Saat on iki sularında gözlüğüm yere düştüğünde anfideki arkadaşların biri bile oralı olmadı. Ne hatrımı sormaya gelen M. Ne en ön sırada oturan nazik selamına alıştığım M. Ne de arkalardan heyecanla bu kitabı mı okuyosun diyen diğer M.
Yemin ediyorum diğeri de M!
Baştan alıyorum, her şey çok güzel değildi. Sabah başlayan işkence öğlenki dersle de bitecek miydi alışmaya çalışıyordum. İçimdeki ikinci ses cuma günkü sessiz ve sakin okumayı özlese de beni benimle bu yerde benden başka anlayan bir de D. vardı yine de. Evet yine o mübarek günü de özlüyordum: Soyutlanmış bir şekilde elimde atıklardan kurtardığım müsvedde A4’lerle bir yap-bozu tamamlayan parçalar gibiydim; D.’nin cümlelerine kitlenmiştim! İyi bir şey yaptığımı zannediyordum çünkü cehennem dediğim o yerde değildim; iyi yaptığıma inanıyordum çünkü ben bu satırlara merhem olması için sarınmıştım. Ve ‘M’erak etmeyin kitabın adını efendim çünkü merak kelimesi bu aralar midemi bulandırıyor; düşünsenize sevmediğiniz biri tarafından sevildiğinizi biliyorsanız yoğun bir merak dalgasına maruz kalıyosunuz, o yüzden ‘geçerli merak’ kavramının altını çiziyorum muzdarip olmamak için. Siz de çizin(!)
II
Şimdi en başa dönüyorum: Saat on iki sularında gözlüğüm yere düştüğünde anfideki arkadaşların biri bile oralı olmadı. Bu bir.
İkincisi etrafımı üç koldan saran M.lerin hücumuna uğramıştım! Bana kaderimin bir cilvesi miydi bu? Hala inanamıyorum arkadaki M. şöyle ekliyordu: “Başarıları başarısızlığa dönüşüyor”, kitabın arkası iyi akılda kalıyo dedim içimden katılarak.
Üçüncüsü ise; ki en önemlisi gözlüğüm düştüğünde ‘D’nin üstündeydi.
D: d ü ş ü ş
Ara cümle
İki hafta yoğun beyin yıkama döneminden sonra bir nekahet devriydi bu. Ve bir buçuk saatlik okuma iki haftanın üzerime çöktürdüğü hastalıklı hali alma kudretindeydi. Zira tam düşecekken elimden tutan yine o oldu: Düşüş!
Sonuç
Şimdi gözlüğüm ‘içmekten hoşlanmadığım ağzı kırık bardaklar’ gibi.
Düşüş’lü Sonuç
Şimdi gözlüğüm ‘içmekten hoşlanmadığım ağzı kırık bardaklar’ gibi olsa da kendimle yüzleşmeme sebep oldu. Kendime hiç kızmadım. Fırsat vermedim buna: ?Nerden çıktı şimdi bu?Ne kadar ihmalkarım?Aklım neerdee?Marifet mi tek çiziği bile olmayan, pahalı bi şeye de benziyo denen o ‘numaralı camlar’ı sıraya sinemavari bırakıvermek?
Nasıl ki Clamence hoşnutluk sigarasını tam yakmaya davranacakken bir kahkaha işitmişti Arts köprüsünde ve başlamıştı çözülme, işte tam o an!(syf32)(Albert Camus/DÜŞÜŞ)
Ben de her şeyi iyi hissetmeye alışmaya çalışırken gözlüklerimin pat diye yere düşüp can çekişmesiyle şunu anladım onun dilinden: “…insanın yaratılışındaki o derin çift yönlülüğü gün ışığına çıkardım. O zaman belleğimi kaza kaza, alçakgönüllülüğün parlamama küçülmenin yenmeme ve erdemin ezmeme yardım ettiğini anladım.”
Biliyorum anlamadınız, zira fazla simetri kanıtlama yapmama zarar verir(64)
İlginizi çekebilecek başka yazılar
İlgili yazı yokmuş



















Düşüş’ü okuduktan sonra aklımda hep buraya onunla ilgili bir şeyler yazmak vardı, lakin bu yazıdan sonra en azından “biçimsel” olarak vazgeçtim. farklı bir türde belki aktarırım “başucu” kitabımın kerametini :)
clamence beni deli etti ne zaman elime alsam korkuyorum