Sakinkafa abim sınıf başkanlığından bahsedince benim de aklıma geldi, ben ikokulda hep kitaplık kolu olurdum. Sınıf başkanlığı bana itici geliyordu. Konuşanları tahtaya yaz, öğretmen gelmediği zaman öğretmen numaraları çek… Bana yapmacık görevler gibi geliyordu (sözüm meclisten dışarı:)). Oysa kitaplık kolu, o zaman boyumuzu aşan büyüklükte bir kitaplığın sorumlusu olmak demekti. Öğretmenimiz sayesinde edindiğimiz bir kitaplığımız ve yine O’nun sayesinde edindiğimiz okuma alışkanlığımız vardı. Yardımcımla birlikte benim görevimse ödünç kitap alan kişilerin listesini tutmak, aldığı kitapların adını listeye yazmaktı. Ben bu işi çok önemli görüyor, kafamda kitaplık kolu başkanının sınıf başkanı yardımcısı olduğunu kuruyordum. Arkadaşlarıma da kitaplık kolunun önemini bu şekilde anlatıyordum.
Gel zaman git zaman, insanlar kitap alır oldu, biz isimleri listeye yazar olduk. Çok kitap okuyanların listesi dolduğundan sınıfta bir havası oluyordu. Bu kitap okuma işi zamanla beni de çok sardı. Okuyup duruyorum. Sonra zamanla listedeki kitap sayısının çokluğunun okuduğum kitaptan daha önemli olduğunu zannetmeye başladım. Baktım ki, okumadığım, ilk 20 sayfasını okuduğum kitapların isimleri de listeye girer olmuş. Bunları yaparken bir yandan vicdan azabı duyuyordum tabi ama kendime de engel olamıyordum. Sonraları aklıma diğer insanların da benim gibi hile yapabilecekleri geldi. O zaman da kendi önlemimi kendim aldım tabi; artık kitabı okuyan geri vermek için kitaplık kolundaki kişilerden birine anlatmak zorundaydı. Yoksa yeni kitap alamıyordu. Bense o aralar işi iyice çığrından çıkarmış, bir gün içinde eve üç kitap birden götürmeye başlamıştım. Kitaplık kolu olduğum için de kimseye masal anlatma zorunluluğum yoktu. Duyarlı arkadaşlarımdan gelen çatlak seslere de kimi zaman kulak tıkadım kimi zaman bahaneler ürettim. Hatta o aralar sakinkafa abimin hayranlıkla karışık takdir dolu cümleleri işitiyorum kendisi belki hatırlar:)
Günler böyle geçti, ödevlerdi yarım okunan kitaplardı (bu arada kitapları aldığım gibi geri postalamıyordum şöyle bir 20-25 sayfa okuyordum) derken sene sonu geldi. Hepimizde tatil heyecanı başgöstermişken, sınıfın ön sıralarından, öğretmenin en çok kitap okuyana hediye vereceği söylentileri yayılmaya başladı. O son günlerden bir gün, öğretmen elinde hediyelerle çıkageldi. En çok kitap okuyan üç öğrenciden birincisi ben olduğumdan en büyük hediye bana aitti. Koskocaman bir soru bankası kazanmıştım. Bütün yıl boyunca yarım okuduğum kitaplardan kazandığım ve kapağını bile açmadan tatili geçireceğim bir kitap. Ne harika! Üzülmüştüm tabi, onca emek boşa gitmişti, kim hediye olarak bir test kitabı almak ister ki.
O zamanlar içimde bir burukluk vardı. Haketmediğim bir ödülü almaktan dolayı biraz pişmanlık ve kendime kızgınlığım vardı. Ama şimdi düşünüyorum da, sözümona çok kitap okuyan, benle yarışan arkadaşlarım da yaptıkları işe kılıf uydurmakta en az benim kadar ustaydılar. Herkesin okumadığı kitaplar elense yine ben birinci olurdum gibime geliyor şimdi de.
Bu da böyle bir anı işte arkadaşlar. İyi veya kötü ona siz karar verin:)
bugün 0, toplam 4 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- kitaplık kolu
- ki̇taplik kolu
- kitaplık kolunun önemi













Son zamanlarda sitede okuduum en eglenceli yazi.. Film gibi adeta:))
ahh be abim. hatırlamam mı. ne de çok gurur duymuştum senle. meğer nefsine yenik düşmüşsün eheheh.