Aylar sonra nihayet geçenlerde iki doktor arkadaşımla buluştuk. Yalnız kısa bir süre sonra, konuşulanlar günlük meseleler olmasına rağmen benim anlamadığım latince kelimelerle devam etmeye başladı diyalog: anksiyete, ajite, konjenital, korele vb. Misal, “canım sıkılıyor” kadar kolay ifade edebileceği ruh halini, “baş edemediğim duygu-durum bozukluğu yaşıyorum” diyorlar! “Hiç koopere değilim”den sonra isyan ettiğimde artık ben, “aa, ama bunda anlaşılmıycak ne var” deyince arkadaşım (ki yarım saat önce bişeyler kopyalamaya çalışırken (onun ifadeleriyle) “küçücük yedek diske kocaman notebookun 4-5 katı fazla şey sığdığına” ikna olamayan veya ctrl F gibi bir fonksiyonu öğrendiğinde ‘evreka’msı bir mutluluk ve heyecan ile hayatını ne kadar kolaylaştıracağını söyleyen kendisi değilmiş gibi) başladık doktorları asosyal yapan şeylerin çözümü üzerine konuşmaya. Doktor olmayanlarla diyalog kuramamak, hastane dışında anlatacak/paylaşacak bir şey bulamamak şeklinde ortaya çıkan semptomların nedenleri üzerine…
Liseden hemen her arkadaşı tıp okumuş ve ev arkadaşı da doktor olan biri olarak yıllar geçtikçe bu arkadaşlardaki değişimi gözlemleyebilme fırsatım oldu. Mutlaka bu yazdıklarımdan farklı hayatlar yaşayan arkadaşlar da yok değildir ama biz burada bir genelleme yapacağız (bütün genellemelerin yanlış olduğunu bilerek).
Tıp fakültesi
Bu arkadaşlar, 18 yaşında tıp fakültesine kayıt yaptırdıkları gün başlarlar uzun ve yorucu bir maratona. Sınavdır, stajdır, hastalardır, hocalardır derken 6 yılın sonuna gelirler, Tabii bu 6 yılda siz “üniversiteli” olmanın güzelliklerini yaşarken, akıllarında hep TUS vardır onların, feragat ederler birçok şeyden. Yurt ile okul arasında tekdüze bir hayat yasarlar. Buluşulacağı zaman yer tarif edildiğinde “Mecidiyeköy’e nasıl gelicem peki” diyecek kadar kopukturlar hayattan (bkz: based on a true story). Bu engelli koşunun en önemli basamağı olan TUS’u kazanmak, nirvanaya ulaşmaktır onlar için.
TUS’tan sonra
TUS’u kazanamayanlar Türkiye’nin herhangi bir yerine mecburi hizmete gönderiliyorlar. Hayatlarına 2 yıllık bir parantez açarak. Ancak tayin olunan yerde çalışılacak, o TUS elbet bir gün, elbet bir gün kazanılacaktır.
Asistanlık süreci
Kazananlar ise 5 yıl sürecek asistanlık sürecine girmişlerdir. Hani hastanede vizitlerde annesini takip eden civciv misali hocayı takip eden güruh, işte onlar… Her işi asistanlar yapar, parayı prof.lar kazanır. Asistanların da kendi aralarında bir hiyerarşi vardır askerlikte olduğu gibi. Bir gün önce başlayan daha kıdemlidir mesela.
Asistan, yemez, içmez, uyumaz. Her daim hocanın dediğini yapmaya hazır ve de nazırdır. Haftanın birkaç günü nöbet tutarlar, cerrahi bölümlerde iki günde bire kadar çıkar bu sayı. Nöbet ertesi yine günlük rutinler devam eder, uykusuz kalınan gece ertesinde eve gidip uyumak diye bir şey söz konusu değildir yani. Çoğu asistan istifa etmeyi geçirir aklından ama o TUS döngüsüne yeniden girmeyi göze alamaz.
Bu zor sürecin iyi tarafları da yok değildir. Şöyle ki; nöbet tutmaktan eve nadiren uğrandığı için doğalgaz faturası çok az gelir. Bir de harcayacak vakit olmadığı için(her boş vakit uyuyarak değerlendiriliyor çünkü) kazanılan para az da olsa cepte kalır.
Uzmanlık
Buradan sonrasını “gözlem” değil, edindiğim bilgilere göre aktaracağım efendim:
5 yıllık asistanlık maratonunu başarıyla geçen arkadaşlar artık “uzman”dırlar ve yine Türkiye’nin herhangi bir iline atamaları yapılır. 5 yıl boyunca burada çalışmak zorundadırlar.
Bütün bunlardan sonra yani 30’lu yaşlarının ortalarına geldiklerinde, istedikleri şehirde yaşama hakkını kazanmış oluyorlar. Mobil hayattan stabil bir hayata geçiyorlar. Ve çok para kazanmaya başlıyorlar. Eğer çok fazla hırs yapmazlarsa kazandıkları parayı harcayacak vakitleri de oluyor.
Başkalarının hayatları için kendi hayatlarını ertelemiş bu insanlar ancak uzman olduktan sonra hobiler edinmeye başlıyorlar. Bu yüzden şaşırmamak lazım 40’ında ney üflemeye başlayan adama.
bugün 0, toplam 18 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- asistanlıktan feragat
- asistanlık feragat
- ney üfleme
- tıpçı uyumaz
- tus kazanamayanlar ne yapar














:) çok güzel bi yazı
böyle bir rehber hangi yüzyılda olsakta icat edilemez galiba… ama anlaşılmaz oldukları bu kadarda süründükleri anlamına gelmiyoo..çok ezmişsin sevgili ayine aralarında çokta sosyal olan türleride mevcut:)
Bir doktor olarak yazınızın bazı kısımlarını biraz sert bulsam da doğru tespitleriniz için de sizi tebrik etmek ve eklemek isterim doktorluk kıskanç bir meslektir.Hobilerimize,arkadaşlarımıza vakit ayırmamızdan hoşlanmaz.
[...] Hey! Yazı görmeye tahammülü olmayan “Posta” okuyucusu 150 pt büyüklükte 3 satır yazı olmalı bir gazetede. Gerisi resim olmalı. Kim okur minicik bir sürü yazıyı. Resmen mallık kuzum.Yazıların beni rahatsız edeceği korkusu, yoksa ben okumayı sevmeyen hödüğün teki miyim korkusu ve benze korkular sarmış dört bir yanımı… Ben filtreledikçe, kelimeler gözüme geliyor. Yorgunum rehberli doktor. [...]
ben sana söyleyim ayine,
asistanlık süreleri bitince hemen uzman olamazlar,zorla bi süre çalıştırılıp devlete borçlarını ödeyip o zaman diplomalarını almaya hak kazanırlar.
zorunlu hizmete giderken eşlerini,çocuklarını nereye bıraktıklarının önemi yoktur.sadece giderler..
onlar gönüllü tıp eğitimi alırlar,okul bitince girdikleri sınavda birkaç puan fark ile ilerki hayatlarında havalı yada ezik yaşayacakları belirlenir.sonrada zorunlu hizmete gönderilirler.
acınacak halde olduklarını düşünürler,bu sırada
hayatın gerçek anlamlarını,ufak ayrıntılardaki güzelliği ıskalalarlar.oysa çok şanslıdırlar.çünkü yaratılanların en güzelini inceleyen bilim dalını seçmişlerdir.kendilerini çok güzel yetiştirebilirler…
recep akdağ da kimdir?sistemler geçici,aldıkları eğitim,gayret gösterilerse donanımları ve dolayısıyla mutlulukları kalıcıdır.
[...] ‘protez’ bir lisanları var kendi aralarında. Tıpçıların bu mevzudaki hallerine şu yazıda değinilmişti daha [...]
“5 yıllık asistanlık maratonunu başarıyla geçen arkadaşlar artık “uzman”dırlar ve yine Türkiye’nin herhangi bir iline atamaları yapılır. 5 yıl boyunca burada çalışmak zorundadırlar.”
5 sene mecburi hizmet değil canım. Atandığı bölgenin gelişmişlik durumuna göre 1 veya 2 sene arasında bu süre değişiyor. Ancak süre dolduktan sonra diplomanı alabiliyorsun. Devlet mecburi hizmetini tamamlamadığın sürece sana muayene açma yada özelde çalışma imkanı tanımıyor, ki bu başka hiç bir meslek grubuna yapılmayan bi haksızlık… Fakülteyi bitir, mecburi hizmet, uzmanlık al yine mecburi hizmet, yan dal yap yine mecburi hizmet. Bi de üstüne askerlik.