Diger yazarlarin yazdiklarini okurken, i$e/okula giderken ne dusundugumu dusunmeye calistim. Aslinda cok da fazla bir sey dusunmemis olabilecegimi dusunmeye basladim. Zaten okula varmam 10 dakikayi bulmuyordu eger otobus zamaninda gelirse (ki bu eskiden bahsettigim gecikmeler artik iyice azalmisti, ta ki gectigimiz haftaya kadar). Boyle olunca da gun icerisinde halletmem gereken islerimi ve ertesi gune yetismesi gereken gorevleri (5-15 sayfa degisen cesitli yazilar) dusunurken yol bitiyordu zaten. Sonra gecen hafta bir gun okula giderkense aslinda birseyler dusundugumu fark ettim ve daha sonra bunu nasil yaziya aktarabilecegimi ve usenmeden, yazi yazmaya vakit ayirmayi basarabilmenin yollarini dusunmem gerektigini dusunmeye basladim. Aslinda var olan bir suru yazi konusu oldugunu fark edip (evet cok sey fark ettim bu siralar) “Bu yazarlarin da isi zor be abi” diyerek ayasophia gibi gelecegin ve gunumuzun yazarlarinin nasil bir motivasyona ihtiyaclari oldugunu idrak ettim (bak fark ettim demiyorum,ama fark etmedim de demiyorum). En son olarak da bahar tatilinde nereleri, hangi aralikta gezecegimize dair gerektigini dusunecegime dair arkadasimla konustugumuzu ve hangi gun ne yapsak diye dusundum ve gelecek yazimin konusu olan 48 saatlik Florida seyahatnamesinin haritasini cizdim (bi guzel harita cizdim ya, bak buraya da koyucam yaziyi yazinca).
Her neyse. Geyik kismi bir yana, yuruyerek 25 dakika, otobusle 4-11 dakika (kusuratli rakam veriyorum, kesin gercektir) suren okul yolunda aslinda ilk bakista garip gelebilecek seyler gorsem de bunlari artik kaniksadigimi fark ettim. Bir kere dersim olmasa asla (bu gercek) kalkmayacagim bir saatte sabah kosusu yapan insanlardaki spor a$kina hayranim. Hele yaz-ki$ demeden hemen hemen her gun ayni saatte ayni yolda kosan 80’lik dedelere ekstra bir hurmet besliyorum. Adamin bir kismi zaten olmus ama otomatige bagladigi icin bacaklar vucudu tasiyor hala. Don-gomlek kosan kizlar ve vucut calisip belden yukarisi ciplak kosan erkekler de isin biraz $ov kisminda olsa gerek.
Ikinci olaraksa, ogrenci nufusyla (toplamin yarisi) birlikte ancak 150bin civarinda bir nufusa sahip olan $ehrin stadyumunun 90.000 (yaziyla doksan bin) kisilik olmasi adeta urkutucu. Son 3 yilda 2 defa sampiyon olarak kolej liginde (ki bizim Turkiye’nin futbol liginden daha eski, daha cok insan tarafindan takip edildigi kesin) tarihe gecmis olmalari da her macta full ceken stadlarinin etkisi de yuksektir herhalde. Amerikan futbolu oyle bir eglence araci ki bu insanlar icin, bunun her adimini bir eglence haline donusturmusler, ki bunun uzerine bile bir yazi yazilabilir. Tailgate dedikleri stadyuma girme sureclerini bile stad cevresindeki cesitli aktivitelerle eglenceli bir hale getirmisler. Ama ben Ali Sami Yen’deki iti$-kaki$ ve co$kulu tezahuratlari aramadim degil, yemi$im 90.000’i… Velhasil kelam, yol boyunca yakinindan gectigim bu ha$metli yapiyi gordugumde Turkiye’deki en buyuk staddan bile (Alsancak Stadi mi Olimpiyat mi bilemiyorum) daha buyuk oldugunu dusunup hayretlere dalmistim kendi capimda. Zaten koclarinin da yillik aldigi $3.5M parayla Fatih Terim’den cok kazandigini ogrenince hayretim anlamsiz bir $a$kinligi da beraberine almi$ti.
Ben de okula/i$e giderken cok sey dusunmuyorsam da modaya er-gec uyup, bir seyler karalamaya karar verdim (bircok seferde olup bitmedigi gibi). Buradan yeni gelen yazarlarimiza da selam olsun. Ortamin $enlenmesine katkida bulunan yazilarini vakit buldukca keyfini cikara cikara okumak lazim.
bugün 0, toplam 2 defa okundu...













bazen Türkiye neden geri kaldı sorusuna şunu eklemek istiyor insan: “Türkiye neden bu geri kalmışlığına ağır bir tutkuyla bağlandı?” bu soruyu bir başka soruyla zenginleştireyim: “Türkiye neden bu arabesk denen hadiseyle böyle damardan bağlantılı?”
Ali Sami Yen’deki “itiş-kakış”ın bir ruhu var çünkü. oysa bahsi geçen stadyumdaki eğlenceli manzaranın ruhu yok. eğlencesi var. trajediden ruh doğuyor da, komedya’dan adam mı olunur birader?
bu arada teveccühünüz efendim, geleceğin yazarı falan :)