Beş gündür tatilimin keyfini sürüyorum. Dört ay boyunca stresin hasını yaşayıp, sürekli sürekli ders çalışmanın zorunluluğunu yaşamış biri olarak çok da hakettim bunu. Afyonkarahisar Dinar’da kardeşim “ortason” ile kendi çapımızda bir tatil geçiriyoruz. Kendi çapımızda derken, gerçekten, tam manasıyla kendi çapımızda bir tatildeyiz. Bu ufak ilçede yapacak pek bir şey bulamadığımızdan ve de etrafta kimseyi tanımadığımızdan evin içinde sürekli oturmadayız.
Bu tatili çok çalışarak gerçekten de hakettik. Sorun şu ki, ben bu tatili gerçekten istiyor muydum? Aylar boyunca derslerin zorluğu, sürekli ödev, rapor ve proje derdinde koşturup durmak belki beni yordu. Ama sevdiğim bir işi yaptığımı her zaman bildim. Öğrenmeyi gerçekten seviyorum. Tatilimin beşinci gününde bana bir haftalık bir tatilin yeteceğini hissediyorum. Fazlası da bana sıkıntı veren bir zaman dilimi olacak.
Beni bu zaman diliminin içinde en çok yoracak şey ise kuşkusuz televizyon. Normal zamanda televizyon izleme alışkanlığım olmadığından, bu eşya bana çok garip geliyor. Öğle vakitlerinde şifalı bitkileri anlata anlata bitiremeyen hocalar, evlilik programları, akşama doğru dizi tekrarları, sonra haberler. Akşam da malûmunuz diziler. Sabahtan akşama yayın akışının takipçisi olarak bana hiç bir yarar sağlamadığını anlıyorum. Bu aptal kutunun açık olması ise sanki zorunlu gibi hissediyorum. Sürekli eleştiriyorum ama onu kapatıp aile fertleriyle karşılıklı oturmayı aklıma hiç getirmiyorum nedense.
Tatilin tek iyi yanı ailemle vakit geçirecek zamanı bana vermesi. Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış ailem tatillerde “Sakinkafa” ağabeyim hariç bir araya geliyor. O da askerde olmasa iyi olacaktı ama ne yaparsın işte. Ama inanın, ailemle aynı şehirde yaşıyor olsaydım tatilleri hiç düşünmezdim. (Hem ayrıca bu uzun tatillerde kız arkadaşımdan uzaklarda olmak beni çok üzüyor:))
bugün 0, toplam 2 defa okundu...













bana hiç lazım değildi tatil,
evden bayadır uzaklaşmıştım ama bir şey değişmedi, hala “kendimi kurcalayıp duruyorum, yoruldum..”