Baharın gelmesiyle birlikte sakinkafa.com’daki performans düşüklüğünü hepiniz görüyorsunuz sevgili okurlar. Yazar kadrosundaki en “boş” yazar olarak, bir şeyler yazayım istedim. Dedikodularını yapacağım sevgili yazarların. Bakalım, becerebilecek miyim…
Aslında dedikodu hiç tabiatım değil. Fakat gecenin bu saatinde ne yazacağımı şaşırdım. Hele kulağımdaki şarkıyla birlikte her an coşabilecek bir seviyedeyken. Oturup da uzun cümleler kurmak istemedim. Bir de her yazarı tanıtmak istedim az çok. Daha detaylı bilgileri kendileri de veriyorlar zaten yazdıklarında. Benimkisi, kişisel kısa gözlemler. Gönül kırıcı ifadeler varsa affola… Buyrunuz, işte o yazarlar:
Sakin Kafa’yla tanışmadan önce, onun daha eğlenceli biri olduğunu düşünürdüm. İlk karşılaşmada feci duygusal çıktı beklemiyordum. Hele bir de Nohut’un arkadaşı olunca… Gerçi Nohut da pek duygusaldır yeri geldiğinde.
Sonra Mor Paspas’ı da tam tersi “depresif” beklerdim. Böyle depresyon hırkası dedikleri şeyler giyip, sürekli burnunu çeke çeke günlüğüne bir şeyler yazan bir kız geliyor gözlerimin önüne. Tanıyınca tabi az çok, anlıyorsunuz ne kadar hayata bağlı olduğunu. Misal az önce Ebru Şallı ile Pilates izlerken aklıma geldi kendisi, güldüm baya.
Tevfik Tek ile bir defa telefon konuşması yaptık. Bir dedektif edasıyla kaybolan yazılarımın izlerini sürüyordu. Sherlock Holmes olmasına gerek kalmadan, muhabbeti tamamladık. İzlenimler iyi yönde… Buluşma gününü bekliyoruz gerisi için :)
Naciye ve Ayine ile henüz tanışma fırsatımız olmadı. Ama yazdıkları yazılardan ve ekledikleri yorumlardan şunu gördüm, Ayine Hanım “ağır abla”, Naciye “mahallemizin kızı”… Kesinlikle kötü niyetli yakıştırmalar değil onlar. Ben mahallede büyüdüm, o nedenle benzetmek istedim…
Floridian mesela, mahallenin iyi futbol oynayan, artist abisi. Saman altından su yürütmese de, başarılı kanal çalışmaları mevcut. Entelektüel seviyesini hiç belli etmez. Lakin, bilir…
Başkaparmak, ortaokuldan beridir hep uzaktan uzağa tanıdığım bir insandır. Üst dönemimdi her gittiğim okulda. Şimdi Kayseri’yi emanet ettiğimiz güzel insan… Hayatın falsolu vuruşları karşısında hep kendi olabilmiş müzelik insanlardan. Müzelik olmak iyi bir şey :)
Ortason, Segah ve Pascal, Sakin Kafa Bey’in aile efradıdır diye ilişmiyorum. Kötü bir şey diyeceğimden değil, bilakis kendilerinin katkılarını heyecanla takip ediyorum. Lakin, pek tanışmak nasip olmadı.
MelkeDe de Mor Paspas’ın kardeşidir diye uzak kaldı. Yazdıklarından, ablası için söylediklerimin aslında onun vasıfları olabileceğini düşündüm şimdi. Condoliza Rice ile karşılaşırsa, kendisini bir kaşık suda boğacak diye biliyorum…
Faith No More, siteye çok şey kazandıracak onu biliyorum. Bir kere küçük çocuğu var ki, malzeme yumağıdır çocuklar :) üstelik müzik zevki baya baya baya iyi. Beklemedeyiz…
Atropin, Dikkatsiz ve Profesor nam yazar isimleri de “1″ ile temsil edilmişler. Bize laf düşmez…
Nohut Bey hakkında ne desem boş. Geçen mesela bir şey oldu, laf ondan açıldı, öyle bir laf ettiler ki, dedim marka olmak böyle bir şey galiba. Kimin ne dediğini Nohut Bey bana sorarak öğrenebilir, siz okuyucular da onun izni olursa buradan öğrenebilirsiniz :)
Gecenin 3′ü olmuş ve ben hala yazarlar hakkında dedikodu yapıyorsam sevgili okur, bu tatil bana yaramıyor demektir…
bugün 0, toplam 46 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- sakin o













ne de güzel olmuş. hepsi çok güzel. maaşallah.
benle ilgili yorumuna geleyim. duygusal olduğum doğrudur ama eğlenceli yanlarım da var azcık ya :)
mesela uykuya dalmak üzereyken çok güzel saçmalarım hayalle gerçek arasında. nohut mahsus beni konuştururdu böyle zamanlarda sırf eğlenmek için. başka da var ama sana yok artık. ehehe. hem o gün tanıştığımızda ne kadar eğlenceli durabilirdim ki nohut’un gölgesinde :) bilirsin. onun yanında herşey sönük kalıyor. enerji yumağı adam.
bu arada ben de senin için bir tanımlama yapmak isterim: lafını sakınmayan entel adam. yazılarını keyifle okur, eleştirel yorumlarından keyifle payımı alırım.
bir de modlarım var mesela. bazen siteye “inşallah aya yazmıştır bugün” diye girerim bazen “inşallah segah yazmıştır” diye bazen mor paspas, faith no more, herkes için ayrı ayrı modum var. insanın canının bazen elma bazen karpuz çekmesi gibi.
not: Pascal’la tanışmak kısmet olmadı daha. ama “aile efradından” tanımlamasını temenni olarak alıyorum. tanıştığımızda aileden gibi severiz inşallah birbirimizi.
Dedem, torunlarına duyduğu sevgiyi böyle anlatır. “Kimisi elma, kimi portakal, kimi kayısı. Hepsinin tadı ayrı” der. Aynı onun gibi oldu:)
Allah şu blog dediğimiz hadiseyi icad edenden ( sakin kafayı kuranın mekanı da cennet haliyle :))razı olsun. Ne güzel içimizden geleni yazıyoruz, döküyoruz, saçıyoruz. Bazen aklımızdan çok şey geçiyor, yazıya dökünce bunlar azalıyor. Misal geçen gece bir konuda birden destan belirdi kafamda ama saat olmuş 12 kim kompüteri açıcak da yazacak da derken unuttum gitti. Eskiden gece 12 den sabah yediye kadar total war oynardım, o enerjik günler sanırım geride kaldı.
Velhasıl toparlamak gerekirse bu nadide bloga nasıl yazmaya başladım hatırlamıyorum ama iyi oldu ekran karşısından da olsa aldığım elektrik çok müsbet, siz sevgili okur-yazar arkadaşlarla da sorun yok e daha ne olsun. Arada yalandan atışma falan da olsun heyecan olur. Misal ben gözüme arkadaşlık ve levye isimli konudan sonra sakin kafa yı kestirdim :P Kaynaşma had sahfaya çıksın diye yanlış anlaşma olmasın :)
Güç sizinle olsun
evet ya, Pascal’ı da sizin aileden diye gösterdik, dil sürçmesi işte :))
sevgili aya,
sen çok yaşa, biz böyle tembellik yaparkene sen devam et yazmaya.
bitez kıyısında dolandım da bugün :)
gezmeye devam benim kıyımda. yazın sıcağında bir gölgede oturup dururum artık, yoruluyorum yavaş yavaş…