Bir amfideyim. (anfi diyenler de çıkabilir hani basamaklı koca sınıflar işte ordayım)
Dersimiz matematik. Sınıfta 18 yaşında kişi de var 45 yaşında teyze de, tıklım tıklım, ayakta ders dinliyorlar. Ben misafir gibi bir köşecikte sonradan sınıfa konan sandalyede oturuyorum. Böylesine vahimce toplanmışız ve konumuz da KÜMELER. Şimdi sevgili okur, bana acıma zamanı gelmiştir. Ne işim var benim burada, ne tür bir cendereye girmişim, inanın bilmiyorum, her şey bir muamma. Tek sıra halinde arkaya doğru dizilen sandalyelerin önünde oturuyorum ve şoför olarak da uyuklama görevimi başarıyla gerçekleştiriyorum.
Öğretmen derse 1 saat geç geliyor. Kimse ona önceden haber vermemiş, daha yeni aramışlar ve o birilerini yemeğe çıkarmış adamları da sofrada bırakmış da gelmiş. O kadar fedakâr yani. Böbürlenmekte bir numara olan doçent ahkâm kesiyor ve öğrencilere konuşma hakkı verdiğinde de bu sefer birbirinden şaka sorular geliyor, herkes çalışıp gelmiş kanımca.
“Şimdi hocam ben çok seviyorum matematiği. Saatlerce soru çözmek istiyorum, canım çekiyor. Ama inanın yapamıyorum, çalışıyorum ama bir türlü başaramıyorum, o yüzden yani sevmiyorum matematiği, ne önerirsiniz?”
Henüz tiz akan bu sesi içimde sindiremeden orta saflardan bir delikanlı;
“Hocam ben ilkokuldan beri matematik görüyorum. Ne zaman branşlaşma olacak? Yani demek istiyorum ki artık ne zaman ben matematik görmicem?” Ardından kıkırdamalar, yanındaki kızları da kendine dahil ederek şıkırdaşmalar falan filan.
Bendeniz de kendiliğinden üzerime yapışan şoförlük -bir nevi kaptanlık- görevimi terk etmek istemiyorum. Israrla dersin sonuna kadar bekliyorum. Kürsüdeki adam küme ne demek, eleman ne demek bir bir yazıyor tanımları tahtaya. Herkes harıl harıl defterine yazıyor. 45-50 yaşlarında bir amca bir yakın gözlüğünü takıyor bir de diğer gözlüğünü, yetiştirmeye çalışıyor. Liste halinde ya da Venn şemasında gösteriyor kümeleri, örnekler çözüyor. Tahtayı yanımdaki muavin arkadaşa sildiriyor. Kitaptan örnek yazıp, tahtaya çözmesi için birisini çıkartıyor. Kızcağız kümelerin kesişme noktasında A ile B’nin farkı neydi diye derince düşünürken kızı yerine oturtuyor. Kendi çözüyor soruyu, başka soru soranlara da kızıyor. Bir ara da kitapsız deftersiz okula gelen ve not almayan öylece etrafına bakınan öğrenci şeklinin taklidini yapıyor, ona da kızıyor gözümün içine bakaraktan ve ben uyuklamama kaldığım yerden devam ediyorum. Adam cep telefonu ile ilgileniyor, 3-4 kere kapatıp açıp ekrana baktıktan sonra dayanamıyor soruyor;
-“Veri aktarılamıyor diyor, nedir bu?”
-“Virüstür hocam, kabul etmeyin sakın.”
-“Kim göndersin ki, bak yine geldi.”
Kim gönderiyor acaba diye gözlerinden kümenin elemanları akan insanlara bakıyorum. A kesişim B’yi görebiliyorum sadece. Başka bilgi aktarımı yok, yetinip önüme dönüyorum.
Pek bir anlayışlı sevgili okur, inan bu yaşadıklarım bir rüya mıydı bilmiyorum. Belki de öyleydi. Bir rüya idi. Trafikte kırmızı ışıkta iken gördüğüm. Belki de bir tabloydu ve ben içinde olup poz vermek zorundaydım. Ardından da size bunu anlatmakla görevlendirilmiştim.
“Efendim dersimiz matematik, konumuz da kümeler.
Küme, iyi tanımlanmış nesne veya varlıkların topluluğu olarak adlandırılabilir. Örneğin…“
bugün 0, toplam 2 defa okundu...













:))çok güzel bir anlatım…
masal gibi anlatmışın, insan okurken öle dalıp gidio..:)
bir keresinde hasbelkader kayserili bir mobilya mağazası sahibine (açıköğretimdeydi) kümeler anlatmam gerekmişti. kesişim, birleşim, fark konularını anlatıp, olay özümsensin diye de kendi işinden örnek vermeye kalktım: “şimdi bu masaları, kanepelerı, koltukları bir araya getirsek ne olur?” derken adamı birleşim işlemine götürmeye niyetlenmiştim aslında. “e mağaza olur hocam” dedi.
kümeler, içinden sağlam yaşam dersleri çıkarılmaya müsait bir konudur aslında:)