Bugünlerin popüler sorusu bu. LOST’un 6. sezonu insanı iki arada bir derede bırakırken, Jacop mı iyiydi, yoksa efendim o siyahlı beyefendi mi aslında doğru söylüyor, derken; sormak lazım yeniden: İnsan iyi midir kötü mü? Ben gene bir Godfather izleme dönemini az önce tamamladığım için, oradan bol bol esinleneceğim. Bir de LOST’un müzmin sakatı John Locke yardıma koşar sanıyorum. En olmadı Dante’nin Inferno’su, Kuzey Avrupa filozoflarının meşhur pasajları, Frankfurt Okulu ve daha bir dolu insan… Popülerleştikçe, söylediği şeyleri tekrar etmeye başlayan Slavoj Zizek bile gelebilir bu karnavala. Hem karnaval demişken…
Efendim o kadar şey sıraladım, lakin hepsini beklemeyin durduk yere. Her yazının bir sınırı var malum. Asında en güzeli, Godfather Part III’den bir hadiseyi gözler önünde canlandırmak. Michael Corleone, eski karısı Kay’e Sicilya’yı gezdirir. Önce babasının doğduğu eve götürür. Eski küçük bir ev. Onu öldürmek için geldiklerini anlatır. İkinci filmden biliyoruz ki, onu saklarlar ve Amerika’ya yollarlar. Sonra Kay’i bir sokak gösterisine davet eder. Orada namus uğruna işlenen bir cinayet sahneleniyordur. Çoluk çocuk izler bunu. Aslında, “Sicilya’nın tarihi bu…” demektir. Eve geldiklerinde eski dostu ve hamisi Don Tommassino’nun öldürüldüğünü öğrendiğinde, Kay şunu der: “Hiç bitmeyecek!”
Yine aynı filmde, Michael Corleone kardeşi Connie ile konuşurken, “Burada [Sicilya'da] insanlar yüzyıllardır birbirini öldürüyor.” demiştir. Evet, bitmeyen bir dava… Onur için, para için, aşk için…
Michael Corleone belki de beyaz perdedeki en çelişkili karakter. Başta babası gibi olmak istemezken, onu ve aileyi koruyacak kimsenin olmadığını fark eder. İki ağabeyi de yeteneksizdir. Sonra sürekli güçlenip, düşmanlarını yok ederek işin içinden sıyrılabileceğini düşünür. Güçlenip, yükseldikçe daha da fazla karanlığın içine batar. Son filmde, Avrupa’nın Godfather’ı Don Lucchesi ile karşılaşır. Papa’yı bile kontrol eden o meşhur Don. Günah çıkardığı Peder Lamberto, “Sen değişmeyeceksin oğlum.” dediğinde, “Temize çıkmak için bir şans!” diye yalvarır. Bir türlü olmayan nedir efendiler?
Sakin sakin yaşadığımız hayatlarımız, bizi kötülüğün orta yerine bırakmıyor çoğunlukla. Günahlarımız bile çocukça. Ancak orada bir yerde; semirdikçe semiren bir karanlığın varlığını hissetmiyor musunuz siz de? Her gün, her an plan yapan… Bir başkasının hayatını karartmak için çabalayan bir mekanizmanın çalışıp durduğunu? Komplo teorisi ya da paranoya değil: İnsanın en basit zevkleri, bencilliği, açgözlülüğü, hırsı… Onu bir başkası için kötü yapmıyor mu?
Avrupalı erken dönem tarihçileri, yüzyıl ve otuz yıl savaşlarını görmüşlerdi. Onlar için, insanlar birbirinin kurduydu. Eğer bir “düzen” yoksa, orada mutlaka kan dökülürdü. Düzen, moderniteyi doğurdu. Tanrının “anlaşılmaz” yasaları yerine, “karşılıklı anlaşma” esasına dayalı bir düzen. Oysa hiçbir konuda anlaşamadılar. Daha işin başında yan çizdi insanlar. Seri cinayetler, savaşlar, toplu katliamlar, işkenceler… Bitmedi.
Geldik yine o meşhur soruya: Gerçekten de imkân olsa, insan hemen rakiplerini egale etmeye mi girişir? Cevabı o kadar karmaşık ki bu sorunun. Gözü kör eden o kadar etken var ki: Yahut o gözler hep kör.
Bugüne kadar bu soruya “umut” dolu bir cevap bulabildiğimi söyleyemem. Zaafları, insanı kötülüğe sevk ediyor. Zahmetli iş yani “iyi” kalmak. Dönüp dolaşıp lafı Immanuel Kant’a getiren Batılı filozoflar gibi görünmek istemem lakin: Hayatta “iyi” olan tek şey, “iyi niyet” olmalı. Ancak buna da bir çare bulmuşlar: Cehenneme giden yol, iyi niyet taşlarıyla örülüdür. İnsanın içindeki niyet her ne olursa olsun, sonuç değişebiliyor velhasıl.
Bu durumda, neredeyse yüzyıl evvel sorduğu gibi Yoldaş Lenin’in soruyorum: Ne Yapmalı? Ondan farklı bir cevabım var: Zoru seçmeli. Corleone ailesinin yok olması pahasına, Micheal aile işlerinden uzak kalabilir miydi? Onun “iyi niyet” olarak sunduğu şey tam da “aileyi korumak” değil mi?
Jacop, LOST adasına getirdiği insanların eninde sonunda “iyi” olandan taraf olacağını umuyor. Siyahlı beyefendi de tam tersini savunuyor. Ve kaçıp gitmek istiyor. Kaçıp gitmek iyi de; kim var olacak savaşmak için? Mücadele, an-be-an sürüp giderken üstelik. Her lahzada insan, iyilikle kötülük arasında bir tercih halindeyken. Yol üzerinde gördüğü bir dilenciye para verip vermemek, otobüste yaşlılara yer vermek, silah üretmeye devam etmek ya da etmemek, “ülke çıkarları” için insanları öldürmek ya da öldürmemek… İşte bütün mesele bu! Koruduğumuz şey için buna değer mi? Onur, aile, töre, aşk… Sicilya’da binlerce yıl süren savaşlar.
Michael Corleone’nin sessiz/aşırı sesli çığlı gelip çattığında, herkes kendi acısını unutup ona odaklanır. Bir filmde görülebilecek en harika sahnedir o. Ağzından salyalar akıtarak, ağzını bir karış açmış bir halde haykırmaktadır Don Corleone. Üstelik o an için dünyanın en güçlü adamıdır… Düşmanlarının hepsini saf dışı bırakmıştır. O sessiz/aşırı sesli çığlık, bir bakıma kızının kaçınılmaz boşluğudur. Godfather serileri içerisinde çok az masum insan görürüz ve onlardan birisidir kızı. Güçlü insanların “zayıf karnı” masumiyettir zira. Ve ancak Michael Corleone hissedebilir kızın/masumiyetin sonsuza kadar “ölü” olabileceğini… En güçlü odur.
Soruya cevap vermediğimi fark ettim yazıyı tekrar okurken. Evet, belki de bir cevabı olmadığından.
bugün 0, toplam 36 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- michael corleone
- insan iyi midir
- cehennem iyi niyet taşlarıyla örülüdür
- michael corleone gerçek mi
- lakin cehenneme giden yollar iyi niyet taşları ile örülü













“Vicdan azabi” adli yazim aklima geldi, bu yazini okuyunca aya…
Soruna gelince: Her insan hem iyidir hem kötüdür (kendimden biliyorum). Sadece yerine, duruma ve kisilere göre gösterir iki tarafini da.
(Böyle gelipte, hayatin diplomasini almis, lafida gedigine koymus ve “budur beh!” der gibi yazip gitmenin havasi da bir baska oluyo.)
insan çocukken iyidir.. yetişkin olunca kötü. (sanırım doğasının iyi olduğunu iddia ediyorum burada.) bu dönüşümün hangi ara gerçekleştiğine emin değilim. okul olabilir mi acaba:) (ama dönüştükten sonra eski “iyi” doğasina geri donebilir mi emin degilm.)
”insanın özü iyidir ; kötülük aslında iyiliğin olmadığı yerde ortaya çıkar yani kötülük aslında yoktur ” demiş einstein. ben de çok beğenirim bu düşünceyi; özellikle günümüz şartlarında tam da kalıbını bulmuş gibi…