Efsaneler güzeldir. Umberto Eco’nun Baudolino’sunu okumuşsanız, yalan da olsa efsanelerin gerçekten daha güzel olabileceğini keşfetmişsinizdir. Yahut, Tim Burton’ın Big Fish filmini görenler hissetmiştir. “Yalan da olsa hoşuma gidiyor söyle” diye içten içe sesleniyordu mesela Cem Karaca, “Hep Kahır” şiirinde. Lakin şimdi bahsedeceğim bu güzeller güzeli şarkı, zamanı ve mekânı birden yutacak güzellikte. Ezop’tan Masallar, serisinin sanıyorum ilk filmiydi Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü. İkincisi, yakın zamanda vizyona girecek olan Yedi Kocalı Hürmüz. Umarım Ezel Akay, devam eder bu seriye. İhsan Oktay Anar’ın “Kitabü’l Hiyel” kitabını çekmeyi planlıyordu, ne oldu bilemiyorum. Bu eserleri yeniden çekmenin en önemli detayını da keşfetmiş durumda Akay: Müzik, bizim sözlü tarihimizdeki en kalıcı şey. Belki de filmde anlatılan “efsane” içindeki en gerçek çentik, o müziğin açtığı yerden girilen dünyaya atılmış.
“Dört Kitabın Manası” isimli şarkının hemen hemen bütün ayakları güzelliklerle bezeli: Bir kere şarkıyı gırtlaktan Karagöz sesini benimsetmiş Haluk Bilginer ve tipik kadın vokal sesinden biraz daha fazlası bulunan Şebnem Dönmez seslendiriyor. Senfonik öğeler o kadar genişletmiş ki şarkıyı, koronun girdiği yerlerde musiki çalgıları adeta coşkulu bir ayine eşlik ediyor gibi. Vurmalılar tam kararında, öne çıkmıyor ama derinliği de es geçmiyor. Karagöz’le birlikte sevdiği ama kavuşamadığı sevdiğinin karşılıklı söylediği bu eşsiz müzik, sanki aşkın gerçek manasını fısıldar gibi. Üstelik karşılıklı konuşurken bile iki âşık, aslında onları vâr edene sesleniyorlar. Yunus Emre’ye ait bu cümleler, ezelî ve ebedî hikmetten mırıltılar olarak okunabilir. Öyle ki, “Dört kitabın manası, budur eğer var ise” gibi cüretkâr bir cümleyle fezleke koyuyor her bölümün sonuna.
Sözleri, ufak yorumlarla birlikte veriyorum aşağıda, şarkının linki de en altta:
sen sana ne sanırsan
ayruga(başkasına) da onu san
dört kitabın manası
budur eğer var ise
ilahi bir aşk ver bana
kandalığım(kendiliğimi) bilmeyim
kaybedeyüm ben beni
isteyiben(istesem de) bulmayım
al gider benden benliği
doldur içime şenliği
dirilikte öldür beni
varıp orda ölmeyim
(Buradaki “şenlik” biraz Nietzsche’nin ‘şen bilim’deki kavramına ithaf edilebilir. Ezelî ve ebedî bir coşkudur ki Yunus Emre’de ilahîdir.)
sen sana ne sanırsan
ayruga(başkasına) da onu san
dört kitabın manası
budur eğer var ise
bülbül olup öteyim
dost bağında yatayım
gül oluben(olup ben) açayım
ayruk(ayrılıkta) dahi solmayım
aşktır derdin dermanı
aşk yoluna koydum canı
karagözüm aydur(bil) bunu
bir dem aşksız olmayım
hacivatım aydur(bil) bunu
bir dem aşksız olmayım
sen sana ne sanırsan
ayruga(başkasına) da onu san
dört kitabın manası
budur eğer var ise
http://www.youtube.com/watch?v=LRw18faIOGM
bugün 0, toplam 125 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- in manas
- dört kitabın manası yunus emre
- yunus emre dört kitabın manası
- dört kıtabın manası sözleri
- dört kitabın manası mp3 indir













Sayın ayasophia,
İnsanı can damarından vuran bir şarkıya değinmişiniz. Filmin kendisi, hikayesi ve oyunculukları çok güzel ama filmi tamamlayan en önemli öge de şarkıları idi. Hele de dört kitabın manası. Karagöz’ün evlilik teklifini kabul ettikten sonra, eğlencelerin bitmesi üzerine evlerine giderken ki sahneye, tabir yerinde ise, “cuk diye oturmuş”. Madem öyle linkini de verelim tam olsun.
http://www.youtube.com/watch?v=AYI0AHQxGGY
Haluk Bilginer’in önünde zaten saygı ile eğiliyorum. Yedi kocalı hürmüzdeki performansını da çok merak ediyorum.
Ezel Akay ın derinlemesine çalışmalarının pırıl pırıl lezzetli meyvesidir, türk filmleri izlenmiyor diye yakınan sinema lordları bu ustadan ders almalı. Film müzikleri bütündür ve Ezel bey bu işide gayet başarılı kotarmıştır. Dönemi ufak tefek eksikleri olsa da detaylı yansıtmıştır, göndermeleri şahanedir. Ayrıca tekrar tekrar izlediğim film olması dolayısıyla, hazmede hazmede izlenirse hem görsel hem işitsel çok ilginç noktalar yakalanabileceğini de eklemek gerek. Bu şarkıda orta asya etkisi alabildiğine hissedilir, ki kendisi de bunu belirtmiştir. Haa bu şarkı ve film hem neşe verir hem iç burkar o da ayrı.
Hay Allah razı olsun aya..dün gece izledim de filmi sabaha kadar dilime dolandı dört kitabın manası kısmı şarkının.. töbestağfirullah çektim durdum bi yandan.. :) yunus emre’ninmiş meğer ne güzel.. film zaten tekrar tekrar izlemekten keyif aldığım bir diğer ezel akay filmi. dönemi yansıtışı,kullanılan dil enfes.. böyle de tevafuk oldu, ayrı güzel o da..
şuradan: http://rapidshare.com/files/309253466/01-D__rt_Kitabin_Manasi.mp3 tamamı indirilebilir.
Madem Yunus Emre bu kadar cüretkar bir deyişle yazabiliyor, o zaman bu adamlar nasıl oluyor da sağda solda Yunus Emre-Mevlana … İslamcı diyebiliyorlar …?!!?
Videoya gelen yorum :
Tasavvuf, hele hele Yunus Emre bir okumayla anlaşılabilecek basit bir şey değildir kardeşim. Madem yanlış anladın, ben dilim döndüğünce izah edeyim. “…eğer var ise” bildirmesi, “madem ki var” anlamında kullanılmıştır. Yani madem ki dört kitap inmiş, anlamı da budur demek istiyor Koca Yunus.
Doğru mudur bu sayın Ayasophia?
Ernest Renan’ın harika bir cümlesi vardır: “Tanrım – eğer var isen – ruhumu kurtar – eğer var ise -”
Renan’la Yunus’u aynı kefeye koyacak değilim. Bu cüretkarlık, İslam’ın kalbî tefsirine ulaşılmasıyla ilgili. Hep derler “normal insan anlayamaz.” Ben anlaşılabileceği kanaatindeyim, lakin öncesinde temel bazı meseleler var anlaşılması gereken.
Yunus’taki bu cüret, onun bizim gibi perdede yansıyan hakikati değil, perdeye gelen ışığı görmesiyle ilişkili. Bu zaviyeden bakınca, normal insanların “şer” gördüğünde, onun “hayrı” keşfedebilmesi doğal.
O ışığı göremeyebilir insan, lakin perdedeki yansımanın “hakikat’in gölgesi” olduğuna ikna olabilir. Böylece, zahire (görünen) değil batına (içerik) bakmak gerektiğini bilip, tefekkür ufkunda ışığı ve kaynağı gezdirebilir.
Yunus’un, Mevlana’nın Mesnevi’sini okuyup da “Çok uzun olmuş, ben olsam ‘ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm’ derdim” diye söylenmişliği de rivayet edilir.
Meselenin faslını geçersek, aslındaki mesele şudur, Yunus aslında İslam öncesi bazı tefekkür ehlinin de görebildiği ancak isimlendiremediği “özcü” taifedendir. Yani israf-ı kelâm etmek yerine, gördüğü hakikati sade dillendirmeyi becerir.
Son hikaye de şu: Bir gün Molla Kasım isminde bir fıkıh ehli, Yunus’un şiirlerini görüp hiddetlenir ve “Bunlar küfürdür.” diyerek ırmak kenarında suya savurur o şiirleri. Derken bir beyte rastgelir: “Ey Yunus sen yazarsın böyle nice. Amma bir Molla Kasım gelir savurur suya.” (mealen)
Hallac-ı Mansur tasavvuf büyüğüdür. Ancak onun ellerini ve ayaklarını kesenler de fıkıh âlimidir. Diyalektik, “içeride” de sürüp gider böyle…