Hep şunu yapmak istemişimdir: “Bugün hava güzel. Dedim ki hanıma; Haydi kalk giyin de çıkalım biraz…” (Barış Manço – Ayı). Seviyorum bu rahatlığı. Bizim evde, babam hep önceki akşamdan plan yapmaya kalkar, sonra annemin hemen hazırlanıp çıkmadığından şikayetle planı bozardı. Sonra herkes kendi sevdiği yere gider, annem hep yalnız kalırdı evde. Ev kadınlarının sürekli evde, televizyon başında yahut ev işleriyle meşgul halde, çoğunlukla tek başına kalmaları bana hep kederli bir hikaye gibi gelmiştir. Annemin hikayesi de buna benzer şekilde gelişiyor aslında. Üç tane erkek çocuğunun yanında, bir de kocayı büyütmek, bir kadın için oldukça zor olsa gerek. Zamanla, Lady Macbeth gibi “Keşke erkek doğsaydım, ah tanrım, bu işi ancak bir erkeğin yapabilmesi ne acı.” demedi hiç. Lakin, içinde bir yerde, erkeklerin dünyasının acımasızlığından gelen yaraları hep sakladı.
Anneler günü geçeli oldu birkaç gün. Herkesin annesi kendine “dünyanın en iyi annesi” gelir ya çoğunlukla, o nedenle kimse kusura bakmasın kendi annemi yazıyorum. Çünkü başka anneleri bilmiyorum hiç. Bunu çok düşündüm ama insanın bir başka anneyi bilebilmesinin imkansız olduğuna karar verdim. Çünkü başka hiçbir kadın, bir daha bana “annem” gibi davranmayacak. Ben de başka hiçbir kadına “annem” gibi davranmayacağım. Denklem o kadar basit ki aslında. Baba için de benzeri geçerli çoğu kez. Ailemizi kendimiz seçmiyoruz, fakat bir başka aile de bulamıyoruz kendimize. Ne kadar istesek de, en nihayetinde dış dünyanın bütün etkilerine açık olduğumuz o günleri bilen, annemizden başkası yok. O kadar yok ki, onun varlığını kıyaslayacak bir başkasını bulmak da imkansız. Belki de bu kıyas kabul etmeme durumu bize kimi zaman annemizin değerini unutturuyor.
Ama bazen anneler değerlerinin bilinmesini istiyorlar. Ya bir filmde, yahut bir televizyon dizisinde gördükleri mutlu aileler gibi olmayı düşlüyorlar. Aslında bu genel bir sorun sanırım, sadece annelerimize mahsus olmayan: Bir başka mutluluk rüyasında, kendi hayalini görmek. Kendi mutluluk hayalini, bütünüyle kendi elementlerinle kuramamak. Ya, kaybetmişsindir kendi dünyana olan inancını, yahut o kadar fazla düş kırıklığı yaşamışsındır ki, nihayet mutluluğun dışarıda olacağına dair kesin inanmışsındır. O filmdeki gibi, çocukların hatalarını anlayıp senden özür dilemesini beklersin. Ama hiçbir çocuk hatanın kendinde olduğunu düşünmez, ve hiçbir anne de o kadar masum değildir.
Nihayet bu denklemde, anneyle çocuk arasında hep gizli kalan ve patlamayı bekleyen bir sevgi olur-muş. Ne zaman ortaya çıkacağı hiç belli olmaz-mış. İsyan da etse annesine, çoğunlukla gidip ağlanacak bir kucakmış onunki. Ve şefkat denilen şeyin merkezi(y)-miş. Tanrı gibi, ne kadar isyan edip ağlasam da dönüp vardığım yer-miş.
Geçmiş anneler günü kutlu olsun, bu sitenin sakinleri için. Okuyanlar arasında, yazanlar arasında, anne olanlarınkini özellikle kutlarım. Geç oldu, fakat nedense gecenin bu vakti, kulağıma çalınan bir Loreena Mckennitt parçasıyla geliverdi yazı… Ve bir altbaşlığı olsaydı: “Geç kalmış ama bir güne de sığamamış bir anneler günü yazısı” olurdu. Annem okumasa da bu siteyi, hatta haberdar dahi olmasa da, ben yine de buradan da kutlamış olayım anneler gününü.
bugün 0, toplam 4 defa okundu...












