Meşhur bilmecedir;
İki itfaiye eri… koca bir orman yangınını söndürmüş ve soğutma çalışmaları sürdürülürken ormanın içindeki göletin kıyısına inmişler. Biri suya eğilip yüzünü yıkamış. Soru; sizce yüzünü hangisi yıkamak istemiştir? Yüzü isli olan mı, olmayan mı?
Erkekler ve kadınlar arasındaki temel sorunlardan biri belki de bu bilmecedeki temel mantık. Kadın veya erkek, partnerinde gördüğü bir kusuru ya da durumu kendinde de var addederek bu durumu gidermeye çalışıyor. Ya da “Karşımdaki adamda/kadında görünen bu sorun, acaba bendeki bir problemin yansıması mı?” diye düşünerek – ki bu düşünmelerin belki de tamamı derin benliklerde gerçekleşiyor. Bazen düşündüğümüzün bile farkında olmayabiliyoruz – derinden derine kusurlu olma nın yarattığı özgüven kırılmasını yaşıyoruz.
***
Theseus’un gemisi paradoksunu da dikkate almak gerek.
Theseus, kahramanlıkları Atinalılar tarafından ödüllendirilerek gemisi koruma altına alınan bir asker. Ancak hem savaşlara hem de bizzat denizin kendisine uzun süre direnen geminin gövdesi oldukça yıpranmıştır ve onarıma ihtiyacı vardır. Atinalılar geminin hatırasını daha uzun süre koruyabilmek için çürüyen yerleri onarmaya başlar. Durum öyle bir hal alır ki geminin değiştirilmedik parçası kalmaz. Ancak kimi Atinalıların içi rahat değildir. Çünkü geminin artık hatırasını korumaya çalıştıkları gemi ile ilgisi kalmamıştır, onlara göre. Zaten her türlü tartışmaya meyyal Helenlerin kucağına yepyeni bir tartışma konusu gelip yerleşmiştir; bu gemi Theseus’un gemisidir/hayır değildir.
Atinalılar tartışadursun, bizim bu hikayeden çıkarıp birbirimizi anlama konusunda sırtımızı dayayabileceğimiz hisseler mevcuttur. Karşımızdakinin bizim için anlamsal yönü önemlidir tabi ki. Onu hayatımıza sokmuş, belki protokolün en ön koltuklarını vermişizdir zira. Bu anlamsallığın korunması için, içimizde doğal bir koruma dürtüsü boy verir. Korumaya çalıştıkça onarırız, değiştiririz. İyi niyetliyizdir elbette ama bir süre sonra bakmışız ki karşımızda, başlangıçta karşımıza aldığımız kişiden eser kalmamış. Çok kadının fiziksel ya da psikolojik şiddetten şikayet ederken “Nasıl böyle bir canavara dönüştü!” ya da çiftlerin birbirine “Artık seni tanıyamıyorum.” şeklindeki şaşkın serzenişlerin temelinde bu değiştirme şiddetini aramak gerek belki de.
***
Isaiah Berlin denen bir adam Kirpi ve Tilki adını verdiği bir makalesinde, insanları tilkilerle kirpiler olarak ikiye ayırmış:
”Tilkinin bir sürü numarası vardır ama kirpinin bir tek büyük numarası vardır. Tilki, karmaşık stratejiler geliştirerek kirpiye sinsice saldırılar düzenleyebilen zeki bir hayvandır. Kirpinin yuvasının etrafında dolanıp durarak saldıracak en uygun anı kollar. Hızlıdır, güzeldir, parlaktır, beceriklidir. Yani kazanacağı kesin gibidir. Oysa kirpi neye benzediği belli olmayan, garip, çirkin bir yaratıktır. Bütün gün sallana sallana yemek arayıp yuvasını kollamaktan başka yapacak işi yoktur. Tilki, izlerin kesiştiği yerde sinsice bekler. Kendi işinden başka bir şeyle meşgul olmayan kirpi yolda görünür. ‘Tamam işte şimdi yakaladım seni’ diye düşünür tilki. Hızla fırlar avına doğru. Tehlikeyi sezen küçük kirpi ona şöyle bakar ve ‘Hey Allahım hiç öğrenmeyecek mi bu hayvan!’ der, sonra da kapanıp her tarafından sivri okların çıktığı küçük bir top haline gelir. Avına doğru hızla gelmekte olan tilki, bunu görüp saldırısını erteler. Ormana doğru geri çekilirken bir sonraki saldırının planlarını kurmaya başlar bile. Tilki ile kirpi arasındaki bu oyun her gün tekrarlanır ve tilki çok daha zeki olsa da oyunu hep kirpi kazanır.”
Kadın ve erkek arasında meydana gelen bu mücadelede (evet, maalesef teslim etmek lazım; her yeni ilişki, ringde yeni bir mücadele demektir.) strateji kuran taraf ile kaybeden taraf hep aynı olacaktır. Kendi doğallığında yaşamına devam eden, stratejilerle mücadelesini devam ettirene karşı sürekli galip gelecektir. Belki harp meydanlarının ünlü “En iyi savunma hücumdur.” klişe/realitesi ile ters düşeceğiz ama ilişkilerde – buradaki saldırıdan kasıt; strateji üretmek, yönetmeye, çekip çevirmeye çalışmaktır- saldırmamak en büyük taarruzdur.
bugün 0, toplam 22 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- yüz yıkayan insan
- 2 itfaiyeci yüz yıkama hangisi
- ünlü olmayan yakışıklı erkekler
- man woman
- kadın erkek yüzü













Bilerek mi böyle koydun?:)
Bu yazı gönül işleri kategorisine yeni bir soluk getirir bu arada..
soluklanmaya geldik:)
şimdi Nohut Bey’ciğim, yazıya fotoğraf koymak “kişisel tercih” olduğu için, yazarlara bırakılır. Ben de öyle yapıyorum genelde. Ancak yazıyı kısaltmak için yazarın onayına da gerek yok…
Valla bilerek mi böle koydun dedikten sonra dokunulmayınca bunda da bir kişisel tercih olabileceğini düşündüm..:)
size malzeme vermemek lazım :)
yahu bu “ilişki” kavramından zaten nefret ediyorum, bir de adına “mücadele” dediniz şimdi.
kızıyorum ama evet, günümüzde mevcut tonlarca örneği de var.
amma; erkek ‘bir kadının onu tamamlaması’ndan beri kalırsa, nasıl olur ki? (bu soruyu Nazan Bekiroğlu’ndan çalıp, kendime soruyorum)