
Son günlerde bol bol film izliyorum. Bazen kafami dagitmak icin en iyisi bu oluyor.
Nekadar romantik komedi varsa, hepsini izlemisimdir artik sanirim.
Bugün birtane de “Bollywood” filmi izleyeyim dedim, demekle kalmayip izledim de anasini satiim. Tam 3, 5 sa-at!! Pes deyin, yuh deyin, cüs deyin, oha deyin, ne derseniz deyin efenim, hepsi uygundur bu duruma. Okadarcik argo hintli kizinda da olur artik.
Icinizde hic izleyen oldu mu bilmiyorum bu filmi: “In guten wie in schweren Tagen”. Yani “Iyi günde, kötü günde” oluyor sanirim türkcesi. Isimden hersey anlasiliyor zaten, film baslamadan evvel 15-20 paket mendili hazirlamak farzdir. Filmin yorum sayisini görünce bir sitede (digerlerinden cok cok fazlaydi ve üstelik hep olumlu yorumlar) iyice merak ettim, üstelik cogunluk hep Alman’lar yazmis. Bir de okadar duygusal degildir denir hep onlar icin, herseye hemen “kitschig” yakistirmasi yaparlar, hicte bile!
Ama “Kitsch” konusunda bu Hintlilerin eline kimse su dökemez, bunu en gec bugün anladim. Bizim Yesilcam filmleri bunlarin yaninda hic kalir! Bizim Ferdi’li, Müslüm’lü, “Size baba diyebilir miyim?” li, ” Senin annen bir melekti yavrum” lu filmlerimiz, bunlarinkinin yaninda komedi kalir, yeminle (gerci bazilarina göre onlar gercekten komedi, ama bunun sadece bir rivayet oldugunu düsünüyorum… *öhhüms* ) Aman Allah’immm… o ne drama, o ne duygusallik, yok böyle birsey.
Filmde figuranindan basrol oyuncusuna kadar, kücügünden büyügüne kadar hepsi …ama hepsinin iki gözü iki selale. Ay anasi aglar, danasi aglar… fakiri aglar, zengini aglar, ayy fenalik geldi bana. Yani insan filmi izlerken, “Hay ben böyle kaderin icine, disina…” deyip, yakasini bagrini yirtip, sacini basini yolasi geliyor.
Sen önce evlatlik edil, yillar sonra babanin istedigi kizla evlenmeyip, baskasina asik oldun diye buseferde evlatliktan silin…efendime söyliiim, terk-i diyar eyle, elin memleketlerinde kal yillarca, sürüm sürüm sürün, sonra kardesin seni bulsun..ve daha neler neler, anlatmiim simdi hepsini, sonunu eminim tahmin bile edemezsiniz (dermisim).
Ama farklari su: Hem cok muhtesem bir yapit, görüntüleriyle, kadrosuyla, donanimiyla, müzikleriyle…cok kaliteli. Hem de cok dans ediyorlar. Ediyorlar da.. ama ne bu kardesim? Her durumda zirt pirt oynanir miymis yahu? Tam güzel bir sahne basladi diyorum, kizla oglan tam bulmuslar birbirlerini, kavusmuslar, o ne! Haydeeeeeee, kivir, döktür! Biryere gidilecek, disarda onca kisi bekliyor, yok. Bu bizimkiler önce bir kici basi iyice dagitiyorlar, ondan sonra disari cikiyorlar. De get!!!!
Ne diye civitiyosunuz kardesim, zaten iki dakka sonra salya sümük aglayacaksiniz? Tuhaf millet yahu…
Birde sunu anladim: Elbette bu Bollywood filmleri bize daha yakin, örfleriyle , adetleriyle , tutuculuklariyla, duygusalliklariyla vs. Ama batiya bukadar yabanci olan bu filmler bile, nekadar seviliyor tüm dünyada , Almanya’da, Ingiltere’de, Amerika’da (Amerika’da gise rekoru kirmis bu film) Nekadar “cool” takilsak ve itiraf etmek istemesek de… Nasil da seviyoruz hepimiz , aglatan, duygusal filmleri… Icler acisi, dramlari… Asklari, ayriliklari, kavusmalari… nekadar yüregimize dokunursa , okadar iyi. Nekadar insan oldugumuzu hatirlatirsa, okadar etkileyici…
Kabul edelim seviyoruz iste… seviyoruz üleeeeeennnn!!! ;)
İlginizi çekebilecek başka yazılar
İlgili yazı yokmuş



















cumhurbaşkanı gül’ün son güney asya gezisine katılan gazeteciler sayesinde bizler de bollywood hakkında güncel bilgiler edinebildik. hindistanın özellikle yazılım ve sinema sektöründe nasıl bu denli ön plana çıkabildiğinin açıklanmış bir nedeni (nedenleri) vardır elbet.
günde ortalama 2,5 film çekilirmiş bu ülkede…
hepsinde de nitelik bekler misiniz tartışılır elbette. zira 2009 da 70 film üreten ülkemiz sinema sektörlerinin ürünleri de ortada.
batılıların örnek alınacak (iyi yönlerini almak lazım değil mi) yönlerinden biri de belki, kendinize ait hikayeleri sizden iyi anlatabilmeleri.
slumdog millionaire, bollywood referanslı en iyi filmlerden biri değil midir mesela?
hindistan’ın olayı, pek çok “gelişmekte olan ülke” gibi belli bir rotayı izlemeyip, nüfus gücünü (dolayısıyla ucuz iş gücü) ve ingilizlerden miras akademik (bilimsel) geleneği kullanarak “sıçrama” yapmaları. bu sıçrama sayesinde, doğrusal yoldan bir “gelişim” süreci geliştirmeyip, doğrudan kafaya oynamaya başladılar. (demişti Alev Alatlı, ben de ufak araştırmalarla katkıda bulundum)
sinema işine gelince, Slumdog Millionaire “bollywood” referanslı demek bence iddialı olur. daha çok “Bollywood soslu” olabilir.
Batılıların iyi yaptığı şeyse, bizim hikayelerimizi alıp, kendi hikayeleri yapmaları bence :)