
İstiklal Caddesi ne kadar yer işgal ediyor hayatınızda, bilmiyorum. Belki farklı şehirlerdesiniz ya da çok daha uzaklarda ve belki hiç görmediniz. Yalnız bir şey var ki, İstiklal Caddesi’ne girmeden beni meşgul eden, terazime ağır basan, ruhuma dokunan çoğu şeyi çözemez hale gelmişim, yeni fark ediyorum. Bazen benim bile fark etmediğim takıntılarım olduğunu söylerlerdi arkadaşlarım. Bazı konulardaki son derece tutucu tavrımı rahatlığıma bakıp hiç mi hiç kestiremez, ani tepkilerimde panik olurlardı.
Geçen gün bir arkadaşımla kahvemizi yudumlarken bana dönüp “her aradığımda İstiklal’deyim diyorsun, benim ruhum daralıyor orada azıcık fazla kalsam, sen yapacak ne buluyorsun?” diyene kadar ben de ne işim olduğunu hiç bilmiyordum. Zaten şimdiye dek hep şöyle derdim, “ayaklarım nereye götürüyorsa oradayım” ve hakikaten ilginç şeylerle karşılaşırdım yollarda, değişik insanlar tanırdım. Bir süre sonra bu vesileyle ahbaplık derecesine vardırdığım arkadaşlarım olmuştur. Hatta üç gündür evimde misafir ettiğim bir arkadaşımı aldım geçenlerde havalimanından, onunla da yolda tanışmıştım. Şimdi bir de şunu ekliyorum cevabıma “demek ki şu sıra, ayaklarım İstiklal’e fazla alışmışlar, hepsi bu.”
İstiklal’i bir tavşan deliğine benzetirdim hep. Alice’in eğilip baktığı ama sonunu göremediği dipsiz bir kuyu sanki, boylu boyunca uzayan o cadde. Ayağınızın fenikülerden, Odakule’den ya da Taksim Anıtı’ndan parke taşına dokunmasıyla “düşüş”ün başladığı yer. Wonderland neresi mi? Wonderland yok, eğer isterseniz “wasteland” var elimizde diyor arada bir görünen beyaz tavşan, kaleydoskop gözlü kıza. İşte diyor kız, benimki de “bulmamacasına aramak” zaten, sorun değil.
Ben hikayeleri severim, masalları da. Anlatanları da ayrı tutarım. Biraz şanslıysanız, hafızanızda orada burada dinlediğiniz yahut okuduğunuz hatta şahit olduğunuz ve gördüğünüz onlarca hikaye depolanmış durur. Ancak, hikayeler sadece okunur ve anlatılmazlar, izlenirler de. Yalnız hepsini bir kenara bırakıp önceden kurgulanmış olan kendi hikayenizi bir kitaptan okur gibi okumayı denediniz mi hiç? Ya da kendinizi dışarıdan seyretmeyi? “Film şeridi gibi geçti gözümün önünden” ifadesini kullanırız hep ama bu da değil, tasavvufi boyutunu da geçelim. Yalnızca, bunun için gerekli olan şey, “alter ego” yani Dostoyevski’nin “öteki” dediği, bölünmüşlük ve farkındalık. İki ya da daha fazlası. Buna tıp dilinde “dissociative identity disorder” diyorlar, bir hastalık ama ismi kadar korkutucu değil, inanın bana. Siz korkmadan bölün kendinizi. Şimdiye kadar bölünmeyi siz seçmemiş de olabilirsiniz ama illa ki bölündünüz. Var mı, ben tastamamım diyen ya da itirazı olan? Şimdi kendi kendinizi siz bölün ve aslında hiç tanımadığınız yanınızı, Ayşe Fatma’yı, Ali Veli’yi tanımaya başlayın. Hatta belki kendinize rastlarsınız bir yerlerde, sizi bırakıp dolaşan o parçanıza rastlayıp “haddi beeh!” dersiniz, tuhaf bir şaşkınlık yaşarsınız. Belki de İstiklal’de sizi fark edemeyip geçer gider yanınızdan ama siz sadece bulunduğunuz yere mıhlanıp, dönüp arkasından bakakalırsınız.
Bunu hiç yapmamış bile olsanız, hikayeniz size mutlaka anneniz babanız ya da sizi az çok bilen kişilerce anlatılır ama uzun soluklu değildir ve belli bir yaş dönemine kadardır, çocukluğunuzdur yalnız. Bilincinizin artık dayanağa ihtiyacı olmadığı döneme kadardır anlatılan her şey. Sonra hikayenizin tek anlatıcısı siz olursunuz, yalnız siz kalırsınız. Anlatıcınızı beklemeden, siz kendi kendinize ya da belki sürekli konuştuğunuz, omzunuzdaki o tukandan bozma kuşa anlatmaya başlarsınız, kaleydoskop gözlü kızın yaptığı gibi: “Biliyor musun Morgan, bu saflık bu dünyaya bir beden büyük, artık bırakıp small’unu mu alsak acaba?.. Sezon sonu indirimi de varmış bak, her yer etiketin yarısı. Hatta önceki fiyatın üzeri çizilmiş, tam tamına % 70 indirim var, ne dersin?”
Her yer cadı kazanı gibi, içinden dumanlar yükselen ama gül gibi de kokan, insanın başını döndüren. Biraz içersen pamuk prenses ya da beyaz atlı prens olurmuşsun, öyle söylüyor konu mankenleri. Sadece biraz dilin yanacak ve bir şey takılacak boğazına, bir daha hiç çıkmayacak. “Boşları götür, doluları getir” diye sesleneceksin sonra yine, yeniden… Her boğazına takılanı yutmayı yahut müsait bir yere kusmayı öğrenene kadar ve yoğurdu üfleyerek yemeye başlayana kadar ukalalık yapacaksın.
“Şimdi Morgan, bu gördüğümü sen görememiş olabilirsin ama sen henüz parmaklarını göster demeden ben göstereyim, hepsi doğru söylediklerimin.”
İstiklal’deki mızıkacıları, kenar mahalleli serserileri, etekli adamları, yüksek sesle konuşan turistleri, aynı model üretilmiş gibi duran kızları, sakal ve bıyıkları uçuşan yaşlı amcaları, ikili gruplar halinde korkarak yürüyen hanımları, Tim Burton’ın “Alice harikalar diyarında” filminin bir an önce vizyona girmesini sabırsızlıkla bekleyenleri, grubal enfekiyon kapmış üniversite öğrencilerini, bilimum fanlarıyla maçtan dönen gençliği, önünüze pat diye dikilip avukat kesilen anketörleri…vs. görüp dünyanın merkezinde olabilir miyim acaba diye gülerek sayıklayabilirsiniz, mümkündür.
İstiklal’deyseniz ve kaleydoskop gözlü bir kızla karşılaşmış, omzundaki tukandan bozma kuşu da fark etmişseniz, her şey mümkün…
bugün 0, toplam 15 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- kaleydoskop nerede satılır
- kaleydoskop nerde satılır
- kaleydoskop nerde var













“Belki farklı şehirlerdesiniz ya da çok daha uzaklarda…”
Evet… sürekli Istanbul hasreti ceken biri icin, bu yazi nasil bir etki birakiyor, su an orada yasayanlar anlayamaz sanirim.
Iyi ki haftaya orada olacagim yine, yoksa iyice depresirdi özlemim… Ve o istiklalde yürürken, bu yazini hatirlayacagim persephone…:)
:) özlem de varsa böyle sürekli kemiren, tekrar kavuşmak bambaşka olur herhalde…
tabii, kavuşamadığın her gün için çektiğin hüznü ve acıyı unutabilirsen :)
“yaşamak belki de eve dönmektir” diyorum, ordayken…
@ dilinkemigi ayni ifadeye takildi benim yuregim de.
su cumlelerde eksik kelime mi var? Cikaramadim.
“Anlatanların da ayrı tutarım. Biraz şanslıysanız, hafızanızda ya da orda burda dinlediğiniz yahut okuduğunuz hatta şahit olduğunuz ve gördüğünüz onlarca hikaye depolanmış durur hafızanızda.”
evet var hem de bariz bir şekilde:) hemen düzeltiyorum.. yazdığımı tekrar okumayı sevmediğimden oluyor bu, yazarken de o anda pek fark etmiyorum, bağışlayın.
[...] 16 Mar 10 (13:00) | MelkeDe yazdı | Gönül İşleri, Hayattan Detaylar | 0 yorum Persophone tarafından yazılmış bir yazı; İstiklaldeki kaleydoskop gözlüklü kız. [...]