Daha önce de anlattığım üzere, haziran 13′te üç haftalık bir tatile çıkmıştım. Tatilden önce de bir sürü plan yapmıştım. meslekî açıdan çok yararlı olacak bilgisayar programlarından birini iyice kavrayacak, keman alıştırmalarına yoğunlaşacak, çuvalla kitap okuyacak, fersah fersah yollar gidip memleketler diyarlar görecektim.
İçime biriktirdiğim bütün hırslarım ve isteklerimle memleketime vardığımda, kendimi ılık sulara bırakıverdim adeta. Bunları zaten daha önceden de söylemiştim. Asıl anlatmak istediğim tatilde yapamadıklarım değil, yaz okulu başlayınca içimdeki cevherleri bir bir çıkarmamdır. Şimdi bütün istediklerimi kafamda oluşturduğum kadarıyla olmasa da çoğunluk itibariyle yapıyorum. Hem de yazın sıcağında aldığım haftada 18 saat eden ders programımla. Bu derslere çalışıyor olmam da cabası.
Sürekli zorunlulukların dürtüsüyle yaşamak zor oluyor ama başka türlü olduğu zaman da “koyver gitsin” deyiveriyorum. Tam bu noktada en çok şaşırdığım şey, geçmişte yaşamış büyük bilim adamlarının hayatı. Araştırma yapmadım, sayısal bilgi veremem ama; hayatlarını okuduklarımdan bazıları okula filan gitmeyen insanlar. Bütün araştırmalarını, deneylerini kendileri yapmışlar ve başarıya ulaşmışlar. Onlara çalışma dürtüsünü veren etkenler nelerdi acaba?




















normal insanlar, illa ki hayatlarını belirli bir düzene oturtacak kadar meşguliyete ihtiyaç duyuyorlar gerçekten de. kendimden biliyorum :)
boşken, boşluk kaplıyor her yanı. tembellik de varsa azıcık, tutabilene aşk olsun.
birazcık çabalıyorum ben de. Çalışıyorum çalışıyorum olmuyor.
galiba artık her şey için çok geç,
kış gelse de uykuya yatsam…
herkezin de bildiği üzere okullar bireylerin özgür olarak araştırmalarını yapabilecekleri bir ortam değildir zaten.. belli bir yönetmeliği olan ve onun dışına çıkmayan bir yapıya sahiptirler. müfredatlarında olan şeyler işlenir. öğrenciler çoğu zaman figüran yapıdadır ve yapmaları gereken herdaim bir şey vardır. örnek vermek gerekirse; öğretmenin ödev olarak verdiği belirli sayıdaki problemi çözmek,okuma parçasını okuyup onunla ilgili soruları yanıtlamak bilinmeyen kelimelerle garip cümleler kurmak, daha ileri safhasında günde en az 500 soru çözmek gibi.. bütün bu gereklilikler içinde öğrencinin birşeyleri ‘merak’ edip araştırması sadece kendi insiyatifine bağlıdır. ama daha 4-5 yaşlarındayken etrafına ne kadar saçma sapan olsa da amansızca sorular soran o çocuk okulla beraber bu etkenler yüzünden bir nevi körelmeye başlar.. ailesinin desteğiyle bu süreci normal geçirebilen çocuklar da vardır tabi ama bana kalırsa azınlıktır bunlar.. sonraları bu durum yetkililer tarafından farkedilir çocuklarda merak uyandırmak için bunları biliyormuydunuz? gibi bölümler eklenir ders kitaplarına ama işin o kısmıyla da öğretmenler pek ilgili olmazlar. ve gayet tabiki yapmak yerine yapılmışını tercih etmek olağanlaşır .. bununla beraber ‘insanın başına ne gelirse ya meraktan..’ (gerisine lüzum yok) gibi garip sözler türer.son safhası olarak merak ettiğinize edeceğinize pişman olursunuz.bana kalırsa o insanlık tarihine yön veren bilim adamları, düşünürler yaptıkları işleri basit olarak açıklamak gerekirse ‘merak’ ederek başarmışlardır. bu duyguyu tekrardan elde edebilrsek herşey daha iyi olur sanki.. son olarak burdan tüm öğretmenlere ve okul müdürlerine sevgilerimi saygılarımı yolluyorum :)