeyi? &#8220;Film şeridi gibi geçti gözümün önünden&#8221; ifadesini kullanırız hep ama bu da değil, tasavvufi boyutunu da geçelim. Yalnızca, bunun için gerekli olan şey, &#8220;alter ego&#8221; yani Dostoyevski&#8217;nin &#8220;öteki&#8221; dediği, bölünmüşlük ve farkındalık. İki ya da daha fazlası. Buna tıp dilinde &#8220;dissociative identity disorder&#8221; diyorlar, bir hastalık ama ismi kadar korkutucu değil, inanın bana. Siz korkmadan bölün kendinizi. Şimdiye kadar bölünmeyi siz seçmemiş de olabilirsiniz ama illa ki bölündünüz. Var mı, ben tastamamım diyen ya da itirazı olan? Şimdi kendi kendinizi siz bölün ve aslında hiç tanımadığınız yanınızı, Ayşe Fatma&#8217;yı, Ali Veli&#8217;yi tanımaya başlayın. Hatta belki kendinize rastlarsınız bir yerlerde, sizi bırakıp dolaşan o parçanıza rastlayıp &#8220;haddi beeh!&#8221; dersiniz, tuhaf bir şaşkınlık yaşarsınız. Belki de İstiklal&#8217;de sizi fark edemeyip geçer gider yanınızdan ama siz sadece bulunduğunuz yere mıhlanıp, dönüp arkasından bakakalırsınız.</p>
<p>Bunu hiç yapmamış bile olsanız, hikayeniz size mutlaka anneniz babanız ya da sizi az çok bilen kişilerce anlatılır ama uzun soluklu değildir ve belli bir yaş dönemine kadardır, çocukluğunuzdur yalnız. Bilincinizin artık dayanağa ihtiyacı olmadığı döneme kadardır anlatılan her şey. Sonra hikayenizin tek anlatıcısı siz olursunuz, yalnız siz kalırsınız. Anlatıcınızı beklemeden, siz kendi kendinize ya da belki sürekli konuştuğunuz, omzunuzdaki o tukandan bozma kuşa anlatmaya başlarsınız,  kaleydoskop gözlü kızın yaptığı gibi: &#8220;Biliyor musun Morgan, bu saflık bu dünyaya bir beden büyük, artık bırakıp small&#8217;unu mu alsak acaba?.. Sezon sonu indirimi de varmış bak, her yer etiketin yarısı. Hatta önceki fiyatın üzeri çizilmiş, tam tamına % 70 indirim var, ne dersin?&#8221;</p>
<p>Her yer cadı kazanı gibi, içinden dumanlar yükselen ama gül gibi de kokan, insanın başını döndüren. Biraz içersen pamuk prenses ya da beyaz atlı prens olurmuşsun, öyle söylüyor konu mankenleri. Sadece biraz dilin yanacak ve bir şey takılacak boğazına, bir daha hiç çıkmayacak. &#8220;Boşları götür, doluları getir&#8221; diye sesleneceksin sonra yine, yeniden&#8230; Her boğazına takılanı yutmayı yahut müsait bir yere kusmayı öğrenene kadar ve yoğurdu üfleyerek yemeye başlayana kadar ukalalık yapacaksın.</p>
<p>&#8220;Şimdi Morgan, bu gördüğümü sen görememiş olabilirsin ama sen henüz parmaklarını göster demeden ben göstereyim, hepsi doğru söylediklerimin.&#8221;</p>
<p>İstiklal&#8217;deki mızıkacıları, kenar mahalleli serserileri, etekli adamları, yüksek sesle konuşan turistleri, aynı model üretilmiş gibi duran kızları, sakal ve bıyıkları uçuşan yaşlı amcaları, ikili gruplar halinde korkarak yürüyen hanımları, Tim Burton&#8217;ın &#8220;Alice harikalar diyarında&#8221; filminin bir an önce vizyona girmesini sabırsızlıkla bekleyenleri, grubal enfekiyon kapmış üniversite öğrencilerini, bilimum fanlarıyla maçtan dönen gençliği, önünüze pat diye dikilip avukat kesilen anketörleri&#8230;vs. görüp dünyanın merkezinde olabilir miyim acaba diye gülerek sayıklayabilirsiniz, mümkündür.</p>
<p>İstiklal&#8217;deyseniz ve kaleydoskop gözlü bir kızla karşılaşmış, omzundaki tukandan bozma kuşu da fark etmişseniz, her şey mümkün&#8230;</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 15 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>kaleydoskop nerede satılır</li><li>kaleydoskop nerde satılır</li><li>kaleydoskop nerde var</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/istiklaldeki-kaleydoskop-gozlu-kiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üsküdar&#8217;da Islanmak</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/uskudarda-islanmak/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/uskudarda-islanmak/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Feb 2010 19:29:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>herangibiri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sakin Turizm]]></category>
		<category><![CDATA[üsküdar gezilecek yer]]></category>
		<category><![CDATA[üsküdar tanıtım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=8876</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sakinkafa.com/images/uskudar-yagmur.jpg"><img class="size-full wp-image-8892 alignright" title="uskudar-yagmur" src="http://www.sakinkafa.com/images/uskudar-yagmur.jpg" alt="uskudar-yagmur" width="122" height="108" /></a>Ben bugün delice bir şey yaptım. Üsküdar’da ıslandım. Öyle ve ya böyle değil bir karşı cinsle de değil! Saat yedi miydi sekiz miydi? Yağmur sarmış mıydı boğazı? Hiçbir şey olmamış gibi çıktık dışarı. Birkaç ıslansam bir şey çıkmaz dedim. E ne de olsa Üsküdar sahildeyim.<span id="more-8876"></span></p>
<p><strong>ÖNCESİ</strong></p>
<p>Uzun süredir koruya gitmemiştik, bilir siniz orada bir de eskiden Cemil Meriç üstadın evi olan bir mekan var. İster sahilden ilerleyin yavaş yavaş  gerdanlığa; isterseniz Sultan Tepe levhasını gördü mü iyice bir nefeslenip  ve Özbekler tekkesinden bir selam almadan da geçmeyip  koruya  çıkmaya başlayın hemen! Fakat yorulmak istiyorsanız ve kafanızı  eğerek şöyle bir uzunca yokuş çıkmanın enteresan tadına varmak istiyorsanız anlaştık demektir; ha bi de yanınızda bir adet arkadaş da bulunsun:)</p>
<p>Şimdiye kadar aynı duygularla mı adımladım oraları, yoksa Yahya Kemal’in duyuşuyla mı baktım(nerdee) bu beldeye bilmiyorum ama tevafuk yanımda bu aralar sıklıkla taşıdığım ”Kendi Gök Kubbemiz” imdadıma yetişti:  “Fethi gören Üsküdar&#8230;”</p>
<p>Ne güzel değil mi? Karşılıklı bir aşık gibi… Belki de Üsküdar sevdiğini bekleyen bir kızın gözleriyle  bakışını hiç çekmemişti bu semalardan, adını İstanbul müjdesiyle sabırla bekleyen bu semalardan! Sevgili bekleyişli  ve ümitli; gözlerini ne zaman çevirse  sekiz asır önceki muştu mu sarardı omuzlarını? Ya da yağmur dolu baksa  bu surların seması… yağmur puslandırsa havayı onları da sarar mıydı kavuşamamanın iştiyakı?</p>
<p>Evet kavuşamamanın özlemi… Ve Üsküdar sanki savaşın kahramanına nasip olmayı bekleyen bir güzel bekçi. Aklıma hep “Fatih’in istanbul’u fethettiği yaştasın”  hitabı gelir; “Sen de geçebilirsin yardan anadan serden; senin de destanını okuyalım ezberden”</p>
<p><strong>ORTASI</strong></p>
<p><em>1</em></p>
<p>Şemsipaşa ve Salacak tarafından geride İstanbul siluetini bırakarak yaklaşan allı vapur, tam da Mihrimah Sultana bakarak demirler pullu eteklerini. İnmek istemezsiniz; bir müddet hep böyle gelip gitmek istersiniz bir hayalden bir hayale. Ne güzel martılar eşlik eder düşlerinize; yardımcısı olur tamamlıyamadığınız karelerin!</p>
<p>Kuşlara ve bu manzaraya tekrardan donup kalmak için çoktan inmeli ve bu “camiler çeşmeler beldesinin”  size ilk göz kırpan tarihi çeşmesine hayranlıkla yaklaşmalısınız. Zira yüz yetmiş yıldır adeta selam vaziyetinde duran bu çeşmenin kanatları altına girmek  içimde adeta bir sığınma ihtiyacına karşılık gelir. Çünkü ikimiz de trafiğin ortasında melül ve mahzun kalmışızdır; fakat bu “Kabe toprağının” havasını hiç kaybetmeden çekmenin şaşkınlığındayızdır. Ne çareki sessiz bir dil konuşur gözlerimize  çeşmenin kitabeleri&#8230; Bu Üçüncü Ahmed’in(Lale Devri’nin sanatkar padişahı) kendi adıyla annesi için inşa ettirdiği  ve yine kendi eliyle çeşmenin denize bakan yüzünü celi sülüs hattıyla yazdığı muhteşem kitabedir, diğer üç yüzünü ise ayrı ayrı üç şair yazmıştır.</p>
<p><em>2</em></p>
<p>Sırasıyla özlü bilgilerle dimağımız tatlansın.  Sakin kafanızla gezilecek ve görülecek o kadar güzelliklerin bir kaçına tek tek  adım atalım. Mesela bu çeşmenin kitabelerini en yakın zamanda  okumaya çalışın lütfen ve altında  bir müddet sırtınızı dayayarak oturun:)</p>
<p>Şehrin okumaya çabaladığım ve soluklanmaya ihtiyaç hissettiğim semalarından, en güzel yağmur damlalarının yüzümü ıslattığı dakikalara,  çok var daha. Tarihimize göz kırpmaya devam edebiliriz.</p>
<p><em>3</em></p>
<p>Üsküdar adı aslında  “Altın Şehir” manasına gelen bilinen ilk ismi Hrisopolis’ten çok sonra gelmiştir ve tarihinde İranlılar, Araplar ve Harunreşit tarafından zaptedildiği zamanlar vardır… Bu dönemlerde Asya’dan Avrupa’ya- Avrupa’dan Asya’ya geçmek isteyen bütün ordular; buradan  şimdi mezarlık olan  yerlerden geçerlermiş. Kısacası o da her güzel şehir gibi istilaya uğramış; limanı ise Boğaz’ın rüzgardan saklı yerlerinden biriymiş.</p>
<p>11.yy’da ise Hrisopolis adını  Skutarı’ye bırakıyor ; çünkü burada Üskutarı adıyla askeri bir ordu ve aynı adla bir de imparator sarayı vardır. Hatta Haçlı Seferleri sırasında 1203’te Haçlıların reisleri Uskutariyun sarayına yerleşmiş. Latin imparatorluğu düşünce Bizans tekrar canlanmış; fakat bu dönemlerinden geriye yalnızca Bizans devrinde büyük rol oynayan bir “Kızkulesi” kalmıştır.</p>
<p>Skutarı’nın  zamanla  Üsküdar olduğunu; hatta  İstanbul’un fetih zamanında semtin Skutarı adının biraz böylece değiştirilerek kullanıldığı rivayet ediliyor. Lakin Evliya Çelebi’ye göre Kadıköyü’nün yeni evleri karşısında  buranın evlerinin  eski ve dar kalışından dolayı “Eskidar”;  zamanla ise Üsküdar denmiş.</p>
<p>Sonuç olarak farsça bir isim olan Üsküdar kelimesi Ferit Devellioğlu’nun lügatinde konak yapılan yer manasına geliyor. Zaten bir geçit, bir uğrak, menzilhane imiş ve İran’dan Arabistan’dan gelen kervanlar burada hanlanırmış.</p>
<p>En son  bir ilginç bilgi daha: Biliyorsunuz “Eyüp” başlı başına mukaddes bir yer(bana göre); fakat Üsküdar cami ve tekke sayısı bakımından Eyüp’ten daha dini bir yermiş.</p>
<p><strong>SONRASI</strong></p>
<p><em>1</em></p>
<p>Düşünsenize çantamda bir yanda “Tarihi ve Efsaneleriyle İstanbul Semtleri” kitabından(Niyazi Ahmet Banoğlu) bunları çıkarıp okuyor bir yandan da  bu kitabın her bir cümlesi bilgi küpü olan satırlarından biraz dağılmak için “Kendi Gök Kubbemiz”e sığınış şeklinde gidip geliyorum. Bu iki kitabı hararetle tavsiye ederim efendim:)</p>
<p>Halbuki ne Salacak’tan, Harem’den ne de Mimar Sinan’ın o küçük ve şirin camisini barındıran Şemsi Paşa ve kütüphanesinden bahsedebildim. Çamlıca ve Bulgurlu’dan da! Halbuki güzelim kar düştüğünde kim bilir Çamlıca Tepesi en güzel ve doğal gelinliğini nasıl geçirmişti üzerine? Acaba orada radyolarına bazen uğradıklarım mahsur mu kalmışlardı? Çok seviyorum bu tepeyi Ferah mahallesinden bu büyük yokuşu çıkmayı hiçbir zaman kendime zor görmedim; tabi karda değil!</p>
<p>Peki ya modern mimarisiyle Şakirin Camii’ni girişte bir selamlama duasıyla barındıran Karacaahmet! Ah ah sevgili dayım orda bir duayı bekler; dedem, ananem… Ya yazar ve şairler?</p>
<p><em>2</em></p>
<p>İnanın aklıma o kadar anlatacağım geliyor ki bu duygular sarınca beni&#8230; Mesela hiç unutmuyorum bir ayımın bütün ruhunu “o kitap ve yazarıyla” geçirmiş; ertesi günü küçük bi gazete ilanında  sanki beni çağırıyormuşçasına o dejavuyu yaşamıştım! Benim için böyle birkaç yazardan biri Karacaahmettedir; bir dua beklediğini hissederim her andığımda. Bir diğeri de var ki ne zaman aman allahım yürüsem o haliçe karşı sessiz mezarlığı, ne diyebilirim, onu  düşünürüm bir çile gibi  mısralarını&#8230; Uğramadan edemem kısa ve dar merdivenlerinden, dilimde “Ya sin vel kuranil hakim” Nasipse yazılmayı bekleyen o kadar çok var ki!!</p>
<p><em>3</em></p>
<p>Konu ve sıra dağılmaz merak etmeyin; henüz çıktık başlı başına bir semt şehr-i meyyit Karacaahmet’ten! Şimdi Kuzguncuk’a doğru alalım yol! Biliyor musunuz vapurdan indi mi  gönlünüz sizi ne tarafa çekiyorsa  oraya yürüyün; sağ tarafa doğru giderseniz  Şemsipaşa ve Salacak ve Kızkulesi’yle renklenir gözleriniz!</p>
<p>Yok  ben eğer “ille de boğazın kolyesini” görmek istiyorum derseniz, uzunca bir yollanışla yürürsünüz gümüş gerdanlığa! Ama bu arada Üsküdar’a ayak bastı mı ilkin bir güzel insan Aziz Mahmud Hüdayi Hz.lerini ziyaret etmeli;  yüreğinizi sakinleştiren o  yeşil ve huzurlu türbenin iç girişinde adeta zemzem havasındaki  soğuk  ve güzel suyundan bir şifa alarak yudumlanmalısınız. Ben bu sularda bazen o anlatılan İstanbul’un, hani her yanından temiz ve doğal suların fışkırdığı eski İstanbul’un, tadını geç de olsa  aldığımı hissederim! Ne mutlu böyle güzel yerlerdeki sulara! Mesela  Beşiktaş Yahya Efendi’nin sol girişinde, türbeyi süsleyen  diğer bir güzel su… Ve Beşiktaş’tan geçti mi, gemicilerin ayağa kalkıp selama durdukları, Kanuni’nin süt kardeşi Beşiktaş’ın manevi bekçisi Yahya Efendi!</p>
<p><em>4</em></p>
<p>Uzadığının bile bile farkındayım ama bir beldenin manevi direklerini ziyaret edip öyle başlamalısınız bence; sonra iskelenin sol şeridinden  adım adım ilerliyorsunuz. Yorulunca  devlet tiyatrosu’nun, yani o dev taş binanın, arkanızda kaldığını bilerek  kendinizi bankın üzerine atıyorsunuz manzarayı görünce. Orada yaklaşık 6-7 tane bank var:) ve biri mutlaka boştur heralde(!) Memati’nin türküsü belki gelir aklınıza; ya da en azından sakince balıkların oltasına düşmesini bekleyen genelde bir adamla –ama neden bu kişi hiç kadın olmaz- karşılaşırsınız; buradan Beşiktaş’ı da izler ve fakat sanki Taksim’den ya da ne bileyim şehrin göğünü istila eden kulelerden yükselen huzursuz havayı hissetti mi hemen yolunuza devam etmeyi yeğlersiniz.</p>
<p>Tabiki  gümüş gerdanlığı böğrünüzde hissedercesine…. Peki o gerdanlığın uzaktan süsleri gibi zincirli duran trafiğine ne demeli? “Ya vapur varken ne işiniz var orda” mı? Ama onlar gezmiyolar ki! Allah sabır versin efendim, hepimize!</p>
<p><strong>NİHAYET EN SON</strong></p>
<p>Ne Beylerbeyi’nden,  Çengelköyün’den; ne de pek sevdiğim Kuzguncuk sahilinden bahsedebildim. Sakın bana Üryanizade Camii’ni görmedim demeyin!  Maddi ve manevi güzelliği bir arada barındıran bu küçük mescit hakkında kısa bir belgeselden bir sürü güzelliğe şahit oldum. Yerinde gidip görmek,  köprünün dibindeki mescidin denizin dalgalarıyla bölünen sessizliğine tekrardan şahit olmak az bir şey değil doğrusu! Fakat bir delilik yapıp da, bu ahşap yapının çıkıntısı olan taşlarının üzerinde denize karşı  çocuklar gibi ayaklarınızı uzatarak oturabilmek için geç kaldınız! Ne yazık ki o bölmeyi çiçeklerle kapamışlar geçit vermiyorlar artık:) Oysa aklıma mahlepli simidi, termosumuzda sıcak kahvesi ve ellerimizde gül lokumuyla dinlendiğimiz sahne geldi!</p>
<p>Neyse sanırım vakit bir hayli geçti.</p>
<p>Güneş batarken bu şehre verdiği sarı renk onu, Üsküdar’ı,  “Altın Şehir” yapmış diyorlar. Mısralarından kafamı kaldırmak istemediğim Yahya Kemal Beyatlı da “İstanbul’un Fethini Gören Üsküdar” diyor:</p>
<p>“Üsküdar, bir ulu rü’yayı görenler şehri!</p>
<p>&#8230;..</p>
<p>Üsküdar, gözleri dolmuş, tepelerden bakarak,/ Görmüş İstanbul’a yüzbin meleğin uçtuğunu;/ Saklamış durmuş asırlarca hayalinde bunu.” Bir ilk bir son mısralarıyla…</p>
<p>Şimdi dönüş zamanı; İstanbul’un yağmurlu zamanları. Artık eve dönerken yağan yağmuru fırsat bilin ve benim gibi bir delilik yapın yağmurunda on beş dakika ıslanın.</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 6 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>çengelköyün simidi</li><li>çocuk skutarları</li><li>üsküdarda sakin yer</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/uskudarda-islanmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Bir Semtini Sevmek&#8221; -Cihangir-</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/bir-semtini-sevmek-cihangir/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/bir-semtini-sevmek-cihangir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Jan 2010 21:53:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ayine</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayattan Detaylar]]></category>
		<category><![CDATA[Sakin Turizm]]></category>
		<category><![CDATA[cihangir]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[şehzade cihangir camii]]></category>
		<category><![CDATA[the strokes]]></category>
		<category><![CDATA[thom yorke]]></category>
		<category><![CDATA[trying your luck]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=8536</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-8539" src="http://www.sakinkafa.com/images/DSC_0466-201x300.jpg" alt="DSC_0466" width="201" height="300" /></p>
<p>Taksim meydanından İstiklal Caddesi’ne değil bu kez, Sıra Selviler’e giriyorsunuz. Cadde boyu ilerleyip Alman Hastanesini görüp de sola sapınca,  neden şimdilerde favori olduğunu anlıyorsunuz bu muhitin, bir yandan ayaklarınıza dolanan kedilerle ilgilenirken, diğer yandan hangi film karesinde gördüğünüzü hatırlamaya çalışıp bu şirin sokakları.</p>
<p>Pürtelaş Mahallesinin Cihangir Yokuşundan <em>cemaate yetişme telaşı</em> kadar tatlı bir yorgunlukla aşağı inip de deniz havası yüzünüze çarptığında, Thom Yorke’un <em>Analyse</em>’ı ile girdiğiniz yolun sonunda The Strokes, “<em>hep denedin,hep yenildin,olsun,yine dene yine yenil”</em> mealindeki şarkısını sizin için söylüyor oluyor.<span id="more-8536"></span></p>
<p>Tam yolun bittiğini düşündüğünüz yerde karşılıyor sizi semte de ismini veren Şehzade Cihangir Cami. Kanuni&#8217;nin, şiire meraklı, genç yaşta vefat eden oğlu için Mimar Sinan’a yaptırdığı, sonralarda II. Abdülhamit’in restore ettirdiği bu cami (ki Dolmabahçe ve Ortaköy camileri gibi, 19. yüzyıl batı mimarisi özelliklerine sahip yapısı ile şu andaki haline bu <em>yenileme</em> çalışmasıyla kavuştuğu anlaşılıyor) muhteşem manzarası ile buyur ederken bahçesine, aynı anda Haliç’i, Sarayburnu’nu,  Üsküdar’ı seyreyleyebildiğiniz <a href="http://www.panoramikistanbul.com/cihangir-camii.html">bu yerde</a>, “<em>İstanbul’u sevmeye ne çok neden var”</em> diye düşünüyorsunuz.<img class="alignright size-medium wp-image-8555" src="http://www.sakinkafa.com/images/DSC_0016-201x300.jpg" alt="DSC_0016" width="201" height="300" /></p>
<p>Ve fakat ağaçlar altındaki banklardan birine oturup denize bakarken, siz siz olun “<em>denizde olmasına rağmen yanarak batan gemiler</em>” üzerine konuşmaktan vazgeçmeyin son anda. Yoksa objektife bakıp gülümserken/<em>gülümser gibi yaparken</em> çekilen bütün fotoğraflarda çirkin çıkarsınız.</p>
<p>Biraz güzelliğinin farkında bir güzel, biraz da anlaşılamamış bir bilge (belki bu yüzden biraz mahzun) gibi duran camiden özlemle ayrılırken, ikinci gelişinizde içeri girip ellerinizi açtığınızda semaya, &#8220;bu kez böyle alelacele değil, muhabbetle uzun uzun hasbihal edicem” deyin “<em>huzur</em>a vardığımda”.</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 2 defa okundu...</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/bir-semtini-sevmek-cihangir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Bir Semtini Sevmek&#8221; -Anadoluhisarı-  Bana Bir Şiir Ver Güzelliğinden</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/bana-bir-siir-ver-guzelliginden/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/bana-bir-siir-ver-guzelliginden/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Oct 2009 22:37:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ayine</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sakin Turizm]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu hisarı]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[eski çizgi filmler]]></category>
		<category><![CDATA[göksu cafe]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[istanbulu sevmek]]></category>
		<category><![CDATA[nuruosmaniye kahve dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[uzak ihtimal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=7601</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-7603" src="http://www.sakinkafa.com/images/ağaç.jpg" alt="ağaç" width="161" height="240" />Bugün fark ettim ki, İstanbul’da vakit geçirmeyi sevdiğim mekânlardan çok, aslında oraya varmak için yürüdüğüm yolları seviyormuşum. Misal Çemberlitaş’taki Kahve Dünyası’nın “<em>fondü”</em>sü kadar, oraya giderken Beyazıt’ta Sahaflar Çarşısı’na takılmayı, “<em>iki çizgi canım, ben de öğrenicem yapmasını”</em> deyip para vermeye kıyamadığım “<em>derviş”</em> çizimlerine bakmayı, Divanyolu’nun onca törene “<em>şahit</em>” kaldırımlarında yürüyüp, bir vakit Atik Ali Paşa, bir vakit Nuruosmaniye Camiine uğramayı seviyorum.</p>
<p>Ya da Çengelköy’deki o minicik cafede sıcak çikolata içmek kadar keyifli değil midir vapurla karşıya geçerken hangi mevsim olursa olsun dışarıda oturup fotoğraf çekmek, sahil boyu yürümek ve Kuleli’nin önünde balık tutanları izlerken üşümek?</p>
<p>İstanbul, birilerinin  “<em>aşk = f(karanlık)”</em> ını da boşa çıkarıyor.<span id="more-7601"></span> Mevzu İstanbul olunca, “<em>seven</em>”in  “<em>sevilen</em>”i daha çok bilmek istemesi, ve fakat tanıdıkça merakının ve dolayısı ile ilgisinin sevgisinin azalmasından bahseden bu paradoksal fonksiyon geçerliliğini yitiriyor. Her güzellik, içindeki İstanbul aşkını depreştiriyor insanın, “<em>güzelliğine benzetme bulmak zor</em>” oluyor.</p>
<p>Bütün bunları yazdıran, Anadolu Hisarı’nın yanındaki o daracık sokaktan geçerek gittiğimiz, boğaza nazır Göksu Cafe, çok fazla insanın bilmediği, lakin müdavimlerinin vazgeçemediği, hoş, sade ve “özenli” bir mekân. Ama benden söylemesi, <em>“Uzak İhtimal</em>”i seyrettiğiniz gün gitmeyin böyle yerlere. Filmde kahramanların, “<em>söyleyemedikleri</em>” ile kurdukları o dünyadan sonra  ya çok abartılı geliyor yan masanızda oturanların kahkahaları, yahut caz filan çalıyorlarsa kulaklarınızı tırmalıyor müzik.</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 0, toplam 61 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>anadolu hisarı şiir</li><li>anadolu hisarı ile ilgili şiir</li><li>anadolu hisarı şiirleri</li><li>anadolu hisarı ile ilgili şiirler</li><li>anadolu hisarı şiiri</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/bana-bir-siir-ver-guzelliginden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hamamdan Bozma Kahvehane: Cafe İstanbul</title>
		<link>http://www.sakinkafa.com/hamamdan-bozma-kahvehane-cafe-istanbul/</link>
		<comments>http://www.sakinkafa.com/hamamdan-bozma-kahvehane-cafe-istanbul/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2009 10:12:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ayine</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sakin Turizm]]></category>
		<category><![CDATA[hamamdan bozma cafe]]></category>
		<category><![CDATA[mukarnas]]></category>
		<category><![CDATA[Rüstem Paşa Camii]]></category>
		<category><![CDATA[Tahtakale Hamamı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sakinkafa.com/?p=7303</guid>
		<description><![CDATA[ ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-7304" src="http://www.sakinkafa.com/images/cafe-istanbul-300x199.jpg" alt="cafe-istanbul" width="300" height="199" /></p>
<p>Ailenin “eski toprak”larından dinlediğimiz kadarıyla, eskiden asli fonksiyonunun dışında bir nevi sosyalleşme ortamları olan hamamlar, şimdilerde bu vazifeyi başka türlü yerine getiriyor ve cafe yahut restoran tarzı işletmelere dönüştürülüyor.</p>
<p>İstanbul’un en büyük ve en eski hamamı olan Tahtakale Hamamı da, 6 yıldır kahvehane olarak işletiliyor.</p>
<p>Eminönü Tahtakale’deki “meşhur” Rüstem Paşa Camiinin yanından yukarı çıkarken, caminin sağ çaprazında bulunan bu yapı, İstanbul’un bu en “civcivli” semtinde arada kaynamış sahiden. <span id="more-7303"></span></p>
<p>15. yüzyılda inşa edilmiş olan Tahtakale Hamamı, geçirdiği badirelerden sonra 1900’lü yılların başında, o sırada bir harabe görünümünde iken ilk yenileme çalışmaları yapılmış. 80’li yıllarda soğuk hava deposu olarak kullanılmış. 90’lı yılların başlarında ise 5 yıl süren bir restorasyon çalışması sonucu bugünkü görünümüne kavuşmuş.</p>
<p>Şu anda işhanı olarak kullanılan hamamın sadece orta kısmı kahvehane olarak işletiliyor.</p>
<p>Mukarnas süslemeli kapısından içeri girer girmez daha, kapılıyorsunuz kubbeli yapıların o büyüsüne. Sonra kadife perdeli bir kapıdan geçip, yapının orta bölümüne gelince, bağdaş kurup oturabileceğiniz rahatlıkta sedirler, işlemeli örtüler, duvarlardaki Osmanlı saray tabloları ve mis gibi bir Türk kahvesi kokusu karşılıyor sizi.  Kubbedeki küçük pencereciklerden “sızan” ışık, ortama ayrı bir “hava” katıyor.</p>
<p>Sandviçleri ve elma-portakal-zencefil karışımlı içeceği (bunun başka kombinasyonları da var tabii) ile ünlü bu yere gideceklere bir hatırlatma: mekân saat 19.00’da kapanıyor.</p>

<p class="sayac_bilgi">bugün 2, toplam 66 defa okundu...</p>
<h2>Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar</h2><ul><li>hamam cafe</li><li>istanbuldaki sakin cafeler</li><li>kahvehane cafe</li><li>istanbulda sakin kafeler</li><li>istanbuldaki cafeler</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sakinkafa.com/hamamdan-bozma-kahvehane-cafe-istanbul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
<!-- WP Super Cache is installed but broken. The path to wp-cache-phase1.php in wp-content/advanced-cache.php must be fixed! -->
