
Güzellik ve çirkinlik konusunda öteden beri “gözün”, insana oynadığı hep şöyle bir oyun vardır; “güzel olan iyidir, çirkin olan kötüdür.” Göz bu oyunda doğrudan aklı da kısıtladığı için aksini düşünmek biraz zordur. Daha çok reklam dünyasında iş gören “güzel olan iyidir” stereotipini -bu genellemeyi- altüst eden, tarihte “femme fatale” (kötücül kadın) diye bilinen bir kadın tiplemesi vardır. Eşsiz güzelliğiyle erkeği baştan çıkaran, kendine kul köle haline getirdikten sonra da istediğini vermeyip avucunda oynatan, bir nevi süründüren hatta öldüren kadın modelidir. Çok güzel olduklarından ve o masum çekiciliğin ardına sığındıklarından, tuzaklarına düşmemek zordur. Uç noktada durdukları için gözlerinizi büyüterek bakarsınız ve inanmak istemezsiniz. “Kıskanmak” filmindeki Seniha gibi hem çirkin hem de kötü olmak, durumu çok daha kabul edilebilir bir kulvara sokuyor ve Seniha’yı pek de yadırgamamıza izin vermiyor, oysa bu bahsettiğimiz femme fatale kadın imgesinin etki alanı çok daha büyük. Çünkü aklı ve gözü perdeleyen güzellik ve saf görünümüyle kadın bütün kozunu kullanabiliyor, böylelikle güzellik kadının elinde bir güç simgesine dönüşebiliyor. Bu kadınların, genel imajın dışında çok farklı bir yerde durduğu da kesin ve işte bunlardan biri de Judith.
Çoğunlukla kadın vücudunu resmeden Gustav Klimt’in, Judith’i resmeden “Judith 1 ve Judith 2” diye isimlendirdiği iki tablosu vardır. Bu tablolara baktığınızda iki farklı yüz ifadesi görseniz de, yarı çıplak ve elinde bir erkek kellesi taşıyan kadın, Judith’i göreceksiniz. İki sene önce mitoloji dersinde, Gustav Klimt’in “The kiss” tablosunu ararken karşılaşmıştım Judith tablolarıyla. Tevrat’taki hikayesini de geçenlerde sevdiğim bir hocadan dinleyip, gözümden bir perde daha sıyrılınca Judith’in hikayesini sizinle de paylaşayım istedim.
Matrix’teki geminin adından da hatırlayacağınız üzere Babil kralı Nebukatnezar’ı bilirsiniz. Nebukatnezar savaştan galip çıkarak ayrılınca, yardımcısı Holofern’e, Judith’in yaşadığı şehrin halkını, çıkan savaşta kendisine yardım etmedikleri gerekçesiyle cezalandırmak istediğini söyler ve gidip orayı tarumar etmesi için emir verir. Holofern şehri kuşatır ve uzun süre şehrin suyunu da kesip insanları büyük bir sıkıntıya iter. Judith güzelliğini kullanıp Holofern’in ilgisini çekmeyi başarır. Holofern bir hafta kendi çadırında gece gündüz eğlence düzenler ve Judith’i çadırına alır. Judith, Holofern’le yalnız kaldığında onu sarhoş eder ve kılıcıyla boğazını kesip, kafasını vücudundan ayırır. Holefern’in başını kestikten sonra ise, kelleyi bir çuvala koyar ve su kenarına gider. Kelleyi mızrağa geçirip Holofern’in suyunu kestiği nehrin başına diker. Sabah kalktıklarında askerler, komutanları Holofern’in başsız gövdesini ve mızraktaki kellesini görünce kuşatmayı kaldırır ve ülkelerine dönerler. Judith ise, artık halk tarafından kahraman bir kadın olarak ilan edilmiştir. Bir rivayetle Halofern’i, onunla birlikte olduktan sonra öldürdüğü, diğer bir rivayetle de hiç birlikte olmadığı söylenir. Nihayetinde, birlikte olsun ya da olmasın bunu ülkesi için yaptığından, Yahudilerce hep “namuslu” olarak addedilir Judith.
Güzelliğin, işte tam da buradan bakınca, kadının elindeki yaptırımı çok yüksek bir güç olduğunu fark ediyorsunuz. Çünkü, gören her gözün zaafıdır güzele kapılmak. Sanatçılar neden güzele aşıktır mesela? Ya da neden Pygmalion, daha da ileri gidip yaptığı kadın heykeline aşık olmuştur? Holofern’in gözüne perdeyi indiren “şey” nedir?
Gustav Klimt’in tablolarında ise, birinde (Judith1) elinde Holofern’in kellesiyle zevk ve hazzın doruğunda bir yüz ifadesi görürsünüz, çünkü aynı zamanda şiddet acayip bir şekilde zevk vericidir ve tabi bir de “küçük ölüm” gerçekleşmiş olup bu ifade onun da bir yansıması olabilir. Diğerinde(Judith 2) ise kaşları hafif çatık, kızgın bir bakışı vardır Judith’in ki bu tablonun altında da ayrıca parantez içinde Salome yazar, hatta bu yüz ifadesiyle yapılan Judith tablolarının hepsinin altında bu isim yazar. Salome ve Judith arasındaki bağ manidardır. Ancak, aradaki bu bağı, Salome’un hikayesiyle bir sonraki yazıya saklayalım çünkü Salome bir tane değil..
Not: Yukarıdaki resim Caravaggio’ya ait, Klimt’in Judith tablolarına bakmak da size kalsın efendim.
İlginizi çekebilecek başka yazılar
İlgili yazı yokmuş



















http://www.yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=20673&y=DucaneCundioglu
geçenlerde bunu okumuştum. sanırım birlikte okunabilir. bir de femme fatale deyince aklıma Monica Bellucci geliyor ister istemez :)
ha bir de unutmada; Ömer Lütfi Mete’nin unutulmaz dizesi: “güzelliğin zulme çaldığı sınır…”
geçen salı dersinde judith’in hikayesini kendisinden dinlemiştim dücane hocanın. ama yazısını az önce okudum ve gördüm ki, benim yazıyı okumadan direkt kendisine geçiniz efendim, oyalanmayınız..:)
bir de Monica gelmesin aklınıza, tepkisini ölçmek istemiyorsanız eğer:) yoksa biliyorsunuz “bir gamzelik rüzgar” yeter.
‘güzel’lik… en azından kendisinden sonra gelen isim vs.’leri mi düşünmeliyiz, yoksa sıfatlığıyla yani en başta kendine ait olan yerini muhafaza mı etmeliyiz? açıkçası kavramlara yüklenen anlamlar ve zihnimiz bulanıklaşıyor; söz konusu bugün insanlara dayatılan vaziyet neyi anlatıyor;kazanan güzelliği mi…
“göz”ün oynadığı oyun tam da bu işte. sonradan eklenen boyalı bir sıfat değil, fıtri bir güzelliktir bahsettiğim, ki zaten ilki sadece gözü boyar diğeri ise içine çeker. diğer boyutuna ise hiç girmeyelim zaten.
“bugün insanlara dayatılan vaziyet” kapsamında da hiç bir şey beni ilgilendirmiyor, zira bu tarz söylemleri ardına saklanılan bir kaçış yolu olarak görüyorum sadece..