Hikayenin çıkış noktası Cern. Bilimadamları bir taraftan deneylerle uğraşırken öte taraftan da birbirleri ile iletişimin yollarını arıyorlardı. Bir şekilde komputerlerini birbirine bağladılar ve dünya tarihini bilmeyerek de olsa değiştirdiler. Sonra o komputerler bağlana bağlana tüm insanlığı kenetledi. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Bu furya kitleleri öylesine hızlı bir şekilde etkiledi ki, insanlar hiç düşünmedikleri kadar düşünmeye, hiç merak etmedikleri kadar merak etmeye, hiç olmadıkları kadar cesur olmaya başladı.
Ülkemize de geldiğinde adını ‘chat’ ile duyurdu. Artık irc kanalları insanların saatlerinden ziyade günlerini nezaret altına almıştı. Gözde sektörler arasına ‘internet cafe’ işletmeciliği eklendi. Çocukluğumuzun atari salonları hızlı bir değişime girdi. Harçlıklardan artırılarak alınan jetonlarla kah kavga ettiğimiz, kah yarıştığımız konsolların yerini bilgisayar masaları aldı. Belki de bu duruma en çok, o her daim nefesi ensede hissedilen, geçilemeyen bölümlerde yardımına başvurduğumuz veya teklifsiz bir şekilde duruma müdahil olan tanımadığımız çocuklar üzüldü. Zamanla gazeteler internet sayfaları oluşturdu, hatta üniversitelerde ‘internet gazeteciliği’ adı altında bölümler açıldı.
Televizyona alternatif çok daha renkli bir dünya. Üstelik televizyonlarda yayın akışı olduğundan kutu’nun isteklerine riayet etme gibi bir mevzu da söz konusu değil. Tüm yapılması gereken ekranın başına geçip istediğimiz sayfanın adresini yazmaktan ibaretti. Bu keyfiyete razı olmayanlar ise ebeveynler olmuştur. Kendi gençliklerinde böyle meşgaleler olmadığı için evlatlarının bir alet başında bu kadar vakit öldürmesi ve adeta müptelalık düzeyine varacak şekilde bağlanması kendilerince haklı bir telaşe oluşturuyordu. Oysa o çocuklar, o ekranın başında ne dünyalara yelken açıyor, ne bilinmezlere dokunuyordu. Vakit geçtikçe aileler de eve internet olanağı sunmanın getirdiği pişmanlıktan vazgeçtiler. Çünkü bu önü alınmaz bir ihtiyaçtı artık.
Bugün internet Türkiye’de ziyadesiyle yerleşti ve kendi kültürünü oluşturdu. Bunda sosyal paylaşım sitelerinin, sözlüklerin, blogların ve web 2.0 tabanlı diğer sitelerin katkısı büyüktür. Çünkü insanlar söz sırasının kendilerine geldiğini farketti ve bir daha susmamak üzere konuşmaya başladı. Elinde avucunda ne varsa; fikirlerini, hayallerini, görüntülü ve yazılı dökümanterini, anılarını paylaşmaya başladı. Hayatımızda bu denli yeri olan ve vazgeçilmezler arasına giren internet de elbette ki hayatın diğer mecralarında karşılaşılan şekilde tepkilerden nasibini alıyor ve alacak.
Tam da bu noktada düşünmeden alamıyorum kendimi. Mutlak bir demokrasi, müeyyide gücü olmasa dahi, mümkün kılındı bu şekilde. Ne var ki, bazen rahatsız ediyor insanları. Çünkü değişen zamanla beraber usûller de değişti. Hazırcılık, kolaycılık ve üretmeden arz etme imkanı sunuldu. Yenildi, içildi, sindirme vakti geldi. Aklı selimle düşününce elbette hak vermek elzemdir şâkilere. Yalnız işin felsefesine hakkıyla vâkıf olmalı. Örneğin mail meselesi. Hayatım boyunca duyduğum, bundan sonra da duymaya devam edeceğim bir lakırdıdır: mektupların yerini sms ve maillerin alması. Sonra ‘ya hakikaten de öyle’ demeden alamıyorum kendimi. Fakat ne var, insanlık hep böyleydi. Maziye dair ne yaşıyor bugün günümüzde de mektup nostaljisi sürecek? Ya da acaba Graham Bell telefonu icat ettiğinde benzer tepkiler gelmiş miydi: “ya hu ne güzel mektuplaşıyorduk, şimdi öyle evden eve…” Bilmiyorum..
Yalnız olaya daha geniş bir perspektiften bakarsak, tüm bu yozlaşmayı da daha iyi anlayabiliriz belki. En başta soralım ve bildiğimiz kadar yanıtlayalım. İnternet bize ne verdi? Evvela ‘chat’ odalarında yeni insanlarla tanıştık. Sonra tematik web siteleri geldi. İlgimizin yöneldiği sayfaları ziyaret ettik. Sonra düşüncelerimizi paylaştık. Belki de (ve her ne kadar şikayet mevzumuzu oluşturuyorsa da) sevdiklerimize ulaşmak hiç bu kadar hızlı, ucuz olmamıştı; yetmedi suretleriyle hoşbeş ettik. Şimdi tüm bunlar elimizdeyken de yeni alternatifler aramak olmazdı, veya alternatif olsa olsa bunun bir üst modeli olurdu. Bundan da ziyade, hiç olamadığımız insanlar olduk. Eserlerimizin tüm muhatapları bizden kilometrelerce uzakta olduğu için, bu güven hissiyatı ve bu mahremiyet esasıyla birlikte tüm sınırlar şeffaflaştı, öte taraf görünür oldu. Örneğin din ekseninde değerlendirelim. Malum, ülkemizde Ramazan ayında sigara içildiği için dayak vakaları mevcut. Tam da burada oruç tutma gereği hissetmeyen veya hatta inanmayan kimseler için cevap hakkını internet temin etti. İnsanlar forumlarda yıllarca tartıştı ve ‘sokakta’ dile gelmeyen tüm serzenişler bir bir açığa çıktı. Burada işte gündelik hayat pratikleri ile insanların oldukları/olmak istedikleri eksenlerin çatışmasını izleyebiliriz. Yani, demek ki internet sayesinde insanlar toplumun kendilerinden bekledikleri davranışları benimsememe eğilimlerini beyan ettiler. Bu çekişme de uçlara kadar sürdü ve sürmeye devam edecek.
Hülasa, kişiliklerden sıyrılma gibi bir durum söz konusu olduğundan bu yozlaşmanın sebebi olarak doğrudan interneti işaret etmek, fazlaca iyimserlik oluyor. Çünkü nostaljiyi veya samimiyeti yaşatma arzusu insanların içinde olmadığı sürece iletişim yolu internet dahil ne olursa olsun tatmin edici olmayacaktır. Gidip neden dede ile torunun aynı dili konuşamadığını, aynı müzikleri dinleyemediğini, aynı kitapları okuyamadığını; okulların neden bu kadar vasıfsız, bencil ve cahil insanlar yetiştirdiğini; ailelerin neden bu kadar ilgisiz olduğunu; diğer kitle iletişim araçlarının toplumu nasıl kin ve düşmanlığa ve hatta faidesiz her türlü işe sevkettiğini tartışmak varken, internetin hayatımızdan götürdüklerine odaklanırsak ‘gelişmekte olan ülkeler’ kategorisinden üst sınıfa atlayamayacağımız da malum. Yoksa bana da sorsanız bütün gününü facebook’ta video paylaşmakla geçen insanlardan ötürü facebook’a her gün lanet okuduğumu söylerdim.
bugün 0, toplam 3 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- internetin insanlığa etkisini?












