Bu yazı nescafe bardağı ile türk kahvesi içen sadece içmekle de kalmayıp sürekli bunu vurgulama ihtiyacı hisseden arkadaşıma ithafen yazılmıştır.
Efendim biz de ne vardır? Birisi çay içmeye gideceği zaman, yanında bulanan arkadaşlarına da sorar, siz de çay istiyor musunuz diye. Sonucu ne olur? Genelde çok masum bir şekilde başlayan çay muhabbeti bir süre sonra mesai saatlerinden çalınan dakikalara dönüşür, eğer bunu çok devam ettirirseniz patronunuz ya da müdürünüz tarafından pek hoş karşılanmayabilir. Bunu nasıl önleriz diye düşünmüş, taşınmışlar ve Hollanda’da çok meşhur olan Douwe Egberts firması bir çözümle gelmiş… Ofiste çalışan herkesin bilgisayarına bir program yüklemişler. Kahve içmek isteyen, ben kahve içmek istiyorum diye bir şeye tıklıyor. Bunun üzerine herkesin bilgisayarına bir uyarı gidiyor. Başka kahve içmek isteyenler de programı tıklıyorlar ve program hepsinin arasında rastgele bir seçim yapıyor. Herkesin nasıl istediğine dair detayları da yazıcıdan çıktı olarak veriyor. Talihli kişimiz de kahve makinesine gidip tüm kahveleri alıp ofis arkadaşlarına servis ediyor.
Zamandan tasarruf etmek için güzel bir yöntem gibi gözükse de ben pek beğenmedim efendim. İnsanların arasında ki muhabbeti öldürürmüş gibime geliyor. Güzel olmaz mı yani, birisi kalksa “Birol abi, ben çay almaya gidiyorum, sen de ister misin” diye sorsa. Daha samimi daha sıcak olmaz mı?
Hollanda’da, ki muhtemelen diğer “gelişmiş” ülkelerde de, herşey makineleşmiş. Tren bileti almak istiyorsunuz, karşınızda bir makine, kahve almak istiyorsunuz makine, bisküvi almak istiyorsunuz makine. Yok mu efendim şöyle, güler yüzlü bir eleman hizmet sektöründe çalışacak, sabah bir simit (hadi simit olmasın da krosant) almaya gittiğinizde günaydın diyecek. Evet, hiç yok değiller, onlardan da var ama iş gücü çok pahalı olduğu için bulunması zor oluyor.
Türk kahvesini nescafe bardağında içen arkadaşım, msn’de muhabbet ederken, dur bi kahve söyleyim dedi. O sırada karşı ofiste oturan profesöre baktım, almış bardağını eline kahve almaya gidiyordu. Acaba bizim ofise de kursak o programı, bizim hoca bana kahve getirse nasıl olur diye de düşünmeden edemedim yazıyı bitirirken :)
bugün 0, toplam 28 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- nescafe içen
- nescafe bi kahve
- kahve
- gönül muhabbet ister kahve bahane
- turk kahvesi muhabbeti













üstüme alındım yazıyı :)
ama fikir süper… mekanik ama süper :)
bir de şu kuzey ülkesindeki mekanik hayati yazin lütfen.. sabahlari “istasyon insanları”nin kurulmuş saat gibi hareket etmelerini, bisiklet(li)lerin pilli oyuncaklar gibi ayni tempoyla günboyu oraya buraya gitmelerini, saat 6′da sehir merkezlerinin aniden bosalmasini, siradan pazar gunleri in-cin top oynayan carsilarin alisveris pazari olan haftalarda ari kovanina donusmesini, her gun posta kutusu kontrol etmenin, her gun bisiklet kilitlemenin nasil oldugunu yazin.. okuruz:)
ikinizin de işi zor yahu… kuzey avrupa’da yaşamak ciddi bir mekanizm gerektiriyor olmalı :)
oysa istanbul’da öyle mi? herkes salmış…
haha. Benim yazmama gerek kalmamış ki, sen zaten yeterince iyi özetlemişsin. Bisiklet olayına gelince, bence tüm mesele “dolmuş” denen icattan haberlerinin olmamasından kaynaklanıyor olay :)
İstanbul’da insanlar salmasa da, günün hangi saatinde çıkarsan çık kesinlikle bir harem gebze, bir metrobüs, bişey bulursun. Oysa burada öyle mi? 21 geçe kalkıyor diyorsa 21 geçe. 22 geçe gittiğinde trenin yerinde yeller esiyor olacak, otobüsler içinde geçerli hakeza.
dolmuşu geçtim.. bari taksiler biraz ucuz olsaydi ve randevuyla calismasalardi.. caddeye cikip elimi sallasam hemen dursaydi bir taksi.. yok o da yok.. sonra, (ozellikle) pazar aksamlari bekle dur, en merkezi sehirler arasinda yarim saatte bir calisan treni, tramvayi.. (evet bugun bunu gördüm..)