Evet, evet yazmalıyım! Aklımda öyküler dolaşıyor sürekli. Fatih Camii’nin köşe başlarında duran kediler ve dilenciler üzerine… Camii tuvaletinde sürüp giden garip hayat üzerine… İnşaat halindeki camiyi artık kanıksamış mahalleli üzerine… Bir başka konu da şu: Meşhurları bir araya getirmek ve onlara çöpçatanlık yapmayı kendine vazife edinmiş ruh sefili bir adamın vereceği büyük parti hakkında bir öykü. Sabahtan itibaren geleceğini düşündüğü önemli isimleri tek tek arayıp akşamki partiye hazırlık yapar. Ve… Büyük Parti aslında büyükçe bir karnavaldır ki herkes kendisini görür. Çırılçıplak, müstehcen ve pornografik bir “an” yakalanır orada; tamamen mecazi anlamda bu kelimeler, erotik hikayeler yazmaya hevesli değilim. Lakin yaşadığımız dünya sizce de çok “müstehcen” değil mi?
Vahşetin de “pornografik” bir hal aldığını ilk söyleyen ben değilim. Aslında toplumsal hadiseleri cinsellikle bağlantılı açıklamaya başlayan kimselere bakmak lazım. Çoğunlukla 68 kuşağı denedi bunu. Nihayet Jean Baudrillard çıktı ve “Beyler, orgy sona erdi! Artık dağılabilirsiniz…” demek zorunda kaldı. Orgy, hazzın zirve yaptığına inanılan bir “toplu seks ayini”. Kimlikler, karakterler, kişilikler, egolar, kıskançlık-öfke-tutku gibi bağlayıcı ve parçalayıcı duygular… Hepsinin kaybolduğu bir an! Devrim. Evet, en çok da devrim hissiyle yanıp tutuşan yığınların durumu bu. Baudrillard da bu nedenle söylüyor bunu zaten: Devrimler yapıldı, bitti! Haydi şimdi ne yapacaksınız? Gösterin kendinizi…
Günlerdir aklımda dönüp dolaşan bir “çocuk” meselesi vardı. Hani giriştik ya ucundan, Kafka’yı ve Dostoyevski’yi Peygamberlikten azledecektik! Mağdurun her daim haklı oluşuna karşın, hakikatin adaletini savunacaktık! Şimdi gene işin içine giresim geliyor: Önce Siirt’teki hadiseler… Ardından Reha Erdem’in muazzam filmi Kosmos. Her ikisinde de kötülüğü benimsemiş çocukların, şiddeti hoşgörmüş o masumiyetin… Hayır efendim ne masumiyeti?
Zaten hep düşmüşümdür bu boşluğa: İnsan özünde iyi midir kötü müdür? Bu konuda en makul yorumlar dahi insanın kötülüğe meylettiğini, zaaflarının ona her şeyi meşru gösterebileceğini ve dahası şeytanın aramızda kol gezdiğini aktarıyor. İyi insan olmak, her zaman çok daha fazla çaba gerektiriyor. Hem kötülük çok daha kolay ve tercih edilebilir bir yol. Kazancı daha çabuk ve daha kolay. Elde edilenler hemencecik elde ediliyor: Yapmak zor, yıkmak kolay. Hem kötülük daha gösterişli: İyiliği topyekün bir hamleyle “naiflik” içine hapsettiğimiz günden bu yana… Cehennemden kaçan insan, alev kusan hokkabazları ve karanlık saçan madrabazları daha görkemli hâle getirdi ya… O zamandan beridir, kötülük kol geziyor ya…
Ama biz aslında şiddeti hak eden bir toplumuz. Çünkü unutmayı seviyoruz. Görmemeyi, görünmemeyi, kaçmayı, saklanmayı, bir daha ortaya çıkmamayı… Yaptığımız işten dolayı sorumluluk yüklenmemeyi, akıllı olmamayı, salağa yatmayı, enayi gibi davranıp sömürülmeye razı olmayı, bunu aslında mücadeleden kaçtığımız için böyle yapmayı, üstünü örtmeyi… Hayır efendim! Aydınlanmacıların diliyle demiyorum: Örtülerin altında durup saklanmayı kes!
Neyse, (ki bir romancı demişti kulağıma eğilerek, asla ‘neyse’ deyip kestirip atma anlatımı, diye) Fatih Camii’ndeki kediler ve dilenciler de nasibini alacaklar sanırım aklımdaki sorulardan. O “büyük parti” ise hayatımızın orta yerinde kurulmuş bir panayır gibi darmadağın edecek ilişkilerimizi. O kutsal ve müstehcen “an” kırıp geçecek bildiğimiz ne varsa, varlığı kendinden menkul ve aslında hayalî bir tutkalla tutuşturulmuş birbine. Toplum mu? Evet biz unutarak birbirine tutunan insanlarız…
bugün 0, toplam 18 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- orgy ayini













son cümle’ye takıldım sade…
evet ‘neyse’ ki diyecekken Nuri Pakdil yetişti:
“Birbirimize tutundukça bıçakların ağzı kapanacak”
bu “orgy” ve vahşet alakası aklıma önce ‘eyes wide shut’ filmini getirdi.
sonra çok daha enteresan şeyler geldi aklıma..
ortaçağ’da avrupa’da yakılan “cadı”lar şeytana adanmış toplu seks ayinleri düzenlemekten, ve dini ayinleri küçümsemekten suçlu bulunuyorlardı çoğunlukla. o zamanların bu pratiklerini alternatif tarihçiler genellikle “witchcraft” yerine “popular piety” diye niteler.
böyle, bu da benden olsun:)
ayrica merak edenler bkz: http://www.scribd.com/doc/23261535/Historical-Dictionary-of-Witchcraft kitabında özellikle “black mass” maddesi, ayrıca, Carlo Ginzburg’un “Witchcraft and Popular Piety: Notes on a Modenese Trial of 1519,” makalesi de güzeldir..
ps: yarı ingilizce-yari turkce kullanımın verdigi rahatsızlıktan dolayı özür dileriz.