Aile ile ilgili en bilinen sözlerden birisi sanırım Goethe’ye ait: “Ailenizi Tanrı belirler, fakat dostlarınızı siz seçersiniz.” Evet, cümle aslında “dostluk” odaklı bir vecize. Fakat ben bunu hep aile hakkında düşünürüm. Sanki, evet ailemi ben seçmedim ve bu ailemle ilişkimde çok önemli bir kriterdir, der gibi. Hakkaten de insanın kafasındaki “aile” tanımlamasında, zorunluluk önemli bir esas olmalı. Diğer türlü insan anne ve babasından, hem de kırkından sonra bile değişmelerini, farklı olmalarını, en az kendileri gibi açık görüşlü olmalarını, yahut gidip başkasının annesi babası olmalarını isteyebiliyor. Bunu bir dönem “asi gençlik” tanımı içinde moda nevinden kullandı akımlar, fakat işin aslı şu ki; aile “atsan atılmaz, satsan satılmaz” kalmaya devam ediyor. Bu zorunlu birlikteliği daha iyi analiz edip, daha realist bir çerçevede kabullenmek ve insanca konuşup anlaşabilmek de, sanırım ideal ailenin tanımına konulabilir.
Neyse, aile ile ilgili kısa vaazımızın ardından, (burada nedense Madonna’nın Papa Don’t Preach şarkısını hatırladım) bizim ailede mühim bir yer edinen İşkembe Çorbasını ele alabilirim. Hikaye Alanya’ya uzanır aslında. Eskiden ailecek tatile giderdik, henüz abimler kocaman adam olmamışken ve ben de ailenin küçük sevimli bir üyesiyken. Bu ailecek tatil seanslarımızın birinde, Alanya’da bir işkembeci (çorbanın her türlüsü vardır fakat işkembecidir o mekan bizim için) keşfetmiştik. İnce kıyım işkembe taneleri, bol sarımsaklı ve ne su gibi dupduru ne de sütlaç yoğunluğunda olan çorba suyu sayesinde mideme her indirdiğim kaşığın, o zamanlar sadece ağzımı tatlandırdığını ve karnımı doyurduğunu düşünürdüm. Oysa Alanya’da aşağı yukarı iki akşamda bir gittiğimiz (tatilimiz 3-4 hafta sürerdi o zamanlar, malum Özal dönemi ekonomik ferahlık vardı üzerimizde) işkembeci, zamanla aile içinde önemli bir ritüel haline geldi. Öyle ki, Kayseri’de evin hemen yakınına açılan Hacı Baba ismindeki 7/24 çorba ihtiyacını karşılayabilen mekanı evde ilk kimin keşfettiğini bilemiyoruz.
Abilerim büyüyüp, ben de yatılı okullara abone olduğumdan bu yana “ailecek” kavramı gayet ender rastlanan bir tabir olmuştu fakat, haftasonları eve geldiğimde, abimler bize geldiğinde, yahut başka bir şehirde ailecek buluştuğumuz zamanlarda da bu işkembe kültürüne bağlı kalıyorduk. Havaalanından beni alan babam, arabada eşyaları bırakalım da bir çorba içmeye gidelim diyor, abim yeni taşındığı evine (İstanbul’da) gittiğimde yakındaki bir işkembeciye beni götürüyor, Kayseri’ye geldiğim bir başka zamanda diğer abim beni alıp arabayla gezdiriyor ve yine işkembe içiyoruz, annem gece karnım çok acıkmışsa ve evdeki yiyecekler beni sarmamışsa, “hadi git bir çorba iç de gel” diyebiliyordu. Ailecek bu kadar çok İşkembe Çorbası tadı alan bizler de işte ilginç bir ritüelle bağlanmıştık buna. İşkembeciye gittiğimde, önce pul biberi, ardından limonu kaşığa sıkmayı, kararında sirke atabilmeyi, garsondan ince kıyım tane ilave etmesini, sarımsağı fazla kaçırmamayı ve ardından bir de çay içmeyi hep bu aile ritüeli esnasında öğrendim işte.
Bir yemek türünün, hem de çoğunlukla insanların burun kıvırdığı işkembe çorbasının, böylesine aile hayatıma işlemiş olması, babamın gençliğinde üniversite arkadaşlarıyla sık sık gittiği çorbacılarla alakalı tabi. Bursa’da okuyan babam, o yıllarda sık sık gidermiş çorbacılara. Önce anneme, ardından da bize bulaştırdı yani bu alışkanlığını. İyi de etti diyorum şöyle bir geçmişe baktığımda, ailecek yapılan bir aktivitenin bu kadar önemli hale gelebileceğini düşünmemişti belki ama, artık ben de ileride bir gün olursa, çocuklarıma “bakın dedeniz bu çorbayı şöyle içer” deyip, dedeleri hakkında böyle güzel “kişisel” şeyler bilmelerini sağlayacağım. Yaşlanıyor muyum neyim, böyle hayaller kurduğuma göre… (burada gevrek gevrek gülümsedim sevgili okur.)
bugün 0, toplam 23 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- kafa çorbası
- kayseri işkembe
- alanya işkembe
- hacı baba corba kayser
- hacıbaba çorba kayseri













bravo!!! bu kadar iyi anlatılmazdı tebrikler bir ara gitsek diyom abi?? hacıbabaya 7/24:)
basit gibi görünen bir alışkanlıgı nede güzel anlatmışsınız..işkembe çorbası içmem ama böyle bir aile bağı için onada razıyım su an:)
işkembe çorbası ve kutsal işkembeciler hakkında bir iki kelam etmek istedim. Eskiden çok kereler sadece işkembe çorbasını hakederek içmek, o şifali etkisini hissetmek için önce deli gibi alkol alıp gecenin sonuna doğru zom olmuş şekilde kapısından kendimizi içeri atıp, tuzlamamızı, kellemizi, kokoreçimizi ve zerdemizi yiyip, üstüne de çayımızı içtikten sonra sabah kalkmış kadar dinç bi şekilde kapıdan çıkmışlığımız vardır. Biz bu değişimi başta içilen işkembe çorbasına ve sonra içilen nefis çaya( arada yenilen kelle, kokoreç ve zerde hep kendi barbarlığımızdan :P )bağladık hep.
işkembe çorbasını pek sevmem ama elbette bir anım var. sanırım sene 2002 ve biz istanbuldan izmire bir otobüs (evet yine otobüsteyim :)) dolusu öğrenciyle turneye gidiyoruz. laylaylom başlayan yolculuk sevgili otobüsün birden durmasıyla ve dumanlar tüttürmesiyle bir maceraya dönüştü.
hepimiz indik, gece saat 2-3, nerde olduğumuzu bilmiyoruz. tek açık yer olan lokantaya doğru ilerliyoruz, oturup işkembe çorbalarımızı içiyoruz. otobüsün nerede arıza yaptığını hangi ilçede olduğumuzu merak edip garsona soruyoruz.
-Burası neresi?
-Rüyam İşkembe Salonu.
işte böyle bir şey. gece yarısı rüya gibi bir şey işkembe :)
mekan hâlâ kapanmamışsa biz de gidelim ayasophia. aile ile içilen kadar olmasa da ona yakın olur.
kayseri’ye gelirsem, gidelim tabi neden gidilmesin :)
alanya’yı kastetmiştim ama neyse. bir de istiklal’in arka sokaklarından birinde cumhuriyet çorba salonu ya da işkembecisi diye bi mekan var, olmadı oraya gidelim.
haa, alanya’da gideriz elbet de, benim alanya maceram yalan olacak gibi duruyor, du bakalım :)
işkembe çorbası bol sarımsaklı güzel olur :)