Örneğin üniversitenin ‘önde’ gelenlerinden olan ve birçok ‘önde’ gelen kızıyla çıkmış olan bir erkeğin “özgür kızlar” nezdinde kıymeti artarken, aynı pozisyondaki bir bayana karşı “özgür” yada “gelenekçi” erkeklerin bakışı her daim negatif olmakta. Ben üniversite yıllarımda iken yan masadan kulak misafiri olduğum Cafe-Dorm muhabbetlerinde bir araya gelmiş “özgür” bayanların bir erkek öğrenci ismini zikrederek “çok güzel öpüşüyormuş” demeleri ve bunu o erkeği yücelten bir vasıf gibi görmeleri esasen asimetrik namus anlayışının bir sebebinin de kadınların bu yanlış talepleri ve yanlış yüceltmeleri olduğunu gösteriyor.
Topluma yukarıdan baktığını düşündüğüm açık feminist arkadaşlarımla yaptığım sohbetlerde dikkatimi çeken birkaç husus oldu. Bu arkadaşlarım mütemadiyen toplumun ata erkil yapısına ve kadının içinde bulunduğu duruma dikkat çekerek, namus mefhumunun bayanların gerek zihninde ve gerek bedeninde irdelendiği kadar erkeklerde irdelenmediğinden dert yanarken bu durumun erkek baskıcılığının bir sonucu olduğunu vurguluyorlardı. Onlara göre toplumdaki bu yapının tek sebebi toplumsal normlarda karar mekanizmasının erkeklerin elinde olması nedeniyle erkeklerin bu durumu kendi lehlerine çevirecek normlar oluşturmalarıydı. Yani “erkek ne yapsa elinin kiridir, yapar; kadın yaparsa artık kirlenmiştir, iflah da olmaz” anlayışının tek sebebi erkeklerdi.
Toplumdaki gayri-dini normların arz-talep dengesine göre şekillendiğini düşündüğüm için “bu durumun tek sebebi erkeklerdir” şeklindeki bir önermeyi pek de mantıklı bulmuyordum. Bana göre bayanların erkeklere yönelik talep eğrilerindeki bazı hatalar da cinsiyetler arasındaki asimetrik namus anlayışının sebepleri arasında. Bu meseleyi irdelemek için açık feminist olmaları nedeniyle objektif yaklaşarak ve donatıldıkları mantık sisteminin süzgecinden geçirerek cevaplamalarını istediğim birkaç soru oldu. Örneğin kendileri daha öncesinde bir başkasıyla evlenmiş ve boşanmış bir erkekle evlenmeyi düşünürler miydi? Objektif taraftan baktıklarında aslında bu durumun bırakın bir dezavantaj olmasını, aksine pozitif bir değer dahi olabileceğini ifade etmeleri, bir nevi kendi tezlerini çürütüyordu. Öte yandan aynı durumun bayanlar için pek de iyi bir durum olmadığını, bayanların daha duygusal oldukları için daha önce başka birisiyle yaşanmışlıklarını yenisine bulaştırabileceğini; erkeğin tecrübeli olmasıyla bayanın tecrübeli olması arasında fark olduğunu açık bir yürekle söylediler.
Görüldüğü üzere, toplumdaki yanlış ve asimetrik olan namus anlayışının tek sebebi erkeklerin baskıcı tutumu değildir. Bu yanlış anlayışın sebeplerinden birisi de kadınların taleplerindeki asimetrik yaklaşımdır.
Bu asimetrik talebi daha da örneklendirebiliriz. Örneğin “yuva yıkan” türden yanlış ilişkileri irdelediğimizde genç kızların bilerek ve isteyerek yaşça büyük ve evli erkeklerle birliktelik sağlayarak yuva yıkmalarına gazetelerde ve günlük hayatlarımızda bolca rastlarken, genç bir erkeğin kendisinden yaşça büyük ve evli olan bir bayanla olan birlikteliğiyle yuva yıkmasına aynı sıklıkla rastlayamıyoruz. Erkeklerin evli bayanlara olan ilgisi, bayanların evli erkeklere (ki özellikle çocuğuyla ilgilenenlere) olan ilgisi yanında çok sönük kalmakta. Hatta Issız Adam filminde bile kadınların boşanmış ve çocuğuyla ilgilenen erkeğe yönelik ilgileri vurgulanmakta. Genel olarak bu gerçek kimse tarafından da yalanlanıyor değil. Hal böyle olunca, cinsiyetler arasındaki yanlış ve asimetrik namus anlayışının aslında sadece erkeklerden kaynaklanan bir durum olmadığını, bayanların da taleplerindeki asimetrik yaklaşım nedeniyle bu yanlış anlayışa -ama bilerek, ama bilmeyerek- su taşıdıklarını kabul etmek gerekir.
Daha da ötesinde, henüz ergenliğe yeni adım atan gençlerde bile bu asimetrik talebin örneklerini görmek mümkün. Örneğin üniversitenin ‘önde’ gelenlerinden olan ve birçok ‘önde’ gelen kızıyla çıkmış olan bir erkeğin “özgür kızlar” nezdinde kıymeti artarken, aynı pozisyondaki bir bayana karşı “özgür” yada “gelenekçi” erkeklerin bakışı her daim negatif olmakta. Ben üniversite yıllarımda iken yan masadan kulak misafiri olduğum Cafe-Dorm muhabbetlerinde bir araya gelmiş “özgür” bayanların bir erkek öğrenci ismini zikrederek “çok güzel öpüşüyormuş” demeleri ve bunu o erkeği yücelten bir vasıf gibi görmeleri esasen asimetrik namus anlayışının bir sebebinin de kadınların bu yanlış talepleri ve yanlış yüceltmeleri olduğunu gösteriyor.
Örnekler daha çoğaltılabilir ya da daha da iğrençleştirilebilir fakat anlatmak istediğim meseleyi açıkça ve yeteri kadar anlatabildiğimi düşündüğüm için muhabbeti burada kesiyorum. Bayanlara da, namussuzluğu yüceltecek talep hatalarında bulunurken bir yandan da erkeklerde neden namus mefhumunun aranmadığını eleştirmemelirini tavsiye ederim. Unutmayın ki erkekleri en nihayetinde şekillendirecek, onların tavırlarını yönlendirecek ve onları sizin istediğiniz kalıba sokacak olanlar yine sizlersiniz. Siz ne talep ediyorsanız, erkekler de bunu arz ederek size yakınlaşmaya çalışacaklardır. Aradığınız namus olursa, erkekler de buna dikkat etmek zorunda kalacaktır. Siz bunu mühimsemezseniz, elbette erkekler hiç mühimsemeyecektir.
bugün 0, toplam 9 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- boşanmış bayanlara toplumun bakışı
- erkeklerin namusa bakışı
- evli erkeklerin evli kadınlara bakışı
- kızlarda namus anlayısı varmıdır
- namus anlayışı geniş olan













Bu tespitlerin sonu, 4 kadınla evlenmek hususunda kadınların da istekli olabileceği argümanına gider bence.
Bu “asimetrik psikolojik” bir durum kanımca. Biraz da kadınların bir türlü emin olamayışı ve bu emin olma durumunu kendi hemcinsinden biriyle onaylatıp öylece emin olmuş gibi yapmasıyla ilgili olsa gerek…
Bir de son günlerde sokakta, otobüste, vapurda… kadınların birbirlerini deliler gibi süzüşüne şahit oluyorum sık sık. Böyle haset, kıskançlık ve üstten bakış karşımı bir nazar. Sanırım erkek çocukları kadınlara bakma hastalığını annelerinden alıyorlar :)
yalnız, öncelikle haksızlığı yapılan şeyin meşruiyeti sorgulanmalı bana kalırsa. sonra kızlara haksızlık mı yapılıyor, erkekler “şans”lı mı oluyor ancak tartışılabilir.
bir de kızlarda, evli erkeklere karşı zaaf olduğu kanısı var evet, ama gördüğüm kadarıyla bu bahsettiğiniz gibi seksüel bir bakıştan öte, her yönüyle daha “olgun” bir erkek olmalarından, kadını az çok tanımış ve kadının hangi durumda ne istediğini kestirebilir olmalarından kaynaklanıyor.
- çünkü evli bir erkek de o anlamda yeterli olmayabilir, evli olması bunun aksini iddia etmeye yetmez.-
Sayın Ayasophia, ilişkilerde ‘emin olamama’ genellikle erkeklere ait bir sorundur. İyi bilinen bir gerçektir ki, kızlar çıktıkları erkekle kısa süre sonra ciddi bir ilişki kurma kararı alırlar ve evlilik beklentisine girerler, ancak karşısındaki kızla bir ömür geçirmek istediğine bir türlü karar veremeyen, bir aile kurma sorumluluğunu üstlenemeyen, ilişkiyi yıllarca sürüncemede tutan genellikle erkeklerdir.
Yorumununzu yanlış anlamış olabilirim ancak bir kadının bir diğerinin kıyafetlerindeki uyumu, saç modelini incelemesini erkeklerin kadınları gözle taciz etme derecesine varacak kadar süzmeleri ile karşılaştırmanın büyük bir yanılgı olduğu kanısındayım.
Erkeklerin “emin olamama” psikozu ile kadınlarınkini aynı şekilde ele almıyorum ben genelde. Erkek daha çok, “Acaba daha iyisi var mıdır?” diye düşünmeye başlar… Kadının durumu, “mevcut durumu nasıl en ‘ideal’ halde yaşatırım” düşüncesinden doğan bir “evlilik” tahayyülüne ulaşır gibi… (bunları tamamen gözlemlerime dayandırıyorum, literatürün karşısında saygı duyarım) :)
Kadınların bakışı ile erkeklerin bakışı arasında doğrudan bir “ortaklık” kurulamayabilir. Kıskançlık ve cinsellik farklı içerikler olarak sunulabilir. Yanılgı olmadığını düşündüğüm durum: Öfke, haset, kıskançlık gibi duyguların da, pek çok yönüyle “bakışa hapsedilmiş şehvet” üzerinden aynı derecede “yıkıcı” (destructive) olması bana fikir vermişti.
Evet bakıştaki “biçim” aynı bence… Lakin içerikte dediğiniz farklar mevcut.
“er görür er begenmez, ev görür ev begenmez” der anneannem.. kadinlar hakkindaki super tespitlerinden biridir:) literatürden sayarsaniz eger..
Feminist ablaların söyledikleri üzre erkek baskısı falan değil mesele. Çünkü kız kısmısının dedikodusunu yapan da, olayları abartıp dağa taşa bulaştıran da hemcinsidir kanımca. Bizi biz batırıyoruz bir yerde.
Bir de çok basite indirgiyorum farkındayım, iki insan aldığımızda elimize bir erkek yukarıda bahsedilen özelliklerde bir kızı istemiyorsa hayatında bunun en başta gelen sebebplerinden biri uğraşmak istememesidir. Karşısına çıkabilecek kötü laf-söz-durumları kaldıramaz. Düşünür, kendini yer. Ama kadınların içinde kıskançlık duygusu ta havva elmayı yediğinden beri olduğundan kadına koymaz bu kıskançlık. Ki zaten kıskanacak yer aradığımızı düşünürsek hiç koymaz.
Neyden bahsettim anlamadım ben de. Ama konunun kökünü tamamen halka dayadım, bence ben bahsetmek istediğim şeyi yine bir özürlülükle çok fena mahvettim. Anlatabilsem eğer çok iyi olacaktı. Neyse.
başkaparmak;
tezlerinize genel olarak bir itirazım yok lakin;
“Örneğin “yuva yıkan” türden yanlış ilişkileri irdelediğimizde genç kızların bilerek ve isteyerek yaşça büyük ve evli erkeklerle birliktelik sağlayarak yuva yıkmalarına gazetelerde ve günlük hayatlarımızda bolca rastlarken, genç bir erkeğin kendisinden yaşça büyük ve evli olan bir bayanla olan birlikteliğiyle yuva yıkmasına aynı sıklıkla rastlayamıyoruz.”
Bu örneğinizin yanlış olduğunu düşünüyorum. zira aynı örnekten evli erkeklerin gözü dışarda ve aldatmaya daha meyilli iken, evli kadınların daha uzak olduğu sonucunu da çıkarabiliriz. ki bence bu çıkarım daha doğrudur. kadın doğasının gereklerini yerine getirmiş yani fıtratını modernite masallarına değişmemiş ise, kendini eşine vakfeder. bırakın aldatmayı ve kendi yuvasını eşini toprağa veren kadınların maddi bir sıkıntısı yoksa, karısını kaybeden erkeklere nispeten çok daha az ikinci bahar denemesine giriştiğini görüyoruz.