Kendi kendine çok kalınca insan önce kendini dinler. Uzun uzun konuşur. Gelecek planlarından bahseder, geçmiş hatalarından… Arada kendine çay koyar. Düşünür düşünür düşünür. Hayal kurar, inanılmaz başroller verir kendine bu hayatta. Hiç bir zaman söylemeyeceği ihtişamlı sözler falan eder, büyük adam olur. Sonra büyük adam olduğunu düşünürken bu insan yanına küçük insanların (arkadaşları ailesi falandır ihtimal) gelip süklüm püklüm olup önünde eğildiğini falan hayal eder. Sonra aptal bir sırıtma olur yüzünde o ebleh çevrede…
Sonra o ebleh çevre henüz hayatta adam yerine koyulmadığını düşünerek hemen ergenlik bunalım çağına transfer olur (yaş 25 olsa bile) kimse anlamıyor beni der. Hiçkimse. Yalnızım. Hastayım. Çulsuzum. Mutsuzum. İnsan öyle çok kendi kendine çok kalmamalı. Kalırsa da yanına sağduyusunu, hayali arkadaşını falan almalı. Mutlu olmayı da öyle elini açmış beklememeli.
İsviçreli bilim adamları mutluluk için çoktan bir formül bulmuşlar. Koşucakmısın hiç oturmucakmışsın şarkı söylicekmişsin hiç susmucakmışın. Öyleymiş.
Norveçli balıkçıların bakımlı elleri sundu.
Süreya Akbaş isimli okuyucumuzun yolladığı yazı.
Yorumlarınızı bekliyorum arkadaşlar…
İlginizi çekebilecek başka yazılar
İlgili yazı yokmuş


















