![]()
Efendim, uzun zamandır üzerinde düşündüğüm bugün ise birebir, canlı canlı şahit olduğum bu fenomen, göç çalışmaları alanında sıkça kullanılan “migrant networks” teriminin Türkçesidir. Network yerine “chain” kullanıldığı da görülür, ki “göçmen zincirleri” anlamına gelir.
Konu üzerinde akademik bir çalışmayı (ingilizce) merak edenler şöyle buyursun: (http://sociology.msu.edu/documents/MigrantNetworks.pdf ) Biz de kalanlarla devam edelim, zira anlatacaklarım bu makaleden çok daha ilgi çekici ve örneklerden oluşuyor.
Nedir şimdi bu göçmen ağları? Hemen söyleyelim. Şöyle ki, herhangi bir sebeple yaşadığınız bir yerden ayrılıp başka biryere (genellikle başka bir ülkeye) bir süreliğine (kısa olmayan bir süre için ve çoğunlukla turistik bir amaç gütmeden) yada kalıcı olarak gittiğinizde (hatta gitmeye niyet ettiğniz andan itibaren) kendinizi bu zincirin bir halkası yada bu ağın bir parçası olarak buluyorsunuz. Eskiden Alamancılara olur sanırdım böyle şeyler.. Malum dil sorunu.. Gittiğiniz yerdeki akrabanız, ahbabınız yada köylünüz size oranın prosedürlerini anlatıverir, market, hastane, okul ve belediyenin yolunu gösterir, otobüs numaralarını, istasyonun yerini öğretir, evinize gelen mektupları okuyuverirdi. Kalacağınız yeri, çalışacağınız işi zaten siz gelmden ayarlamış olurdu, zincirin diğer halkaları. İzne gidecek biri varsa, ona arkada kalanlara göndereceğiniz parayı emanet eder, belki yanına Avrupalı çikolatalardan eklerdiniz. Benim nostaljik sandığım, “artık olmaz heralde üçüncü milenyumda” dediğim bunların nerdeyse hepsi yaşanmaya devam ediyor sayın okur. Tabi biraz daha modifiye olmuş, modernleşmiş bir halde. Nasıl mı?
Hemen örneğimize geçelim.. Geçen akşam tanımadığım biri beni facebook’tan ekledi (garip olan tanımadığım kişinin beni eklemesi değil, bu her gencin başına gelen şeydir. İlginç olan ekleme isteğinin altına düşülen upuzun bir nottu). Beni bir arkadaşım vesilesiyle bulduğunu benim şu anda okuduğum üniversiteye Erasmus’la geldiğini anlatıyor ve şehirle ilgili pratik sorular (ulaşım, market, bisiklet vs) soruyordu, beni ekleyen arkadaş. Bu noktaya kadar çok da ilginç olmayabilir hikayemiz.
Ben en iyisi en baştan başlayayım. Birkaç sene önce, ben İstanbul’da okurken, arkadaşım A.nın evine Hollanda’dan bir dönemlik misafir/Erasmus öğrencisi olarak gelmişti Ç. Ben de o dönem Erasmus başvurusu yapıp ertesi sene yine bu kasvetli ülkeye değişim öğrencisi olarak gelmiştim. O zaman Ç.yle buluştuk görüştük, arkadaş olduk. Koca ülkede tanıdığım tektük insan varken, uzak şehirleri gezmeye gidince verecek otel paramız yokken, şartlar beni bu arkadaşlığa zorladı demek daha doğru olur sanırım.. (Yanlış anlamayın, severim ben Ç.yi, sadece bizimkisi mantık arkadaşlığı [biraz daha ileri götürüp menfaat de denebilir, ama götürmeyelim] hepsi bu).
Efendim ne söyleyeyim, sonra ben vatanıma döndüm, okudum yazdım, mezun oldum, sonra ne oldu, yüksek lisans diye tutturup bu ülkeye yine geldim. Bu arada tabi onlarca farklı zincirin halkası oldum. Babamın arkadaşının karısının arkadaşı bana kalacağım evi buldu. Hocamın tanıdıkları bana burs buldu. Annemin tanıdıklarının akrabalarıyla Ramazan boyu birlikte iftar yaptık. Arkadaşımın babasının tanıdıkları bir eksiğimin olup olmadığını sordu defalarca. Bu zincirlerin hiçbirini ben başlatmadım. Bi anda kendimi içinde buldum bu ağların.
Farkındayım, konuyu çok dağıttım, ama benim tarzım da bu, dağınık çalışıyorum. (Tez yazarken “benim tarzım bu” argümanı hiç sökmüyor, tavsiye edilmez.)
Neyse, geçen gün beni facebooktan ekleyen arkadaşa bağlayacak olursak.. Şöyle oluyor, hani benim arkadaş Ç. vardı ya, mantık arkadaşlığı kurduğum kişi, işte Ç.nin ev arkadaşı E. bu donem İstanbul’a değişim programlarıyla gittiği için, onun yerine İstanbul’dan buraya yine aynı programla gelen Ş. kalmaya başlamış evinde. Bu Ş. de beni ekleyen S.’nin yakın arkadaşıymış. S. arkadaşı Ş.nin yanına gidince benim arkadaşım Ç. ile tanışmış ve Ç. de ona benden bahsetmiş. Böylece biz bugün S. ile tanıştık ve zincirin iki halkası bağlanmış oldu. Nasıl mı tanıştık, birbirimize numaralarımızı verdik, ortak bir nokta belirlerdik, ve buluşma saati gelince elimizde telefonla buluşma noktasına gittik. Elinde telefon ve gülümseyen bir edayla sizin gittiğiniz yere yaklaşan bir başkası görünce, onun birazdan tanışacağınız kişi olduğunu hemen anlıyorsunuz zaten.
Böyle işte sayın okur, bu göçmen ağları denen fenomen. Şahsen, bizzat, kendim, her gün şahit oluyorum buna ve içinde yaşıyorum bu ağların. Anlatması ve yazması çok karışıktı, emimim anlaması da karışıktır. Ama inanın içinde yaşaması da çok daha basit. Hala net değilse yukarıda verdiğimiz linkteki makaleye bir göz atıverin.


İlginizi çekebilecek başka yazılar
İlgili yazı yokmuş



















bu arada “Erasmus’la gelmek” kullanımı biraz garip durmuş. burada, Erasmus bir kişi değil, Avrupa’da üniversiteler arası öğrenci değiş tokuş projesi:) Tabi adını meşhur humanist, Hollandalı daha doğrusu Rotterdamlı, Erasmus’tan alıyor. Erasmus adına yapılmış bir köprü ve bir üniversite var Rotterdam’da, bu da ekstra bilgi olsun:)
Türkiye’deki üniversitelerin kendi içindeki öğrenci değişimini sağlayan sisteme de Farabî adını verdiler :)
herkesin birbirini en fazla 6 kişi üzerinden tanıyabileceğine dair bir tez vardı bir de. Çin’in ücra bir kasabasında yaşayan bir adamla aramda yalnızca 6 tanıdık olduğu iddia ediliyordu.
yoksa “self-fulfilling prophecy” (kendini gerçekleştiren kehanet) yapmak ve böylece globalleşmeye zemin hazırlamak için mi çıkıyor bunlar?
bu “ağ kurma çabası” takdir edilmeli.
nasıl sarıldığınızı anlamadığınız mükemmel bir sistem.
aslında ilginç olan çok çabalamadan kendinizi bu ağlarıın içinde buluyor olmak. aslında bir çabadan bahsedebiliriz, insanların sizin etrafınıza ağ kurma çabası :) sonra bi de bu ağdan çıkamamak da var ki mahalle baskısına kadar gidermiş gibi geliyor. birebir örneğini yaşamam yakındır, o zaman onu da yazarım belki, kim bilir.
bahsettiginiz six degrees of separation tezine, dünyanın iki ayrı ucunda dört sene arayla tanıştığım iki fransızın birbiriyle yakın arkadaş olduğunu facebooktan öğrendigimde canı gönülden iman ettim. (şu hayatta tanıştığım ilk iki fransız da onlardı).
dünya mı küçük ağlar mı geniş anlayamıyorum. kehanet de gerçekleşiyor gibi.