Türkiye sinemasının geç kalmış bir “yönetmen sineması” (Auteur Sinema) hesaplaşması var. Fransa’da 1960′larda çıkan ve bütün Avrupa’da kabul gören bu tarz sinema, yönetmenin ticari kaygısını aşıp “sanat” adına film yapması bir bakıma. Türkiye’de 1960′larda bazı denemeler var, fakat ideolojik sinema ile yollar kesişiyor. Yılmaz Güney, iyi bir sinemacı ama tam da “auteur” değil. Sanat için yapmıyor. Toplumcu Gerçekçilik var o dönem. Metin Erksan’ın birkaç denemesi var, fakat karşılık bulamıyor. O da küsüyor sinemaya. Sevmek Zamanı, Kuyu… Berlin’de bile Susuz Yaz ödül alıyor. Sevmek Zamanı estetik bir şaheser, hikayesi katmanlarla dolu, “yeni” bir film. Susuz Yaz, daha ideolojik.
Yeni dönemde, Nuri Bilge Ceylan ve Zeki Demirkubuz’un daha meşhur olduğu bir ekip var. Reha Erdem bence en ateşlisi. Derviş Zaim en farklısı. Her şeyden önce, Zaim’in sineması yeni teknikler arıyor. Semboller ya da yönetmene has bazı numaraların dışında, yepyeni bir sinema dili denemeleri yapıyor. Biçimsel olarak baktığımızda, çekimler insanı provoke edecek şekilde. Tabutta Rövaşata, üşüdüğüm bir film. Öylesine belirgin atmosfer. Çünkü planları çok iyi okuyor Zaim. karakteri hangi planda gösterirse daha rahatsız edici olabileceğini biliyor. İyi oyuncularla çalışıyor. Cenneti Beklerken’de minyatür sanatı ile sinema arasında geçişler yaptı. Biçim denemelerinin ilhamını, genelde eski sanatlardan alıyor. Picasso da bugün şaheser olarak bilinen eserlerini Afrika heykelciliğine ve maske tasarımlarına bakarak geliştirdi.
Nokta, hat sanatı ile sinemanın buluşma noktası. Biçimsel olarak olağanüstü. Hiç kesme yapmadan, tek planda film çekiliyor. Kamera hat kalemi gibi, hiç kalkmıyor kağıttan. Her sahne bir harf sanki. Af’allahu Anh (Allah onu affetsin), yazısı yahut duası filmin belkemiği. Nasıl ki, o yazıda “nokta” koymak için kalemi kaldırmak gerekir, bu filmde de nokta yok. Çünkü yönetmen kamerayı hiç kesmiyor. Finalde bir noktaya dönüşüyor karakter. Kendisi nokta oluyor. Yazı tamamlanıyor mu? Bence soru burada.
Filmin biçimsel olarak böylesine sıradışı olması, bir filmi olağanüstü yapmıyor haliyle. Derviş Zaim filmlerinde hep eksik kaldığını düşündüğün “nokta”, içeriği doldurmadaki “aceleciliği”. Karakterlerin bazıları boşta kalıyor. Hikaye bağlanmıyor bazen hiçbir yere. Fazla tiyatral kalıyor bazı sahneler. Tumturaklı sözleri, felsefi tartışmaları eğreti bir biçimde yerleştiriyor metne. Olağanüstü görüntüleri ve muhteşem yönetmenliğini gölgeliyor böylece. Nokta bir nevi “öykü sinema”. Karakterler açıkta kalıyor. Bazı sahneler de anlamsızlaşıyor bu nedenle. Yönetmenin ne dediği anlaşılmıyor bazen. Baş karakterin hattatlığı hep havada kalıyor. Çektiği azap yansımıyor perdeye. Dünyanın en klişe aşk sahnesi mevcut ve hiçbir şey ifade etmiyor.
Yeşim Ustaoğlu, sinemasındaki bu “dağınıklığı” Sema Kaygusuz ile çözdü (Pandora’nın Kutusu). Filmin diyalogları o kadar gerçekçi ve akışı o kadar bütünlüklüydü ki, Sema Kaygusuz gibi bir “öykücü”nün elinin değdiği belliydi. Belki de Derviş Zaim bunu denemeli. Senaryoya yüklenebilmeli. Yarattığı sinema tekniklerini böylece besleyebilmeli. Hatta filmden sonra, kendisini arayıp tamamen gönüllü bir biçimde yardım etmeyi teklif etsem mi diye de düşündüm. O derece rahatsız etti. Zira tekniği resmen mest etti… Görsel açıdan, doydum.
Minyatür ve Hat hakkını kullandı Derviş Zaim. Şimdi sanırım üçlemenin üçüncü filmine çalışacak. Gölge ile ilgili bir şeyler düşünüyor galiba. Gölge oyunu ile sinema arasında geçişler olabilir. Umarım bu kez, ağırlığına uygun bir senaryo ile çıkar karşımıza. Böylece kendisine olan güvenim boşa çıkmaz. Eğer burayı okuyorsa, her türlü yardıma açığım (Zira acayip içime oturdu bu durum, o derece sıyırdım). Bir sonraki Derviş Zaim filminde buluşmak üzere…
Not: Filmin müzikleri Mazlum Çimen tarafından yapılmış ve gerçekten olağanüstü… Dinleyiniz :)
bugün 0, toplam 26 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- derviş zaim nokta













derviş zaim yetenekli ama henuz tarzını tam oturtamamış gibi. yoksa aynı filmde minyatürlerden çöle geçişler ne kadar orjinal ve başarılı ise, bazı sahneler copy-paste hissi verebiliyor, öyle kopuk…
ama bi 10 yıl sonra ismini daha sık duyucaz muhtemelen.
nokta’yı da merak etmedik değil.
Güzel filmmiş.
Özellikle sahne geçişleri ve tabii ki müzikler.
Ve fakat söylemeden geçemiycem, oyuncu seçimleri neden bu kadar özensizce yapılmış, anlamadım. Misal, hat ustası Sadullah Hoca, öyle dükkanında patıska ölçüp kesen esnaf görünümlü değil de, daha “bilge” duruşlu biri olmalıydı.
evet derviş zaim’in kendisi bu konularda çok özensiz. onun için varsa yoksa teknik… mühendis midir nedir :)