
Lou Andreas Salomé deyince ilkin “Aziz Andreas gecesi” geliyor aklıma, hatırlayacağınız üzere Faust’ta Goethe’nin gönderme yaptığı gece. Faust’taki genç bir kızın, “Etrafıma bakıyorum, her yerde onu arıyorum. Bir tek bana görünmek bilmedi” derken bahsettiği bu gece, yani 29 Aralık gecesi, “halk inancına göre ya canlı olarak karşısına çıkacak ya da parlak kristal aynadan görünecek olan ilerdeki sevgiliyi haber verecek gece” olarak inanılır diyor dipnot. Bu küçük çağrışımdan sonra, dosya kabarık olsa da Salomé’ye “üç dev adamın” üçünün birden tam da bu gece görünmüş olabileceği tezini ortaya atmak istiyorum. Feylozofumuz Nietzsche, şairimiz Rilke ve psikoloğumuz Freud Salome’ye aşık, bu üç dev adamdı zamanında.
Yalnız efendim, sahip olunan ün, şeref, bilgi dağarcığı ve tecrübelerle “dev” adam olmak, erkeklerin çoğu kez yanıldığı gibi, her kadın tarafından istisnasız arzu edilebilir olmak anlamına gelmiyor elbette. Nitekim Nietzsche, Salomé’ye yaptığı teklifin geri çevirildiğini gördükten sonra, az biraz ah vah ettiyse de sonradan kıskançlık krizleriyle dehşet yazılar yazmıştır Salomé’ye ithafen. Ben diyen bir adama Salomé’nin tokadı biraz fazla ağır gelse de, Salomé sırf insanlık namına böyle büyük bir feylozofun yitmesini istemediğinden arkadaşlıkları sürüp gitsin istemiştir yine de. Ancak, aşık olunan kadınla bir ömür arkadaş kalmak mümkün müdür ki? İşte bunun hiç olamayacağını Salomé’nin bir başkasıyla, Andreas ile nişanlandığını öğrenen ve o zamana kadar yanından hiç ayrılmayan sırılsıklam sevgilisi Rée, trene atlayıp giderken geride bıraktığı şu notla söylemiştir. “Merhametli ol ve beni arama…”
Oysa bilmiyordur ki Salomé zaten diğerleri gibi Andreas ile tensel bir birleşme de yaşamayacaktır. Çünkü Salomé’ye göre, bir erkeğe teslim olmak demek, bir daha asla özgür olamamak demekti. O halde “Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır?” diye soran bir Atilla İlhan dizesi geliyor aklımıza. Bu bekaret mevzusu ise öteden beri çok tartışıla gelmiştir, lakin cinsel birleşmeyi hala, erkeğin kadını kendi kontrolü altına alması, onu yalnızca bir “arzu nesnesi” (object of desire) olarak görüp, kendini tatmin edecek bir araç kabul etmesi ve ötekileştirmesi olarak yorumlarlar. Evlilik ise uzun yıllar çiftler arasında imzalanan sosyal, ekonomik bir anlaşma olarak görüldü. Dolayısıyla, Salomé’nin bekaretini koruma konusunda bu denli tutucu olmasını pek de yadırgamamak gerek çünkü yaşadığı dönem kadın üzerinde sosyal baskının hat safhada olduğu 19. yy’a denk gelmekte ki bekareti korumak bir “erdem”di o dönemlerde ve ucu Virgin Mary’ye kadar uzanırdı. Şimdi ise bakirsen “hayırdır, bir sorun mu var?”la başlayan tepkiler almak artık normal karşılanıyor. Çünkü İç Anadolu’ya doğru, oğluna döne döne kız aramaya(!) gelen teyzeye, geldiğin yerde kız yok muydu dercesine sebebini sorduğunuzda verdiği cevap şu: “Anacım, onların hiçbiri kız değil ki, kadın!”
Salomé her ne kadar bekaretini korumaya çalışsa da yaşı ilerledikçe bu düşüncesinden vazgeçip evli olduğu Andreas’yı da bırakıp illegal yollarla entelektüel sevgilileriyle birlikte olmaya başlıyor. Belki de bir intikam gibi görüyordu bunu. Salomé’nin bu femme fatale rolünü oynaması topluma karşı bastırdığı, içinde büyüyen o nefretin sonuçları gibi geliyor bana. Yukarıdaki resimde sert bakışıyla, elinde üzerinde çiçekler olan kırbacı ve at yerine geçirdiği adamların birinin Nietzsche, diğerinin Rée olduğunu görüyorsunuz, böyle de komik bir durum var yani. Tevratta bahsi geçen Salomé ise, yaptığı danstan ötürü dile benden ne dilersen diyen krala, annesinin fısıldamasıyla “Yahya’nın başını isterim” deyince Yahya’nın kellesi bir tabakla eline sunulan kadın idi, çünkü Hz. Yahya Salome’nin annesinin, amcası Kral Herod ile evlenmesine karşı çıkmış ve hapse atılmıştı. Bu iki Salomé’nin de Judith’in de erkeklere dolaylı ya da dolaysız uyguladığı şiddeti her ne kadar Mill gibi, Wollstonecraft gibi ağır bir tarafıyla topluma yıkmak istemesem de yine de toplumsal dogmaların büyük bir payının olduğunu unutmamak gerekiyor. Aslında,
bir ben biliyorum
yüreğinin severken,
ölmekten değil de öldürmekten korktuğu için
tir tir titrediğini…
dizesinin sahibi olarak Salomé’ye bakınca, son derece arkasında durduğu fikrinden cayıp, kendini yine de erkeğin kollarına teslim ederken, yukarıda “Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır?” sorusunu soran şairin aynı şiirde verdiği cevabı sanki Salomé’nin kendisinin de vermiş olduğunu düşünmeden edemiyorum;
Yalnızların en büyük sorunu Tek başına özgürlük ne işe yarayacak Bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegeninsoğuk tenhalığına
benzemesin diye
özgürlük mutlaka paylaşılacak
suç ortağı bir sevgiliyle.
İlginizi çekebilecek başka yazılar
İlgili yazı yokmuş



















Bu yazılarına “dünyayı değiştiren kadınlar” tag/etiketini koyarsan yazı otomatikman yazı dizilerindeki yere düşer haberin olsun.. Yazıyı daha okuyamadım..
ah evet, dikkat ederim bundan sonra.
peki bi şeyi merak ettim; andreas’ın nietzsche’den “üstünlüğü” neymiş?
şimdi deyiniz ki, kadınlar “üstünlük” aramıyor. o halde “üstünlük” kavramını, “tercih edilebilirlik” olarak değiştireyim.
bir de nietzsche’ye salome bu kazığı atmasaydı muhtemelen biz nietzsche’yi tanımıyor bile olabilirdik bence…
“eşitler arasında öncelikli” diye bir kavram var ya şimdilerde uluslar arası bürokraside. herhalde o hesap:)
iç anadolulu teyzenin gelin kız aradığı bölümü okurken bir dialog hatırıma geldi, affınıza sığınarak paylaşmak isterim:
muhafazakar bir kız, orta yollu bir çocukla (aslında otuzlarına merdiven dayamıştır) tanıştırılır. bir iki görüşmeden sonra kız, o tabu soruyu sorar: “hiç yaptın mı?”
oğlan sanki daha önce hazırlamış gibi “bu soruyu cevaplamayı reddediyorum” der. “neden?” deyince kız, “ben otuzlarıma yaklaşmış bir adamım. yaptım dersem ahlakımı yapmadım dersem performansımı sorgulayacaksın.” cevabını verir. kız öğrenemez adamın hiç “yapıp yapmadığını” zaten daha sonra da başka nedenlerle olayın üstü örtülür, kapanır gider:)
Andreas’nın tekifini kabul etse de sadece kağıtta kalan bir evlilik yapar Salome. Evlenmeyi düşünmesindeki nedene, o dönemde belli bir yaştan sonra evlenmeyen kadına “spinster, whore” gibi etiketlerin yapıştırılıp toplumdan soyutlanması olarak bakıyorum, yoksa evlenmeye bir ay kala Andreas’ya açık açık “cinsel bir evlilik olmayacak” diyerek bekaretini koruyacağını söylemiş ve o da kabul etmiştir bunu. yani şahsa yönelik tercih’ten öte bir şey var Salome’nin bu kararında.
Kadınların bu konudaki “tercih”leri, yarışmada finale kalmış talihliler arasından kim kazanacak diye bakmak değil, tamamen kişisel ve karşılıklı olan bir şey aslında yani tercih demek de saçma geliyor bana sonuçta bunun en çok yapıldığı görücü usulü evlilik de kalmadı zaten, şimdi form doldurup evlilik yapanları da duyup şaşkına dönmüşlüğüm de var ama:) Yine de olmazsa olmaz belli kıstaslar mevcut tabi kadınlarda da erkeklerde de. Salome duygusal temelli bir paylaşımdan ziyade daha çok entellektüel bir etkileşimi öngörür şekilde bakmış ise, bu da çeşitli sebeplerle kendi koyduğu bir kıstas nihayetinde… tabi bir yönüyle de, bana sorarsanız, kalpleri çeviren Allah ise, döndürüldüğümüz kişi de kaderimizdir derim, yani mutlak irade hep bir adım öndedir elbet.
Bir de sahidüş, böyle diyaloglar bizzat kız ve erkek arasında geçmeye başlamışsa, bekaret konusunda ciddi sorun var demektir:)
bekaret konusundaki sorun elbette devam etmekte ancak içerik değiştirerek. eskiden (ne kadar eski olduğunu kestiremiyorum) töresel bir konuydu bekaret. ancak artık (istisnai ygulamaları sürmekle birlikte) diziler, tv programları, festivaller (evet, özellikle festivaller-hani her yaz yurdumun her köşesinde eften püften isimlerle düzenlenen festivaller-) gibi etkenlerle bu konu hayli yumuşadı. bireyler ertık bu konuyu daha kişisel nedenlerle önemsiyorlar: “yalnız bana mı aitsin?”
bu arada, konuyu eleştirel anlamda yazmıyorum. taraı değilim yani bekaret tartışmasının, bilinmesinde yarar var:)
görücü usulünün popülaritsi konusunda da sizinle aynı fikirde değilim. görebilğim kadarıyla popülaritesini daha da artırıyor bu tarz birliktelikler. tabi motamot eski anlamıyla görücü usulü değil bunlar da.
Salomé üzerinde derinlemesi inceleme yapılacak bi kadın, hakkında Türkçe pek fazla içerik bulamadım ancak ilerde daha da ayrıntılı araştıracağım kesin. Bence müthiş bir kadın sembolü.