Sakin kafa sakin vücutta bulunur

“Tutkularını haklı çıkarmak için aklını küçük düşürmektense,
tutkularına bile bile boyun eğmek yeğdir.”
Jean Rostand

Diyar – ı Yürek

29 Ara 09 (19:41) | sahidüş yazdı | Kültürel Köşe | 2 yorum

hasanpasa_hani2-diyarbakir-fot.nejatsaticiHasbi insanların coğrafyasıymış Diyarbakır. İçimde, bunu yeni öğrenmiş olmanın sızısı…
“Bir iş için” günübirlik olarak bir heyetle gittiğimiz bu ilimizde, daha önce yine aynı vesileyle gittiğim yerlerle kıyas kabul etmeyecek ölçüde bir ev sahipliği sergileniyor. Hani “Yediğin içtiğin sana kalsın, gördüklerini anlat.” denir ya, ben de o hesaba uyarak ev sahipliği derken, işin yeme-içme kısmından değil, yazının başlığına diyar ı yürek ifadesini koydurtan o samimi, o fedakar insanların gün boyunca sergilediği yaklaşımdan bahsediyor olacağım.
Samimiyet bahsi önemli, zira Diyarbakır’ın da içinde bulunduğu bölgenin sorunlarını bitirme, en azından asgari düzeye indirme işine soyunan aktörlerin şu gerçeği kendilerine serlevha ederek harekette bulunmaları gerek; zekanın samimiyet karşısında şansı yoktur. Danışmanlarla, “akil” olan-olmayan insanlarla, “kötü” olan-olmayan adamlarla istediğiniz kadar plan yapın, stratejiler üretin, zeka ürünü kurgular gerçekleştirin… hepsi nafile. İnsanlar sizin samimiyetinize bakacak, yürekleriyle. Eğer inandırabilirseniz o yürekleri (ki inanmaları, sizin gerçekten samimi oluşunuza bağlıdır) çözüm kendini çizen el gibi katkıda bulunacaktır sürece.
***
Yanlış bir zamanda (ülkenin siyasi partilerinden biri kapatılmış) yanlış bir yerde (kapatılan partinin tabanı, gittiğimiz ilde çok güçlü) yanlış bir toplantı (katılacağımız toplantıya çevre illerden de katılım olacak ve katılımcılar karayoluyla ulaşım sağlayacak) organizasyonu olduğunu düşüne düşüne ve itiraf etmeli ki acaba bir şey olur mu kaygısını içimizde duya duya, soğuk ve puslu bir İstanbul seherinden, berrak ve ışıl ışıl bir Diyarbakır sabahına iniyoruz.
Açıkçası kitle iletişim araçlarının dezenformasyonu sonucu, Diyarbakır’ın her sokağında taşlarla, sopalarla, molotoflarla ortalığı harp alanına çeviren kızgın kalabalıklar olacağını kafamızda ne kadar kurmuşsak, en az Kapalıçarşı’daki meslektaşları kadar incelikli bakırcıları, en az Taksim’de başları üzerinde simit tepsileriyle dolaşan simitçiler kadar dengeli sokak tatlıcıları, en az Eminönü’ndeki balıkçılar kadar coşkulu ayakkabıcıları… bir bir gördükçe “ne oluyor” diye sorarken yakalıyoruz kendimizi. Burada, herkes kendi halinde yaşıyor. Sükunet her yerdeki gibi.
Akşama doğru, Diyarbakır’ın işadamlarından biriyle sohbetimizde “Bu konuyu aşamadık maalesef.” diyor. “Medya, ısrarla bu şehrin her sokağında harp varmış gibi gösteriyor. Her akşam haber bültenlerinde savaş filmlerinin müzikleri eşliğinde Diyarbakır’ın bir sokağında daha önce çekilmiş görüntüleri tekrar tekrar yayınlayıp duruyorlar. Ülkenin geri kalan kısmı hep burada savaş var sansın istiyorlar. Bundan kazançları nedir bilmiyoruz ama bu karalamadan vazgeçmiyorlar.”
***
“Sizinle bir kahvaltı yapalım.” diyor mihmandarımız. “En yöresel olanı neredeyse oraya götürün bizi.” diyoruz. Hasanpaşa Hanı’nda, üst kata çıkan dik merdivenleri Everest’e tırmanır gibi tırmanarak Mustafa’nın Yeri’ne ulaşıyoruz böylece. Hoş beş, tanışma faslından sonra servis başlıyor ve endişemiz başka bir konuya meylediyor masaya gelen tabak sayısı otuzu geçince. (Burada bir çelişkinin içinizi kemirdiği hissinden dolayı açıklamalıyım; yazının başında dendiği gibi yediğimiz içtiğimiz elbette bize kalacaktır, konu yenen içilen kısım değil, ikramdaki himmet genişliği ve samimiyettir.) “Yazıktır” diyoruz, “Kim yiyecek bu kadar şeyi.” Servis yapan kendinden emin genç kız “Yöresel kahvaltı istediniz.” diyor. “Bizim normal kahvaltımız budur. Fazladan bir şey yok.” Hep birlikte gülüyoruz bu yarı show, yarı gerçek repliğe.
Bu arada şu anekdotu paylaşmakta yarar var: Diyarbakırlılar, lavaboyu gerçekten lavabo anlamında kullanmaktalar. Tuvalete gideceksinizdir mesela ama o lafı etmemek için “Lavabo hangi tarafta?” diye sorarsınız ve yeri gösterilir ya hani… Diyarbakır’da tuvalete gidecekseniz tuvaleti, elinizi filan yıkamak için lavaboya gidecekseniz lavaboyu sormalısınız. Tuvalete gideceğiniz halde nezaketen lavaboyu sorarsanız, bütün samimiyetiyle size yolu gösteren çocuğun işaret ettiği yere gider ve lavaboda elinizi yıkayıp bütün sıkışık halinizle masanıza geri dönersiniz, tecrübe edilmiştir. Diyarbakırlıların açık sözlülüklerine bağlamalı bu durumu da.
***
Fırsatlar da şartlar da zorlanarak şehir gezdiriliyor. Şehrin en ilginç, kendilerince en anlamlı yerlerine konuk oluyoruz. Ve ağırlandığım birçok yerde hissettiğim şeyi burada da hissediyorum; İstanbul dışında yaşayanlar (elbette ki istisnası vardır) neden hep İstanbul’u bilir, tanır. Ve “Bu meydan Diyarbakır’ın Taksim’idir. Bu parkı Adana’nın Ulus Parkı gibi düşünebilirsiniz.” gibi açıklama cümleleri kurulur. Amerikalılar için “Amerika dışında yaşayanlar” diye anlaşılmayan bir ifadenin varlığından bahsedilir. İstanbul’da yaşayanlar tarafından anlaşılmak için de İstanbul’dan örnekler vermek gerektiği algısı mı vardır İstanbul dışındakilerde?
Bu gezmelerden birinde dolaştığımız arabanın sürücüsü, sabahtan beridir dikkatimizi çeken ama nedense dile getirmeyi akıl etmediğimiz bir Diyarbakır gerçeğine dikkatimizi çekiyor. “Dikkat ettiyseniz, burada 21 plakalı araba görmek zordur.” Gerçekten de öyle. 34, 06, 35, 33 vs çok ilin plakası var ama Diyarbakır’ın kendi plakası olan 21 neredeyse azınlık denecek kadar seyrek. “Savaşın getirdiği bir sıkıntı.” diyor, içinde azı kırgınlık, azı kızgınlık çoğu beklenti ve ümit olan bir tonla. “Yazları arabanıza binip, Bodrum’a, Çeşme’ye gidecek oluyorsunuz. Ama burnunuzdan geliyor, her köşe başında durdurup kontrol ediyor polis. Niye? Diyarbakırlı olduğumuz için. Biz de çözümü 21 plakasını kullanmamakta buluyoruz.”
Savaş ne kelime? Evet, bölgede yaşananlar harp literatüründe “düşük yoğunluklu savaş” olarak geçer ama komşundan savaş sözcüğünü duymak kulağı tırmalıyor iyice.
Alnımı arabanın arka “camının garantisine” alıp gözlerimi kapıyorum. Bir sahne canlanıyor hayalimde. Çoluğu çocuğu toplamış bir Kürt, 21 plakalı arabasıyla Konya üzerinden Antalya’ya tatile giderken polis tarafından durduruluyor. Memur araca yaklaşıp kapıyı açıyor ve soruyor: “Nerelisiniz kardeşim?” Bizimki yarım ağız cevaplıyor: “Diyarbakır.” Polis başını aracın içine doğru şöyle bir uzatıyor ve derin derin nefes alıp veriyor. “Oh be” diyor. “Dört yıl orada çalıştım. Özlemişim havasını Diyarbakır’ın. Yolunuz açık olsun, iyi tatiller.” Ve çekiliyor yoldan… Bu sahneyi yaşasa sürücümüz, bir kerecik olsun yaşasa belki daha önce yaşadığı onlarca sıkıntıyı bir daha hatırlamamak üzere belleğinin çöplüklerine gönderecek. Ah bir yaşasa…
***
Hasbi insanların coğrafyasıymış Diyarbakır. İçimde, bunu yeni öğrenmiş olmanın sızısı…

Bu yazı sahidüş tarafından yazıldı;

sahidüş – yayınlanmış 16 yazısı bulunmaktadır.

Tüm Yazıları

.

bugün 0, toplam 0 defa okundu...

Bunu okuyan bunları haydi haydi okur:

  • Şehir isimleri ve çağrıştır(ma)dıkları (11)
    Her şehrin kendisine ait güzel...


sakinli(n)k beğenme ve paylaşma servisi:


“Diyar – ı Yürek” için 2 yorum. Var mı arttıran?

  1. ayasophia | 2 Oca 10 (16:51)

    iyi ki de birazcık geç yazmışsınız yazıyı. bana anlattıklarınızdan daha fazlası var satır aralarında. oturmuş bir nebze, sanki başka yerlerle de kaynaşmış zihindeki.

    ilk paragraftaki cümleyi çok tuttum: “zekanın karşısında duramayacağı ‘samimiyet’” vurgusu. hakikaten de bütün aklî melekeler kilitleniyor da, bir damlacık samimiyet olmadan açılmıyor kapılar…

  2. ayasophia | 9 Oca 10 (0:58)

    bu hafta, “yeni aktüel” isimli dergide Alper Görmüş’ün Sırrı Süreyya Önder yazısı vardı. orada da bu “samimiyet” meselesini işlemiş. tavsiye olunur…

Yorum yazmaca








  • E-Posta Adresiniz:

    sakinkafa.com RSS Servis Müdürlüğü


  • Sakinkafa Motto ServisiSakinkafa TVPopüler Kültürden İkonlarAnca LafÇocuklardan Radikal SorularBomba EsprilerimZamana İsyan Eden ŞarkılarZamanın İsyan Ettiği ŞarkılarMıymıyın Tırişkadan Tantanalarıekşi gözlük
  • sakin down 10

    • Sakin Kafayan (1)
    • VPEK-6 Halkbank’ta Kuyru.. (1)
    • Schmidt ve bazi seyler hakkind.. (1)
    • Mikrodalga Fırında Çarşaf Kuru.. (1)
    • Kadinlar, alis-veris ve cinnet.. (1)
    • Super Mario Rampage (1)
    • Siyasetçiye bel altından vurma.. (1)
    • Değişim, Gençlik ve Sabite (1)
    • Böyle gelenek ne gerek? (1)
    • Abartınca oluyor mu? (1)
  • google & sakinkafa

    • türk reptilian
    • türk yemekleri
    • rüyalari kontrol etmek
    • mavi balina
    • 90 lıların dinazor ailesi çizgi film izle
    • kaf dağı nerede
    • yemekte dinlenebilecek müzikler
  • sohbet muhabbet

    • Konstantiniyye: Belki de tüm anlamlandırmalar Rüya’da ve Rüyayla anlamlandığı için öldürür...
    • arda: bence kar tatilindeler :)
    • eda: kişi kendisiyle başbaşa kaldığında varoluşunu hatırlaması tefekküre girmesiyle oluyorsa...
    • DOLPHIN: Yorumum genel olarak tüm sakinkafa yazarlarına… Sayın Sakinkafa yazarları bu...
    • burcu: fıkra gibi olmuş, Devran’ın başka maceralarını bekliyoruz :)
    • ayasophia: aslında insan bir yerde uzun süre kalınca, ister istemez “yalnızlıkR...
    • ayasophia: çocuk çok yanlış biliyor…
    • eda: yaklaşık 4-5 aydır sessiz sakin takip ediyorum siteyi, bu yazı sessizliğimi...
    • psikopat1301: tüm teknolojiler acık o yuzden siege onaer lerde war
    • bakın: inanmıyomusunuz ejderhalara ve mitolojiye bakın zayıf noktaları iç kısımlarıdır azının içi...
    • şULE BAYAR: merhaba millet anadolu yakasından en iyi nasıl gidilir
    • serdal: bende o ikizleri kelime kelime yazarak googledan bi şekilde bulmaya çalıştım tşk ederim...
    • ayasophia: bir keresinde bir japon filmini ciddiye alıp izleyeyim dedim, onda da japonca bazı...
    • sananee: aslında çok gzl bi oyun ama oynansa ahh bide
    • taen: Sanatı sadece bir şeyler aramaya yönlendirmesi ile sınırlandırmak ne kadar doğru?
  • sakinkafa yazarları

    • Araksi (8)
    • ayasophia (211)
    • ayine (160)
    • başkaparmak (39)
    • dilinkemigi (49)
    • ereces (10)
    • faith no more (27)
    • floridian (19)
    • herangibiri (20)
    • kirpininmordikeni (16)
    • kuzeydeki güney insanı (14)
    • mor paspas (106)
    • nisan (8)
    • Nohut (261)
    • Ortason (47)
    • pera (20)
    • persephone (36)
    • sahidüş (16)
    • Sakin Kafa (193)
    • segah (56)
    • Sizden Gelenler (136)
    • yolcu (4)
    • yulimeka (59)
  • Giriş


    Kullanıcı Adı | Kayıt Ol
    Parola | Hatırla



  • Oyun
© 2008 - 2011 Her Hakkı Mahfuzdur · sakinkafa.com · Müsekkin Marka
Sitemiz 29 Eylül 2011 tarihinden bu yana kişi tarafından ziyaret edilmiştir. İlginize teşekkür ederiz.