Bugün çok enteresan bir şey oldu. Aslında bilmiyorum belki de normaldir… Ama vallahi bilmiyorum, artık normali ya da normal üstünü ayırt edemez oldum…
Neyse, mukabele erken bitince camiye çıkıyorum hemen yukarıya… Ezanın okunmasını bekleyen bazı kardeşlerle, kadınlarla, çocuklularla, yaşlılarla falan filan işte öğle için saf tutmaya çalışıyoruz(!)
Bugün Mü’minün suresiyle başladı cüz, saat bire on vardı bittiğinde ve ben yarı uykulu yarı gözleri şişkin ve akıntılı bir şekilde pat diye kalktım. Çünkü kalabalık kapıya doğru ilerliyor ve ayakkabılar karışıyor, sonra kimseciklere de karışmadan hemen çıkmak istiyorum.
Hani insanın bir camiye girerken en kuytu köşeye kıvrılma hissi uyanır ya içinde.. Bilmem anlatabiliyor muyum?? Yani karışmadan işte, ama hep içinde -huzurunda- sekinetinde ah işte böyle…
Nerde kalmıştım, ey aklım? Çıktım, baktım hemen, üstüne basa basa çiğnenmiş terliklerim orda, yarım geçirdim ayağıma.
Sonra çıktım üst kata, gözüme büyük ve güzel camimizin soldan ikinci kalın direğine yaslanmış bi kardeş çarptı; huzurluca etrafı seyrediyordu…
O’nu öyle görünce bir hal oldu. Keşke ben de şu hat levhalarında kaybolsam dedim!
Ebubekir’in ‘Sıddik’lığında, Haydar-ı Kerrar’ın ‘Kur’an-ı Natık’lığında..
II.
Hepsini söyleyecek gücüm olmaz ki benim, sevdamız var işte ‘Adalet’li Ömer’e, ‘Osman Zi’n-Nureyn’e muhabbetimiz var bizim…
III.
Sonra gözlerim minbere kaydı, sonra mihraba…Mihrab’dan yavaş yavaş ayrılarak göğe yükseliyormuşçasına kubbeye kaydı.. Ama ondan önce beni iki hüsn-i hat selamladı!!
“Ya Allah” dedim, ne güzeldir ismin!!
İhtiyacım var sana benim Ey Rabbim! İhtiyacım var adına uzun uzun bakmaya, zarif ve ince çizgilerle içime dokunan bu levhalara.. Adına adına adına…
Sonra hemen sol yandaki levha!
İçimizi yandıran hicranla!
Gözlerimizin hasreti, ayrılık ateşi.
“Kureyş’in Emin’i, Medine’nin gülü…Sevgili.”
Gönüllerin sultanı! Acım olmuş ne çıkar, sana duyulmayan bir acıysa bu!
Kalbim hala bulanıksa, bulanmamışsa muhabbetle, muhabbetinle itileyim, hor görüleyim ne çıkar!
Canım sana feda olsun demek, annemden- babamdan- kendimden geçmek nedir, tatmadım bilmiyorum.
Tatmak istiyorum.
IV.
Kubbe’ye güç yetiremedi daha bakışlarım, kubbenin hakikatine varmaya…
Ezan sesleri karıştı sonra, Allah-u Ekber Allah-u Ekber!
Baktım yanıma bir güzel çocuk ilişmiş, gözleri göğün mavisi.
Söyle bana insan mısın melek misin, Allah’ın Musavvir adının bir tecellisi mi gözlerin?
İçimden geçirdiğimi sanıyordum, dile geldi göğün mavisi.
Benim adım Melek abla!”Bana da seccadeni serer misin?”
Dedi Melek.
Güzellik bir kitabın satırlarıyla birleşti. Gözlerimi geceden uykusuz bırakan altı çizili cümleler, bu minik çocuğun yumuşak ve tatlı secdeleriyle içime sordu:
“Adı belirsiz duruma gelmelisin. Görünmez. Namazın kendisi olmalısın. İnsan olarak kendine kıvrılmaktan, yüzünü kendine çevirmekten vazgeçmelisin.”(Gariplerin Kitabı/syf.78)
Cevabını buldun mu?
bugün 0, toplam 5 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- gariplerin çocuğu kitap
- gariplerin kitabı yorumları














Gariplik duygusu insanın Tanrı’nın karşısındaki acziyetini fark edebilmesiyle ortaya çıkıyor herhalde, yine de bir ‘birey’ olma kavramının da bu iki anlamlı ‘garip’ kelimesiyle uzaktan yakından bir ilişkisi var olsa gerek. Fakir kelimesinde olduğu gibi. Mesela, bu fakir şöyle der diye başlarsanız, o sizin bilginizle alçakgönüllük ettiğinizdendir ya da garip bir adam derseniz adamın orjinalliği söz konusudur:)
-ne alaka dedirtecek bir yorum oldu ama:P-
“Garip” olmak, insanı Allah’a “karib” ediyor.
Yalnız metnin sonundaki satırların sahibinin(çevirmeni de olsa) İsmet Özel olduğuna inanmak hayli zor. Zira kendileri ile yapılan bir rörortajda şöyle bir diyalog yaşanmıştır:
-Siz kendinizi dahi mi kabul ediyorsunuz?
-Ben kendimi dahi saymıyorum. Fakat yaptığım şeylere bakıyorum ki, bunları ancak bir dahi yapabilir!
“garip” kelimesini ben kul olmakla bağdaştırıyorum.ve insan garipliğini farkettikçe,onu içselleştirip kul olma bilincine vardıkça allah’a yaklaşır,kendini teslim eder diye sevgili ayine’ye katılıyorum. ismet özel’in bilinç bile ilginç kitabını almıştım başlarda hoşuma gitmedi bıraktım.duruyor öyle durmamalı demek ki :)döneyim ben ona bi ara.
gariban anlamındaki garip ile, değişik/anlaşılmaz anlamındaki garip neden aynı kelime bir fikri olan var mı?
gariplik özgürlük çağrışımı yapmıyor mu en çok da? Allah’dan başkası olmayanın kaybedecek nesi olur? “küre-i arz bomba olup patlasa” ne gam..
sevgili herangibiri,
yazılarını begenerek takip ediyorum. fakat çok uzun ve dağınık yazdığın için kopuyoruz bazen hikayeden.
bu kadar karıştırarak değil de, biraz daha belli bir konu etrafında toparlayıp yazsan dikkatimiz daha az dağılır belki.
bir de tarık tufan’dan bahsetmişsin bu yazında, farkettim :)