Erkeklerin Derinlikli Sex and the City’si; Losers Club
"Caddeye çıktı. Ağır ağır. İçinde kabaran kederi bastırmak için bir yıldırım zaferi kazanan şüphenin gururuna sarılmak istedi, nafile. Simeranya kızlarını düşündü, faydasız. Kadınlar orada güzel, ince, saf, leylidir. Nafile, nafile.” (Prolog, Yalnızız, Peyami Safa) 1951’de bir kaybeden olmak nasıl bir şeydi? Peyami Safa, Yalnızız’da Samim’in iç karartılarını, yalnızlık duygusunu, insanlardan / şehirden / dünyadan kopuşunu, bunlara paralel olarak kendi küçük dünyasında yarattığı Simeranya’yı o kadar derinlikli anlatırken “kaybeden, kaybedenler” kavramları hiç aklına gelmiş miydi acaba? Bir çeşit erkek muhabbeti içeriği taşırmış filme ismini veren radyo programı. İki kafadar, “birbirinin muhabbetini seven” iki kafadar sanki kamuya açık bir yayında değil, kendi günlük yaşamlarında ...
Uykusuz ve Gevşeklik
İnsana sormazlar mı haftalardır yazmıyorsun, kalkmışsın Uykusuz'daki gevşeklikten bahsediyorsun diye? Ama bahsedeceğim. Bildiğiniz gibi Uykusuz Türkiye'nin (sanırım) en fazla satan ve okunan mizah dergisi. Penguen'deki yazar çizer bolluğu ve belki bilmediğimiz başka sebepler Uykusuz dergisinin doğmasına zemin hazırlamıştı. Benim en beğendiğim çizer ve yazarların kurduğu Uykusuz benim de yeni mizah dergim olmuştu böylece. Umut Sarıkaya başta olmak üzere Uğur Gürsoy, Ersin Karabulut ve diğer yetenek abideleri adeta müptela ettiler beni dergiye. Aklıma geliş sırasıyla küçük bir analizini yapmak istiyorum çizerlerin. Analizime dergide bu aralar kol gezen gevşekliğe de değineceğim. Umut Sarıkaya Favori çizerimdir Umut Sarıkaya, iddiasızlığın ve tevazunun, yeteneğin hesapsızca kullanılmasıyla nasıl bir ...
İnsan ölür…
Steve Jobs yazısı değil bu. Tanımam zira kendisini. Ekranlardan gördüğümüz kadarıyla işte. Ürünlerini kullanınca, onunla bir ilişki kurduğumuz hayali, bence asılsız. Gerçi rivayet odur ki, kendisine giden mail'lerin önemli bir kısmını cevaplıyormuş merhum. Gene de ama, Steve Jobs'tan ziyade, insanın ölümlülüğü ile ilgili bir yazı olsun istiyor gönlüm. Bakalım becerebilecek miyim... Aslında her şey güzel başlar. Saygılıdır insanlar birbirine karşı, yeni ve yabancı bir ortamda. Herkes birbirine tebessüm eder. Nazik olunur: "Pardon şunu yapabilir misiniz?", "Afedersiniz vaktiniz varsa bir şey rica edebilir miyim?", "Çok özür dilerim, şunu uzatabilir misiniz?" Sonra? İnsanlar ikili ya da üçlü gruplar halinde ayrışır. Herkesin "en iyi ...
İşe/okula gidip gelirken ipod şarkı listesi
Sabahları gıy gıy şarkılarla güne başlanır. Uyanık ve ayakta gibi gözüksen de aslında ruhun halen uyuyordur ve sen kendini güne hazırlarken geçiş aşamasındayken bu şarkılar sana yardımcı olur. Evden çıkarken türküler, klasik müzikler, damar şarkılar gibi geneline “slow” müzik dediğimiz ninni kıvamında ve sözlerinin çok önemli olmadığı ve hatta bazen İsmail Y.K.’nın bile araya sıvışmasının söz konusu olacağı ve fark edilmeyeceği yavaş şarkılar dinlenir. Tabi ipod şarkı listesinde kimin İsmail Y.K. şarkısı var onu da bilemem ama geçen gün bindiğim dolmuşta tam 6 kere art arda “bomba bomba, 90-60-90…..” diye bir şeyler dinledim ve 7. kere başa sardığında şarkı kendimden ...
İroni çağında ciddiyet
Bu yazı bir dönüş olsun isterim sakinkafa.com isimli bu güzide siteye. İnternet aleminde seyreyleyen bu sitenin/geminin kaptanına ve mürettebatına da selâm olsun. Sayfanın hemen sağında ismimin altına karalanmış dörtlükte de görüldüğü üzere, ıssırmak için yazıyorum bu aralar. İnsanlar ıssırılınca kaçacakları için de onlar okumadan vazgeçiyorum yazmaktan.
Pek sevgili Nohut Bey iyi bilirler, yoğun bir gündelik hayat yaşamasam da öyle yansıtmayı çok severim. Aslında hiç işim gücüm yoktur ama sanki sürekli bir şeylerle meşgul gibi davranırım. Bilmiyorum, belki de cidden meşgulümdür. Msn’de dahi sürekli meşgul seçeneğini işaretliyorum. Oynuyor muyum? Dostoyevski’nin Yeraltı İnsanı mıyım? Samimiyetten bu kadar uzak mıyım?
Asıl anlatmak istediğim bu değil aslında. Yakında binlere kadar dayanacak yazılar arasında, böyle kendinden bahseden saçma sapan bir yazı değil yayınlamak istediğim. Konumuz, ciddiyet. Modern zamanlarda ciddiyetten bahsetmek için önce ironiden söz açmak gerekirmiş. Ekşi sözlük açıldığından bu yana Türkiye sınırları içerisinde azıcık da olsa mizah içermeyen şeyler satmıyor maalesef. Doğrudan sıkıntıya ulaşmak çok kolay ve sıradan geliyor.
Malum, sıradan ve basit şeylerden kaçışın çağındayız. Her meseleye “kendi” bakış açımızı yansıtmamız için zorlanıyoruz. Özgür olmaya mahkum ediliyoruz. Seçim yapmazsak, yaşam hakkımız elimizden alınıyor. İronik olmazsak, kimse bizi dinlemiyor. Umut Sarıkaya’yı beğenmezsek, kız vermiyorlar. Nohut Bey mesela, ileride bir gün kızı olursa, damat adayları arasında böyle bir sınav yapacağına adım gibi eminim.
Fakat, internet deryasında yol alan bu gemide (sakinkafa.com) gördüğüm (sıradan herkes görebilir) gözlemlediğim (ama gözlemlemek uzman bakışıdır) kadarıyla, herkes kendi hayatının en ince detaylarını aktarıyor. Bu samimiyete ulaşmak için ne yapılmalı bilemeyen ben de, uzunca bir süre duruyordum. Zaten Nohut Bey ilk olarak bana “yazar mısın?” dediğinde, “tabi ki yazarım!” demiştim. Fakat bir fiil olarak değil bir isim olarak “yazar’ım” demiştim aslında.
Böyle ikilemler arasından sıyrılıp da aslında ben “yazar mıyım” yoksa yazacak mıyım diye sorgu sual ederkene, aklıma düştü işte pek sevgili okurlar, bir yazı daha koyayım ve bir dönüşe yelken açayım. Gemiden en son kaptan ayrılır misali Nohut Bey ve Sakin Kafa Bey bu gemiyi dolu dolu seyahat ettirirlerken, ben de bu ufak tatilden elim dolu dönmeyi amaçlıyorum.
İronik olacağız! Ciddiyete hayır! Hem ne faydasını gördük ki, aşık olduğumuz o civelek kıza on dokuzuncu yüzyıldan kalma cümlelerle hitap etmenin? Ve Umberto Eco’dan gelsin: “Kadınlar kendilerini güldüren erkeklerden hoşlanırlar ama ciddi olanlarla evlenirler.” Hadi buyrun…
Bu arada girişteki resimde düşünen amca da Kierkegaard.
bugün 0, toplam 3 defa okundu...













özümseyerek okudum bu yazıyı.
uzun laf etmeyeceğim sayasophia, sen en doğru sakin kafasın. bu kadar akıl fazla mı bize? hayır. en gerekli şey…
nefesin, nefes oldu sakin kafaya…
ne demek en doğru sakin kafasın?
hangi akıl ne dion ya?
deli gibi ego fışkırıo yazıdan, sen de adamı göklere çıkarıon..
ben de buna seyirci kalmıcam tabi.
Nohut Bey’e katılıyorum. ayasophia ego fışkırtmasın oraya buraya :))
yok fışkırtta en doğru sakinkafasın ne demek ya:) en doğru.. aman tanrım claim e gel..
ciddiyet ve olumsuzluk dolu yazılarınla insanları hayattan soğut.
çavdar tarlasında çocuklarda holden de erkekler hoşlandıkları kızlarla dalga geçmezler diyordu.
yazıyı okurken devamlı içimden joker aksanı ile why so serious dedim, ulen bu yazının bi yerinden bu anekdot fırlamalı istedim bulamadım çok üzüldüm ama ağlamadım, neyse konu bu değil konu umberto eco’nun o hayatın gerçeğini yüzümüze şırraaraannkk diye bir efektle yapıştırmasıdır. Yazarların her doğru şeyi söylemesi altına imzalarını atması insanı üzüyor be bizde biliyoruz bu gerçeği ama dile getirmiyoruz. Neyse sözün özü Umberto Eco ikili ilişkilerdeki popülatif sirkülasyonla uğraşmasın akıllı olsun akıllı…
İronik olmayalım ya da olduysak da o kadar belli olsun ki ironinin muhattabı denileni ciddiye almasın. Ciddiye almasın derken önemsemesin anlamında değil elbette. Hatta ironiyi geçtim, çok şakacı da olmayalım bence. Çağımızda da hala söylenenleri söylendiği şekilde anlayanlar, kafaları karışanlar var. Misal karışıyor benim kafam, “şaka mıydı, ciddi miydi, aman allahım yoksa ironik miydi, laf mı soktu, kinaye mi eyledi, güldürü yaptı ????” diye kendimi sorgulamaktan ölüyorum.
Bu arada Umberto Eco’ya da “sen öyle san” demek istiyorum.