
yazan: Tevfik Tek
Görsel kültür hakkında acemice konuşuyorduk ve yarım kalmıştı. O günden bu yana, hangi ipin ucunu yakalasam da elle tutulur bir şeylere ulaşsam diye düşünüyordum ki dün birden algı sınırlarım için yaşanan karmaşanın bunaltıcı bir seviyeye geldiğni farkettim. Bunda görsel kültürün de oldukça payı vardı, en çok da “görsel iletişim” tasarımcılarının.
Lise yıllarında bir gazete ya da derginin çakma testinde farketmiştim “görsel” olduğumu. Kimi insanlar duyma yoluyla aktive oluyor, kimileriyse dokunarak. Benim gibi bazıları da görerek, gördüklerinin fotoğrafını çekerek.
Hiç bir zaman fotoğrafik bir hafızaya/zihne sahip olmaktan ötürü şikayetçi olmadım. Geçtiğim yolları, yaşadığım iyi/kötü şeyleriya da “o an”ları hep birer fotoğraf karesi olarak hatırladım. Bu görüntüler defalarca tam da olması gereken zamanda canlanarak hayatımı kolaylaştırdı ya da gidişatını değiştirdi.
Sadece kültürel değil, hayatın tüm alanlarında görsellik artarken sevinmiştim. Ne güzel, pek çok şey benim saklayabileceğim formatta sunuluyordu. Ama bu çok sürmeyecekti.
{Bu bir film olsaydı şimdi burada işlerin nasıl birden bire kötüye gittiğini görürdük.}
Görsellik artık her yerdeydi ve her şey daha fazla detaylanmıştı. Binaların cephelerinden metro tünellerine kadar her yeri saran açık hava reklamcılığı, televizyonda artan kanal sayısı ve ucu bucağı olmayan bir iletişim ağı: internet. İlgi duyduğum her şeyi hap formunda hızlıca alabiliyordum işte.
Ciddi şekilde irkildiğim ilk olay Taksim-Levent metrosunda bir istasyona yaklaşırken farkettiğim hareketli görüntüler oldu. Ne demeye karanlık tünelin içinde dışarı bakıyorsam, aniden dışarıda bir şeyler işaret etmeye çalşan birini görmüştüm. Vagonun içine baktım sanırım kimse durumun farkında bile değildi. Halbuki oradaydı işte! Bir istasyon geri gidip, yeniden aynı yerden geçmek üzere yeni bir trene binmiştim ki anladım: Bu bir reklamdı! Tünelin duvarına yapıştırılmış resimlerin önünden hızla geçerken hareketli bir görüntü oluşuyordu. Tıpkı çocukken ders kitaplarının kenarına yaptığımız “Cin Ali” çizgi-filmleri gibi…
Geldiğim noktada etrafta dönüp duran bir çok “görsel” kaynaktan kontrolsüzce beslenmeye başlamıştım. Artık neredeyse önemli ya da önemsiz dünyanın bütün meseleleri ilgimi çekiyor. Üstelik bilginin “yazılı” olarak sunulduğu internet mecrası da görselliğin farklı bir yönü benim için. Metinleri okumuyor, tarıyor, anahtar kelimeleri yakalayıp metin görseliyle birbirine bağlayıp havsalamın derinlerine havale ediyorum.
Bununla da kalamıyorum. Sokakta olup bitenler, hayatın sıradan görselleri de çekiyor beni kendisine. Kaldırıma tecavüz eden bir arabadan, saçlarını kazıtmış bir kıza kadar her şey kaydediliyor. Durduramıyorum, sürekli gözlerimden içeri doğru kontrolsüz bir akış…

Bunun neticesinde oluşan düşünce parçacıkları zinciriyse şöyle:
last.fm tümüyle paralı olmuş/ asit kuyularından kemikler çıkmış/ google ventures diye yeni bir şey başlamış/ ankara’da seçimler şöyleymiş/ greenpeace ingilterede havaalanı yapımını durduruyor/ aa özge ne çok zamandır subscriber/ aa falanca şu yazıya ne yorum yapmış/ leylek geçiyor ve yoksa bu hayatımda bir ilk mi?/ ahmet altan seçimler hakkında ne demiş/ leylek rüzgara karşı niye uçamıyor?/ ertuğrul yine kıvırıyor/ şu greenpeace arsasında benim de payım olmalı/ bak dönüşüyor dünya/şu yolu yanlış yaptılar trafik sıkışıyor/ aslında şu binanın restorasyonu ne güzel oldu/ aptal siyasi partiler her yerde bayrak var/ bu binayı niye yaptılar ki? estetikten bi’haber olsalar gerek / ı-ıh olmamış bu kıyafet/ şu adama bak yanakları kızarmış, şarap sever biri olmalı herhalde/ biri birini mi azarlamış?/ işsizlik yükselmiş/ kuş evi ne güzel/ serçeler de pek tezcanlı/ last.fm hesabı alayım ben de/ şöyle fotoğraflar çekmeyi bi’türlü beceremedim/ deniz bugün niye böyle hırçın?/ çayın rengi soluk, lezzeti tam/ bu medya var ya, bu medya! hep manipülasyon/ obama da karikatrü gibi adam/ serçe güzel kuş aslında…
Gün boyu sürekli devam eden bu şeyin neticesinde algı kanallarımda müthiş bir karmaşa yaşanıyor. Bir çok zaman aynı anda bir sürü şeyle meşgul olmaya alışmış zihnim tek bir işe yoğunlaşmakta ciddi sorunlar yaşıyor. Birden çok meşguliyeti varkense hiç birini “tam” olarak icra etmeyi başaramıyor haliyle.
Tüm suç akıl almaz bir şekilde palazlanan “görsel” iletişim mecralarının olmuş da hırsız ak kaşık mı? Hiç değil elbet. Yapmam gereken ilk şeyin kendimi sakınmak olduğunu ancak yenice bilebildim. Medya organlarıyla daha az, hatta belki hiç muhatap olmamayı becerebilmeye çalışıyorum şimdi. Bir başka çalışma alanımsa tek bir işle sıkılmadan/boşluğa düşmeden uğraşabilmek. Mesela derli toplu bir şekilde ortaya koymak için can attığım bu konuyu yazana kadar akla karayı seçiyorum ve bu durum en çok da bana ilginç geliyor.
-Devam edecek.-
bugün 0, toplam 59 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- algı
- karmaşa
- GÖRSEL ALGI
- algida görselliği
- görsel kültür













[...] mi desek, kalabalık mı, zenginlik mi kestiremiyorum. Sanırsam yer yer biri, kimi yer hepsi. Gözümüze sürekli yağan, analog yaşamdan aşırma/fışkırma ayrık kareler limitini sonsuz [...]
aslında dikkatle bakıldığında bunun sağlam ve yaygın gerçek bir zenginlik olduğunu anlarsın; öyle ki benim anlatacak tek bir öyküm olsaydı, bütün gürültüyü bu öykünün etrafında koparırdım, ona tam değerini verebilmek için çabalardım, ama biriktirdiğim sınırsız anlatı malzemem olduğu için bunları telaşsızca ve umursamazca ele alabilirim; hatta bu işten biraz sıkıldığımı yansıtabilir, ikincil dereceden olaylarla lafı uzatıp anlamsız ayrıntılara girme lüksünü kendime tanıyabilirim.
bir kış gecesi eğer bir yolcu/ italo calvino
başlık bi alkışı hakediyor kesinlikle, söylemeden geçemiycem.
lakin yazı, sonuna geldiğimizde neden bahsettiğimizi unuttuğumuz uzun cümleler gibi biraz. mevzuyu nereye bağlayacaksınız bakalım.
tevfik bey şunu merak ediyorum: sokakta, tvde, internette, karşınıza çıkan tüm bu görüntülere bakıyorsunuz ve kısacık anlarda kafa devrelerinizi meşgul ediyorlar, anladım. ve fakat bazıları da yok mu ki, kısa bir andan daha uzun süre bakakaldığınız? ya da gözucuyla bakış atlaması yapmayıp, sabitlenip baktığınız? biri ve diğeri arasındaki ayrımın ne olduğunu bulabilirsek, belki bu sayede, üstümüze hücum eden görsel saldıranlara kafayı takmamayı başarabilemez miyiz? acaba?
okuduğum bir makalede (evet akademide makale okunur, kesinlikle hikaye değil!) endüstri çağından önce bir adamın ömrü boyunca gördüğü “görsel malzemeyi” biz bugünün insanları bir saatte görüyormuşuz…
algılamak mı? hadi canım! :D
bazı vakitler yada bazı anlar lanet gibi olsa da, kullanmasını bildiğin zaman harika olan şey, nasıl kullanacağını bilmediğin vakit ise, kuşun ayakları da ne güzelmiş kih kih deme söz durumu.