Dünya Kupası’nın Güney Afrika’da yapılması, bazıları için oldukça anlamlıydı. Nelson Mandela’nın başlattığı “barışçı” hareket 1990′da başarıya ulaşmış, “apartheid” denilen “iç savaş” sona ermiş ve Güney Afrika’daki beyaz ırkla, siyah ırk arasında bir anlaşma sağlanmıştı. Şimdi, ondan 20 sene sonra, ülke bütün dünyanın odağı haline gelebiliyordu. Tek bir terör tehdidi olmadan hem de, birçok şehirde maçlar oynandı. Evet, Nelson Mandela pek çokları için (itiraf etmeliyim yakın zamana kadar benim için de) barışın ve aktivizmin sembolü olsa da, 1990 öncesi Mandela, silahlı bir direniş örgütünün lideriydi ve hapiste olduğu sürede bu direniş devam etti. Aslında bu yazıyı yazmaya başladığımda aklımda Andres Iniesta’yla ilgili bir şeyler vardı… Peki öyleyse Mandela’nın hikayesi neden ilgimi çekti dersiniz?
Cevabı çok basit: Heath Ledger’ın canlandırdığı Joker filmin sonlarına doğru, mafyadan kazandığı bir yığın parayı ateşe verirken şöyle der: “Önemli olan bir mesaj vermek. Her şey yanar…” Evet, futbol topunun peşinden koşan 22 tane adamın, bu müsabakayı idare eden hakem grubunun ve ekranları başındaki milyonlarca insanın olayı tam da bu replikte gizlidir: Amaç mesaj vermek. Bugün gazetelerde bu konuyla ilgili, yani futbolun sadece futbol olmadığıyla ilgili iki güzel yazı vardı. Birini Mehmet Altan yazdı, işin ekonomik kısmıydı. Diğerini Tanıl Bora yazdı, işin “aktivist” yanı. Ben Tanıl Bora’nın yazdığı yerden devam edeceğim… Siz de bu yazıyı bitirince o iki güzel yazıyı şöyle bir süzersiniz.
Andres Iniesta, İspanyolların gol umudunu son dakikalara kadar taşıyıp, 116. dakikada ağları havalandırdığında kameraya doğru koştu ve formasını çıkardı. Altındaki beyaz atletin üstünde şu yazıyordu: “Dani Jarque siempre con nosotros!” İspanyollar tarihlerinde ilk kez Dünya Kupası’nda final oynuyorlardı. O günün İspanyol gazeteleri harika bir haberle çıkmışlardı. Milli takımdaki oyuncuların çocukluk resimlerini gazeteye koyarak, “Bu sizin çocukluk hayaliniz!” diyorlardı. Takım kaptanı, şimdiden efsane olmuş kaleci Iker Casillas’ın rüyasıydı bu. İşte bütün bu heyecan dolu anın ortasında Iniesta formasını çıkardı ve “Dani Jarque, sonsuza kadar bizimle!” yazan atletiyle kameraya koştu. Dani Jarque, Espanyol takımının 26 yaşında kalp krizinden hayata veda eden kaptanıydı. Iniesta, bu büyük organizasyonun öncesinde bunu tasarlamıştı.
Billboard’larda kocaman resimlerini gördüğümüzde “insan-üstü” olduklarını düşündüğümüz o futbolcular da bizim kadar insanlar. Maradona için yıllarca “tanrı” dendiğinde, o da bu gazlamalara katıldı bir süre. Oysa bu turnuvada, elinde tesbihiyle “imaj” tanrısı olarak saha kenarında bulunsa da, Almanlar’dan 4 gol yedi takımı. Arjen Robben ve Wesley Sneijder’li takımıyla, “yetenek kumkuması” olduğunu her fırsatta haykıran Hollanda da finalde kaybetti. Bu turnuvanın en çok bu yönünü sevdim ve İspanya’nın kazanmasına en çok bu nedenle sevindim sanıyorum. Iniesta gibi futbolcuların varlığı beni mutlu ediyor. Neden mi?
Çünkü o, Maradona gibi “tanrıcılık” oynamaz. Oyuna yeteri kadar ağırlık koyar ve oyunu yönlendirir, ama bunu göze sokmaz. Klas çalımlar ve “hepsi benim” diyecek bir hırsla oynamaz; akılcı ve cesurdur. Sıradan kahramanlar gibidir. Messi gibi olağanüstülüğünü konuşturmaz, sıradışı bir futbolcu olduğu kanısıyla oynamaz, limitleri olduğunu düşünür ve ona göre plan yapar. Messi kadar mütevazıdır ama… Pele gibi “dünyanın en iyisi benim!” geyikleri yapmaz. Iniesta, futbolu “ahlaklı” oynar. Tıpkı formasının altındaki o yazıyla Güney Afrika’ya damgasını vurması gibi. 2014′te Brezilya’da yine onu izleyebilmeyi umuyorum…
Gelelim tekrar Mandela’ya… Silahlı direnişin de bir “umut” kapısı olduğunu, silahlı muhalefetin bir şekilde başarıya ulaşabildiğini göstermesi enteresandır. Şimdilerde, U2 solisti Bono gibi aktivist ABD’liler tarafından çok sevilse ve “akil adamlar” statüsünde bütün dünyada saygı görse de, yöntemi eleştirilmez değildir. Soykırım uygulayan beyazlara karşı, onların silahını kullanmış ve bir gerilla ordusuyla karşılık vermiştir. Tanıl Bora’nın söylediğine göre, bugün bile siyahlarla beyazlar arasında eşitsizlikler giderilmiş değil; ancak FIFA’nın yaptığı bu organizasyon bize yalnızca “festival”i gösterdi. Ayrıntıları kaçırmamak için dikkatle bakmak gerekir. Bu nedenle önemli Tanıl Bora’nın yazısı…
Evet, futbol sadece futbol değildir muhakkak. Futbol bir ideoloji de değildir, meraklanmayın. Futbol hayatın orta yerinde yaşanan bir karnavaldır yalnızca. Gerçi karnavallarda hiyerarşi yoktur, futbolda fazlasıyla vardır. Fransızların katı toplumsal yapısı, en çok Fransa’yı vurdu mesela… İngilizlerin kibirleri, kendilerini yaktı gene. Brezilyalı Dunga, takımını tanıyamamanın ve disiplin manyaklığının cezasını çekti. Hollanda mı? İspanyolları ahlaksızca durdurmaya kalktı. Bir turnuva da böylece bitti… Uzun zaman sonra ilk kez hak edenin kazandığını düşündüğüm bir oyun sona erdi. Cennet bu olmalı!
bugün 0, toplam 6 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- guney afrika tesbih












