Çok dolmuşum, insan dediğin ara sıra dedikodu yollu olsa da boşalmanın tadına varmalı. Ne de olsa üçüncü kişi muhataplar göz önünde değil ve çoğunun kim olduğu da muamma. Böylesi gerçekten de daha kolay ve vicdana hafif geliyor. Ne de olsa anlatımımı güçlendirecek el kol hareketlerim, mimiklerim, ses tonumun gösterdiği değişiklik gibi faktörler de anlaşılmıyor. Yazı yazmak, bir yerlerde birileriyle bir şeyler paylaşmak amacı güdülüyorsa diğerlerinden çok farklı bir metottur. Ben de bunun yarattığı ferahfeza ortamda, saatlerim 02.26′yı gösterirken, üçüncü defa özgürlüğe kavuşmak amacı ile makalelere kafa yorarken, dış etkenlerin hassas algılarımda yarattığı tahribatı ifşa edeyim de rahatlayım dedim. Dedim ya insan zaman zaman dolan ve boşalmaya ihtiyaç duyan bir varlıktır.
Hazır lafı dolmak ve boşalmaktan açmışken, aradaki anlam örgüsüne hayret edip gelin birlikte değerlendirelim (yazar burada yorum alamamaktan hayıflanıyor belki de durumu işteşleştirirken). Bu Avrupa milletleri içerisinde bir Türk’e enteresan gelen olaylardan birisi de vücut atıklarının fütursuzca doğaya kazandırılmasıdır. Buradan sonrasını tiksinenler, çeşitli mide problemleri olanlar, aşk acısı çekenler, babasıyla sorunları olanlar, parasızlıktan dert yakınanlar, üşüyenler okumayabilir. Nedir yani, her insanda tecessüm eden burun akıntıları, kulak akıntıları, çeşitli gazlar ve sair insanoğlunun ses çıkarmakta beis görmediği ancak içten içe isyanlara kalkıştığı reaksiyonların eyleme geçirilmesi halleridir mevzu bahis olan. Bizde “göster oğlum amcana pipini” devresinden sonra gelen temel terbiye ve ahlak kurallarının kişilikte yer edinmesiyle başlayan, okullarda “hayat bilgisi” adı altında verilen derslerle pekiştirilen bir takım önlenmesi muhtemel faaliyetlerin, Avrupa medeniyetlerinde yaşayanlar tarafından pek kaale alınmaması ve insanlığa armağan edilmesi sonucunu içselleştirdikten sonra bu şikayetnameyi yazıyorum.
Aynı masada aynı sohbet ortamını, aynı yemekleri paylaşan kişilerin, zaman sonra birden bire solunum, sindirim ve boşaltım sistemlerinin faaliyete geçmesiyle meydana gelen tabî sonuçları kamuya afişe etmesi, olayı küçük çaplı bir nümayişe çevirmesi hatta diğerlerinin de bu karnavala iştirak etmesi… Soğuyan havaların tetiklediği bazı hastalık belirtilerinin üçüncü kişilerin rahatça duyacağı şekilde giderilmeye çalışılması ve daha neler neler… Ben deyim geğirmeler, siz deyin boğaz temizlemeler, öteki desin yellenmeler, beriki desin sümkürmeler… Böyle üç nokta ile gittiğime dikkat kesilin ey terbiye temsili milletin evlad-ı adabı. Nereden çıktığı belli değil ama nereye kadar (sonsuz) bitmeyeceği belli. Belki en ince dansları icra ediyor olabilirsin, belki en nadide şaraplardan anlıyor olabilirsin ve hatta çatal kaşıkla yaratılabilecek her türlü kombinezonun içinden çıkıyor olabilirsin; ama bu en basit temel görgü kurallarından fire veriyorsan, yaptığın “fahiş hata” diğer tüm doğrularını da silmeye yeterlidir, bunu bil.
Asıl kabahat fütursuzca doğaya salınımını yapanda değil, sinir katsayılarının en yükseğiyle çarpıp seni değerlendirmesine rağmen sana ses çıkarmayan riyakarlardadır. Eminim bir gün, birisi gelip de bu terbiye yoksunu kimselere sesini yükseltmeden yaptığının ne kadar yanlış old… Bir dakika ne alaka ya? 30 yaşına gelmiş adam, bir de nasihat mi vereceğiz? Verilecek bir şey varsa en derininden bir ayar olmalıdır. Yaptığı şeyin ne kadar irite edici olduğunu bilip de hala kimse yokmuşcasına (tek olsan ne farkeder, insan kendinden utanır be) hareket edenler, dumurların en derininde, ayarların en hasıyla boğulmalıdır.
Bu da böyle bir anımdır işte..
bugün 0, toplam 43 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- pirlere niyaz ederiz Kim soyluyor
- burun silmek
- pirlere niyaz ederim kim söylüyor
- pirlere niyaz ederiz deyişini kim söylüyor
- pirlere niyaz ederiz söyleyen












