Krzysztof Kieslowski, Fransız bayrağındaki renkleri vurgulayarak yönettiği, Mavi, Beyaz ve Kırmızı filmlerini 90’lı yıllarda tamamlamış. Polonyalı olan yönetmenimiz bu filmleri çektikten iki sene sonra da vefat etmiş.
Özgürlük temasına dayalı olan Mavi‘de, Julliette Binoche oyunculuğu ile etkiliyor. Bunalımda olan Julie çaresizliğini ve yalnızlığını müzikle temizlemeye çalışıyor. Görsel şölenin koyu mavilerle işlendiği filmde sahneler kıvrak şekilde akıyor. Üçlemenin diğer parçalarına göre müzikleriyle ve görüntü yönetimiyle gücünü gösteriyor. Camlar ve yansımalar ön planda tutulmuş. Bir de aklımda kalan sahnelerden biri tüysüz fare yavruları. Onlar da sevimli olabiliyor ama ailesini kaybeden Julie yeni yaşamların varlığından hoşlanmıyor. Bu filmde irdelenen soru; “Tamamen özgür olarak yaşamak gerçekten mümkün mü ve bu acaba gerçekten istenilen durum mu?”
İkinci film Beyaz,
eşitlik temasını işliyor. Burada da yine bir güzel var: Julie Delpy. Kocası Polonyalı bir kuaför. Ama kocalık vazifesini yapmadığı için ondan ayrılmak istiyor. Zavallı koca Carol Carol bir bavul içinde ülkesine geri dönüyor. Sürekli aşağılanan adam intikam almak için ilginç bir plan yapıyor. Bir sürü çaba neticesinde “eşit” olmak için çabalıyor. Diğerlerine göre komik ve biraz daha arka planda bir film.
Üçüncü film Kırmızı. Sonuncu ve enfes olan. Burada da yine güzel bir oyuncu var: Irene Jacop. Işık teması üzerine kurulmuş. Diğer filmlerde de olduğu gibi görüntüden önce ses geliyor. Sadece sesi duyuyorsunuz ve yönetmen sizi çıkan sesin ne olduğunu gözünüzde canlandırmaya zorluyor. Valentine ve emekli yargıç arasındaki “Kardeşlik” temasının işlendiği filmde sahneler renklerle birbirine bağlanıyor. Kırmızı ilk anda akla geldiği gibi şehvet duygusunu işlemiyor. Utanç ve kafa karışıklığına dikkat çekilmek isteniyor. Filmde telefon üzerine birçok sahne var. Malum o zamanlarda cep telefonu yok. Bazen telefonların uzak mesafeleri yakınlaştırmadığını ve tam bir asabiyet kaynağı olduğunu gösteriyor.
Şansın sürekli sorgulandığı filmde şu soruyu sorduruyor sanki insana “Olaylar tesadüf eseri mi oluyor yoksa sebebi kader mi, yoksa daha çok özgür iradenin bir sonucu mu?”
Köpekcik Rita tüm filmin oluşmasını sağlayan minik bir tesadüf mü?
Ayrıca üç filmde de ortak olan bir sahne var; geri dönüşüm kutusuna şişe atmaya çalışan kambur bir yaşlı. Yaşlılardaki duyarlılığın üzeri çizilip duyarsız gençlere de taş atılıyor inceden.
Kırmızı filminin sonunda mavi ve beyazdaki diğer oyuncular da filmin içine giriyor ve üçleme tamamlanıyor.
Diğer film yorumlarımda hep filmlere puan vermiştim. Puan vermek, Barış Manço’nun verdiği 10 puanları almış gibi heyecanlandırıyor beni. Bu üçleme filmlerine de 9 puan vererek bu sıkıcı yazının sonuna gelirken bu filmleri izlemenizi umut ederken bir başka yazıda buluşma ihtimalinin heyecanıyla lafı nereye kadar uzatacağımı merak ederekten siz değerli okurlarıma elveda demeden önce ayvaların çiçek açtığı şu günlerde “yaz mı gelecek” gibi bir soru yumağına kendimi bulamadan önce bu kadar gevezelik yeter diyerekten ve evet bu sefer gerçekten kaçıyorum.
bugün 2, toplam 294 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- üç renk mavi izle
- mavi beyaz kırmızı
- kırmızı mavi beyaz
- mavi beyaz kırmızı üçlemesi
- kieslowski üç renk













madem üçlemelerden gidiyoruz. ben de yarın birgün Yumurta, Süt, Bal üçlemesini yazayım :)
bu arada nicedir izlemeyi istediğim bu seriyi, izlemek için heves verdiniz sağolunuz :)
yillar once bir ogretmenimiz bu uc tematik rengin 3 ayri ideolojiye ilham verdigini soylemisti de cok hosuma gitmisti. mavi/ozgurluk/liberté -liberalizm,
beyaz/esitlik/égalité -komunizm, kirmizi/kardeslik/fraternité -milliyetcilik..
benim gozumde kirmizi komunizme daha cok yakissa da, tema-ideoloji uyumunu takdirle izlerim..
biRde cemRe-caN-meRt üçLemesi vaRdı.
biR ara çekimLeri başLamıştı, ama tamamLaNamadı.
senaRyo aşamasıNda kaLdı.
seNaRyo da genç biR seNariste aitti, üsteLik taNınmış biRi de değiLdi.
”evet aRkadaşLaR, neRde kaLmıştıK” fiLmin ana cümLesi, premises de belli. zeki demirkubuz un işLediği koNuLaRdı.
bu aRada söz diNLe biRaz iki kek kap gel bakayım…
Semih Kaplanoğlu’nun üçlemesini acayip merak ettirdi Ufuk Bozkır:
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazarno=1168
(zat-ı alileri ne yazsa güzel yazıyor o ayrı)