yazan: mavikalem
Don’t Stop the Music
Rihanna’nın meşhur şarkısının ismi ile başlamış olsam da yazıya, şimdiden söyleyeyim, yazının konusu Rihanna değil, bahsedilen şarkı da değil, konu başlığın ta kendisi!
Geçen yıla kadar müzik bilgim gerçekten sınırlıydı. Öyle ki, yabancı müzik anlamında neredeyse hiçbir şey dinlemiyordum. Geçen yılsa, farklı sebeplerden ötürü arkadaşlarımın müzik arşivlerini incelemeye ve önyargılarımı biraz olsun esnetmeye karar verdim. Yeni müzik türleri, farklı tarz sanatçılarla karşılaştıkça, insanların birbiriden çok çok farklı duygularını bu yolla dile getirdiklerini fark ettim. Ben de bir ara, bu işe merak salmış, lise hazırlık yılında gitar kursuna gitmeye karar vermiştim. Ama müzik kulağımın kötü olması ve bu sebeple benim gitarla olan ilişkimden ortaya müzik çıkması süreci çok yavaş ilerlediğinden, vazgeçtim, bıraktım uğraşmayı. Şimdiyse, sadece dinleyerek de, o anki duygularıma uygun müzikler bulabileceğimi öğrendim…
Bu müzik dinleme olayı bazı insanlar için, boş zamanlarında “sıkılmamak” için yapılan bir aktivite gibi. Yani, o anda yapılabilecek daha iyi bir iş bulursa hemen ona yöneliyor bu “bazı insanlar”. Ben de bunu gördükten sonra, müzik dinleme sürecimi inceledim biraz. Bir zaman sonra da, şarkılara cidden değer verdiğimi fark ettim. Bu değeri de, zaman buldukça; yeni şarkılar keşfetmek için yeni sanatçıları dinleyerek, arkadaşlarımın arşivlerinde yolculuğa çıkarak somutlaştırıyorum kendi içimde. Tabii bunu yaparken o süreç asla beni sıkan, sorumluluk olarak baktığım bir zaman dilimi olmuyor. Daha çok farklı anlarda yaşamış olduğum farklı duyguları; sözleriyle ifade eden, melodisiyle haykıran şarkıları arama yolculuğu gibi gerçekleşiyor.
Bu işin bir de müzik arşivi yapma kısmı var. Hani her şarkıcının tüm albümlerini toplayıp arşivleme olayı. Bir arkadaşımınsa, bu “kendi müzik arşivini oluşturma” çabasına farklı bir yaklaşımı var. O, arşivindeki sınıflandırmayı sanatçı, müzik türü, albüm v.b. bir tema üzerinden yapmıyor. Onun tek bir parametresi var arşivini oluştururken; şarkının hoşuna gitmesi. Hoşuna giden, dinlerken eğlendiği şarkıları bir araya getiriyor. Bu arşivleme türü benim çok hoşuma gitti. Ben de, bu şekilde arşivliyorum şarkılarımı. Hoşuma gidenler. İkinci bir tema söz konusu bile değil. Ama bir zaman sonra ilginç bir problem çıkıyor ortaya. Bazı şarkıları, uzun zaman sonra dinleyince beğenmeyebiliyorum.
Arşivimdeki bazı şarkıları, arşivime kaydettiğim zamanın üzerinden vakit geçtikten sonra dinlemek için açtığımda hoşuma gitmeyebiliyor. Bunun hakkında şöyle bir çıkarım yaptım; insanların değişen duyguları, nasıl ki onları bazen mutlu, hüzünlü, sıkıntılı, hallere sokabiliyor; işte bu farklı duygu selleri içerisinde dinlediğim şarkılar, başka bir duygunun içerisindeyken anlamını yitirebiliyor. Ama bunu fark edince ben de o şarkıları arşivimden çıkarmadan önce bir şey denedim, örneğin, çok neşeli olduğum bir anda arşivlediğim bir şarkıyı, yine çok neşeli olduğum başka bir zaman dinledim ve çok hoşuma gitti tekrar. Ve bunu görünce arşivimden çıkarmadım şarkıyı. Duygularımın değişkenliğini de görmüş oldum bu sayede.
İşte bana bu kadar çok şey düşündürten müzik, o hep devam etsin. İnsanlar duygularını somutlaştırmaya çalıştıkları sürece zaten devam edeceği kanaatindeyim, ama yine de DON’T STOP THE MUSIC.
bugün 0, toplam 3 defa okundu...













Bu yazıyı okumuş ve çok beğenmiştim ancak o zamanlar üye olmadığım için yorum yapmadım. Yanlız söylemek istediğim birşey var. Geçen düşündüm, insanlar tarafından üretilip de tamamen saf olan ne var diye. Saftan kastım tamamen iyi değil ama tamamen samimi olması. Kötülüğü insanın bir özelliği olarak kabul ettiğim için bence birşeyin kötülük taşıması onun saflığını bozmuyor. Tamamen samimi ve doğal olarak da saf olabilen iki şey geldi o an sadece aklıma: çocuklar ve müzik.
“Bu müzik dinleme olayı bazı insanlar için, boş zamanlarında “sıkılmamak” için yapılan bir aktivite gibi. Yani, o anda yapılabilecek daha iyi bir iş bulursa hemen ona yöneliyor bu “bazı insanlar”.”
Öncelikle bu kısmı çok önemli benim için yazının. Müziğin kendimde tarif edemediğim bir his uyandırdığını ve kesinlikle benim varoluşumla bir ilişkisi olduğunu anladığımda müzik dinlemeyi tamamen bağımsız bir iş haline getirmiştim. Bundan sonra işte bu dediğini fark ettim. Çoğu insan müzik için benim hissettiklerimi hissetmiyordu. Sonra onların sadece eğlenmek ve zamanı doldurmak için müzik dinlediklerini ve genelde test çözme gibi aktivitelere yoldaşlık ettiğini gördüm. Hatta daha sonra bu bende bir üstünlük duygusu hissetmeme neden oldu. Rafine bir şekilde günde 4 saatten fazla müzik dinlemenin beni onlardan üstün yaptığını düşündüm. Neyse sonra bu düşünceden kurtuldum. ( Ki bu size önyargılı olduğunuz müziklere ulaşmakta çok fayda sağlıyor) Ama bu da bir gerçekti. Onlarla ben müzik için aynı şeyleri hissetmiyorduk. Bu tespitin bu yüzden çok önemli bence. Ne kadar müzik yapma ayrıcalığı bana bahşedilmemiş olsa da ( gerçi uğraşıyorum, sonu ne olur bilmem ) bizim gibi insanlara müzikle iletişim kurmak gibi bir yeteneğin bahşedildiğini düşünüyorum. Tekrar söyleyim bunu bir böbürlenme meselesi olarak görmekten vazgeçtim ama yine de böyle de bir ayrım olduğunu düşünüyorum. Hayatımda Matrix’i çözmüş Neo gibi kesin bir aydınlanma yaşadığım tek anın müzikle olan iletişimimi keşfettiğim an olduğunu hatırlıyorum. Tabii ki müzik yapma yeteneğinin yanında çok sıradan kalıyor müzikle iletişim kurma yeteneği ama bence yine de şükretmem gereken birşey.
Neyse çok konuştum kusruma bakmayın. Böbürlenmiş gibi de olabilirim yazıda ama gerçekten o duygu bir zaman vardı ve atlattım. Bu arada bu arşiv konusunda sevdiğin şarkılardan arşiv yapmak çok güzel birşey ama Sanatçıya göre de arşiv yapmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu sayede daha sonra sanatçıyla aranızda bir iletişim olduğunu hissediyorsunuz. Ama sadece sevdiğim şarkıları da ayırmak için Media Player’da onlara 5 yıldız veriyorum.
Bugün bir site keşfettim.
http://www.stereomood.com
Sanırım sanatçı sanatçı arşiv yapmayanlar için mükemmel bişey. Ruh halini seçiyorsun ve o ruh halinde bir sürü şarkı listende. Müzik dinleme alışkanlığımı değiştirecek nerdeyse.