Milyon doları olan insan da gününün büyük bir kısmını çalışmakla geçirmekte, günlük yevmiyesi 50 lira olan da gününün büyük bir kısmını çalışmakla geçirmektedir. Demek ki çalışmaktaki amaç sadece ihtiyacı karşılamak olamaz, zira hiçbir insanın günlük ihtiyacı milyon doları bulamaz. Milyon doları olan insanın da gününün çoğunluğu çalışarak geçirmesini insanın çalışmaya ve boş durmamaya yönelik doğasıyla açıklamak daha uygun olur.
1.1.2 Üşengeç kadından hayır gelmez. Doğanın dengelerinden birisi de sürekli çalışmaktır ya da en azından çaba göstermektir. İlkel çağlardan bu yana insanın çalışma zarureti hiç bitmemiştir. Birim zamanda ortaya konulan ürün teknoloji ile birlikte her ne kadar artmış olsa da, insanoğlunun gün içindeki çalışma miktarında bir değişiklik olmamıştır. Örneğin, yüzyıl öncesinde tarla ekilirken bir kişi bir günde bir dekar ekim yapabiliyorsa, şimdi modern traktörler sayesinde dönümlerce alanda ekim yapabiliyor. Bu durum çiftçinin çalışma süresini kısaltmak yerine, çiftçinin aynı zaman içinde ekim yapabileceği alanı genişletti. Örnekler çoğaltılabilir. Bir tüccar eskiden develeriyle limitli yükle ve limitli menzilde ticaretini yaparken, şimdi ulaşımdaki teknoloji gelişimi sayesinde aynı menzilde ve aynı yükle günün bir saati çalışmak yerine, yine aynı miktar mesai harcayarak daha uzak mesafelerle ve daha büyük yüklerle -sepetler yerine konteynırlarla- ticaretini yapmaya çalışmakta. Bu durumu ihtiyaçlarla açıklamak pek de mümkün değil. Milyon doları olan insan da gününün büyük bir kısmını çalışmakla geçirmekte, günlük yevmiyesi 50 lira olan da gününün büyük bir kısmını çalışmakla geçirmektedir. Amaç sadece ihtiyacı karşılamak olamaz, zira hiçbir insanın günlük ihtiyacı milyon doları bulamaz. Milyon doları olan insanın da gününün çoğunluğu çalışarak geçirmesini insanın çalışmaya ve boş durmamaya yönelik doğasıyla açıklamak daha uygun olur.
Çağlar boyunca teknolojik gelişmeler insan hayatında refahın önünü açarken ve birim zamanda ortaya konulan emek ve ürünü artırırken ve bir yandan da erkeğin mesai saatinde bir değişikliğe sebep olmazken bir tek canlı gurubunda bu durum rahatlığa ve boş vaktin doğmasına sebep olmuştur: Kadınlar…
Traş makinesinin icadı veya otomobilin icadı, erkekte boş zaman oluşturmak yerine, oluşan boş zamanın daha farklı bir alanda kullanılmasına olanak sağlarken bu durum bayanlarda tersine işlemiştir. Çamaşır makinesinin icadı çamaşıra ayrılan süreyi boş zamana dönüştürürken kadın bu boş zamanı yeni bir alanda değerlendirmek yerine günlerde, kişisel bakımda veya gündelik “çene çalma” seanslarında değerlendirmeyi tercih etmiştir. Hazır gıdalar yemek süresini azaltırken, bu süre evle, çocukların bakımıyla veya eş ile ilgilenme vesilesi olarak kullanılmamış, “çene çalma” veya “kıyafet deneme” seanslarını daha da uzatmıştır. Ulaşım teknolojileri bile kadın tarafından ortaya konulan ürün miktarını artırmaktan ziyade, günlere ve “çene çalma” seanslarına giderken yolda kaybedilen süreyi azaltarak kadının bu seanslarının süresini artırmıştır.
Çağlar boyunca anatomilerinin farklılığı nedeniyle kadın ve erkeğe hayat boyunca farklı görevler verilmiştir. Erkekte şefkat eksikliği olduğu için çocukla anne ilgilenirken, beyinden ziyade kas gücüne odaklanmış bir vücut bahşedilen erkeğe de çalışma ve savaşma görevi yüklenmiştir. Teknolojinin gelişimi, erkeğin üstlendiği görevleri daha fazlasıyla yerine getirmesini sağlamışken, hiçbir teknolojik gelişim, kadının “evin annesi” rolünü daha iyi yerine getirmesini sağlamamaktadır. Modern kadının elini sıcak sudan soğuk suya sokmayan ve bu sayede beyaz eşya reklamlarının öngördüğü üzere “ailesine daha fazla vakit ayırmasını” sağlayacak tüm teknolojik gelişmeler, kadını “evin annesi” rolünden daha da uzaklaştırmıştır. Daha fazla kendine ayıracak vakti bulunan kadının daha fazla çocuk bakımıyla ilgilenebilmesi, doğurganlığının artması, evliliklerin daha sağlamlaşması, birbirine daha fazla vakit ayırabilen çiftlerin daha mutlu ve daha uzun vadeli birlikteliklere imza atması gerekirken, günümüzde her gün annesinin evine kaçan kadınların sayısı 3000-4000 felan… (Cıvıma belirtileri gösterdiğim için daha fazla uzatmayadan sadede geleceğim…)
Zaten üretmekten ziyade tüketme üzerine kurulu bir işletim sistemiyle donatılan kadının bir de üstüne üstlük kişilik özelliklerine üşengeçliğin ekleniyor olması işe yaramazlığı eksponansiyel bir şekilde artıracağı için, üşengeç kadın tiplerinden uzak durmak gerekir.
Örneğin akşama kadar binbir müşteriye hizmet veren ve bunu kendisi için değil, aile ekonomisi için yapan ve bu duruma katlanmak zorunda kalan bir erkeğin evine geldiğinde kendisinde bulunan özveriye sahip olmayan üşengeç bir bayan karşısındaki tutumu da negatif olacaktır. Eşi ve çocukları için günde 10 saat çalışmayı göze alan bir adamın karşısında, öğleden sonra uyanabilmiş, gün boyu oturmuş ve üstüne üstlük bir de 5 dakikada demlenebilecek bir çay için dahi “bidi bidi” eden bir kadın illa ki tiksinti uyandıracaktır. Bir zaman sonra bu durum karşılıklı soğumaya, tortuların birikmesine ve aile kurumun tüm dişlileriyle birlikte durmasına ve birlikteliğin iflasına sebep olacaktır.
bugün 0, toplam 7 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- kafa tipleri
- gelin tipleri
- hayır gelmeyecek insan













aile terapisti olmadiginiza sükretmelisiniz, baskaparmak! yada siz degil milletce biz sükredelim en iyisi (:
Kırılan testiyi onarmak terapistin işi… Benim işim ise kırılmayacak testiyi seçtirmek… İkisi arasında fark var. Beni dinleyen erkeğin hayatına terapist girmek zorunda kalmaz.
Nasreddin Hoca kıvamında laflar bunlar. Testiyi kırmadan evvel tokat atan hocanın davranışı…
İşin sanırım güzel tarafı, başkaparmak’ın bu lafları “müstakbel” eşinin yanında da söyleyebiliyor olması. Ortada “alınganlık gösterecek” bir taraf olmaması adına güzel galiba bu durum.
Hayattan yediği sillelerden dersler çıkarabilmiş, nadir insanlardan birisi olarak tavsiyelerini es geçemeyeceğim insandır başkaparmak.
Sayın Bağyanlar, Başkaparmak’a laf edeceğinize dediklerinden kendi hayatınıza biraz dersler çıkarın. Erkekler bizim inceliklerimizi anlasın, bana ideal eş olsun diye düşüneceğinize ne yaparım da erkeğimi mutlu ederim die düşünün!:) Siz eşinizi mutlu ederseniz, o adam sizi mutlu etmek için aklınıza gelmeyecek şeyleri yapar, yapmazsa da Başkaparmak’a söleriz..
sayın nohut’a şu noktada katılıyorum.. evet eğer eşler birbirlerini gerçekten seviyorlarsa birbirlerini mutlu etmenin yollarını arar ve müşterek paydalarda buluşurlar. sevmek, hem insanın eşine karşı toleransını artırır, hem de mutlu etmek şevkini… sözgelimi, gerçek bir sevgi ile bağlanılmamış bir eşin yemeğin tuzunu unutması, tek işi yemek yapmak olan -sayın nohutun tabiri ile- “bağyan”ın onu bile becerememesi olarak nitelendirilebilirken, sevilen bir eşin aynı hatası gülüp geçilecek bir şey olabilir. yani görecelilik teorisi ilişkileri de kapsamaktadır.
elbette erken kalkan bir kadın, geç kalkandan daha iyi bir eştir, çalışkan olan daha iyi şöyle böyle uzatabilirsiniz bunları, ama en başında “seven ve sevilen” ibaresi yoksa hepsi sıfır hükmünde olabilir.
yazdıklarımın temelini, erkeklerin karın tokluğuna çalışacak hizmetçi ve çocuk bakıcısı yerine, bir hayat arkadaşı aradıkları noktasındaki hüsn-ü zannım oluşturuyor. yok, ben karın tokluğuna çalışacak “hizmetçi, çocuk bakıcısı ve cariye” -üçü bir arada- arıyorum diyorsanız yazdıklarınızda başından sonuna kadar haklısınız; öyle ise tek yanlış bahsettiğiniz şeyin “eş” olmaması.