Ve en çok seni özledim ben.
Karşi komsunun sokaga cikacagi zamani beklemeni.
Her teyzeyi annen gibi sevmeni.
Sanki ayipmis gibi kimselere söylememeni.
Ve o bisikleti ilk gördügünde kosusunu.
Yagmurlu bir günde annenin elinden yedigin ekmegi.
Islanan sokaklara bakip duygulanmani.
Yaz aksamlarinda oturdugun kaldirimi.Seni bir kez daha görmek isterdim…
Hic konusmadan..
Kisa pantolonlu siyah beyaz halini..
Bir lokma boyunu..
Diz cöküp yere sımsıkı… ama çok sıkı
Sarilmak sana..
Göz yaslarimi omuzlarina birakip gitmek istiyorum simdi
Sana kim oldugumu söylemeden…arkama bakmadan
Agladigimi sana göstermeden
Seni cok özledim
Ama cok özledim
Cocuklugum! …
(Ceyhun Yilmaz)
Dün sabah nöbetten dönerken, cocuklugumda oturdugumuz mahalleden gecmek istedim yine nedense … (bazen yaparim bunu)
Sonra ilkokulumun önüne cektim arabami. Ve baktim uzun uzun…
O cocuklugumdaki koskoca bina, nekadar da kücük geldi gözüme. O caddeler, sokaklar, o evler, bahceler bukadar kücük müydü hep? Nekadar da büyük ve muhtesem görünürdü okulum bana o zamanlar… Biz büyüdükce dünya kirleniyor onu biliyoruz da, bir de kücülüyor muydu üstelik?
Okulun önündeki kestane agaci… birtek o büyümüs, yaslanmis. Dili olsa da konussaydi, o kücük kiz cocugundan bahsetseydi bana, hergün (neredeyse kendinden büyük) okul cantasini sirtlamis, bazen seke seke , bazense gec kalip kosarak gelen… Teneffüslerde arkadaslariyla yakalamacilik oynayan, hayalleri gibi tozpembe olan tokalariyla, aslinda hayatin, okulun ta kendisi oldugundan, gelecegin kendisine ne acilar yasatacagindan bir haber….
Bir senenin henüz bir ay gibi cabucak gecmeyen o yillarinda, büyüklerin neden hemen herseye aglayip duygulandiklarini hic anlayamayan… tek derdi, barbie bebekleri, dersleri, aksamlari erken yatmak ve birtürlü gelmek bilmeyen o dogum gününde “kimleri cagirsam?” olan, o kücücük kiz cocugu…
Ne cabuk geciyormus meger bir yil…
Dogum günleri ne cabuk geliyormus…
Büyükler, yaslilar cabuk duygulaniyorlarmis, cok kolay islanabiliyormus kirpikler…
Sadece okul degil, hayat da insana cok seyler ögretebiliyormus…
Anneleri anlamak daha kolay oluyormus…
Bazen renkli hatirlarim cocuklugumu, bazense siyah beyaz… hatta bembeyaz, tertemiz, masum.
Renkler nekadar canlidir cocuklugumuzda, elma sekerlerinin tadi ne güzeldir… Gecmek bilmeyen o aylar ve senelerde mevsimler ne doyumsuzdur. Kartopu oynamanin coskusu, yazlarda agaclara tirmanmanin zevki, saklambaclarin heyecani, sokakta oynarken yedigimiz, annelerimizin yagli ekmeklerinin lezzeti ne güzeldir…
Ve birgün degisir hersey, biter birden sanki.
“Sakin cikma patika yollara, su daglara, kirlara, o karli ovaya… yenik düsüyor hersey zamana, biz büyüdükte kirlendi dünya…..”
Sezen Aksu`nun sevdigim sayisiz sarkilarindan birinde söyle bir cümle vardir, hep etkilemistir beni. ” O hain, kalp kiran eller, birzaman bebektiler…”
Nezaman ve nasil kalp kirmaya baslar o masum eller?
Nezaman ve nasil kalp kirmaya baslar o süt kokan masum diller?
Biz büyüdükce mi dünya kirleniyor? Biz mi kirletiyoruz büyüdükce…
Bosverin… Sakin öldürmeyin icinizdeki cocugu, o hep yasasin…
bugün 0, toplam 2 defa okundu...













ilkokulumun yerinde şu anda bir otopark var. ve ben de ne zaman kayseri’ye gitsem, oraya gidip bakınıyorum. sanki bir anda bina yeniden ortaya çıkacakmış da, ben de içinde top oynayacak, ip atlayan kızlara laf atacak, platonik aşkıma bakıp bakıp sonra ondan kaçacakmışım gibi :) özleniyor be çocukluk…