Lost isimli çılgın dizi yeniden başladı sevgili izleyiciler. Dünya televizyon tarihine adını altın harflerle yazdıran bu dizi, 5. sezonu ile verdiği 9 aylık aranın ardından yeniden dün gece yayınlandı. Tabi internetin böylesine yaygın bir ağ kurduğu dünya gençleri arasında dizinin asıl muhabbeti bugün başladı. Zira internet üzerinden paylaşılan dizi, ancak bu sabah düşüverdi ortamlara. Peki nedir bu Lost’u bu kadar popüler yapan? Diğer taraftan da eleştirel televizyon izleyicisini bile kendine bağlayan etkenler neler? Bugüne kadar yayınlanmış bölümleri 2 defa izlemiş ve fakat hala 5. sezon bölümlerini izlememiş olan bendeniz, şimdi meseleyi masaya yatıracağım.
Lost ilk başladığında burun kıvırmıştım. Amerikan dizisi nihayetinde, ne olabilir ki demiştim. Amerikalılara “salak” muamelesi çekmek, her “eleştirel” genç gibi benim de vazifemdi. Bush’tan sonra oldu galiba bu durum. Bir de şöyle laflar vardı çocukluğumda: “Amerika’da herkes salak, %2′si çok zeki, onlar yönetiyor ülkeyi…” Floridian Bey bu duruma bir açıklık getirse iyi olacak, zira hala şüphe içindeyim. Oysa Amerikalılar, felsefe ve edebiyat alanında en derin araştırmaların yapıldığı, çılgın yayınların yer aldığı bu dünyadan, sürekli işe yaramaz şeylerin çıkmasını beklemek, biraz ön yargılı olduğumuzu gösteriyor aslında. Avrupa sinemasıyla, sanatsal filmlerle, bağımsız Amerikan sinemasıyla tanışan bir neslin, Hollywood için çöp muamelesi yapması gibi aslında bir nevi. Popüler kültürün illa ki tartışılarak ve eleştirilerek izlenmesini ben de öneriyorum fakat yine de, Lost gibi bir dizi gözden kaçmamalı diye de düşünmeden edemiyorum.
Şimdi bu dizinin temelde, izleyiciyi sürükleyen kısmı şudur ki: Müthiş bir gizem var. İnsanlar bir diğer bölümü heyecanla bekliyor. Çünkü dizi sürekli şaşırtan olaylar sunuyor ve ilerleyen bölümlerde bunun açıklanacağını vaat ediyor. Şimdiden bazıları çıkıp, inançsızlığını belli ettiler bile projeye. Kalan 34 bölümde o sırların çözülemeyeceğini ve Lost tarihteki en büyük fiyaskolardan birisi olacağını beyan edenler de var. Fakat her şeye rağmen, her bölümü büyük bir heyecanla bekleniyor. Çünkü gerçekten de kafa karıştıran bir yapısı var. Neredeyse 100′e yakın kişinin hikayesini anlatması bir yana, bütün bu karakterlerin bir şekilde birbirleriyle bağlantılı olması, Ada’nın kendi tarihi, kaza ve kader arasındaki ilginç ilişkiyi irdelemesi, dizinin kurgusunun, şimdiki zaman algısını sürekli bozması gibi etkenler, bu güne kadar pek televizyonlarda görmediğimiz şeyler.
Şahsi kanaatim, bu dizinin senaristlerinin, Amerikan tarzını böyle derin bir konuyla oldukça iyi harmanlıyor oldukları yönünde. Felsefe okuyanlar varsa aranızda, karakterlerin ve bazı olayların doğrudan referanslarını anlayacaklardır. Bunun yanında, oldukça iyi hikayeler var, karakterlerin gelişimi, varoluşu ve içlerinde bulundukları durumlara verdikleri tepkiler oldukça iyi. Bütün bunlar benim için Lost’u izlenilir kılıyor. En azından haftada 40 dakikalık bölümler eşliğinde, gerek felsefe alanındaki genel kültürümü, bilimsel geyiklerden kalma bilgilerimi, birazcık edebiyata katkı edebilecek hikayeleri, psikoloji üzerine birkaç şeyi falan tekrar etme şansı veriyor. Öte yandan, çok sürükleyici bir hikayesi de mevcut. Yani herkesin izleyebileceği bir dizi oluyor bu da. Tam bu nedenle popüler, yani diğer pop-art elemanları gibi, insanları kendi seviyesine çağırmıyor, bilakis insanlara beyin jimnastiği yapma şansı veriyor.
5. sezon başlamışken, ve bundan sonra 34 bölümü kalmışken, bir yerlerde edinip, izlemeyi tavsiye ederim.
bugün 0, toplam 2 defa okundu...













Bence izleyiciyi filme çeken bir unsur daha varki bölümlere milyon dolar harcanması herkes biraz da ondan izliyor sanki
sonu fos çıksa n’olur sanki?
amacına ulaşmış bolca seyirci toplamış başarılı bir dizi.
hatta son bölümünü de sinema filmi yapsınlar. asmalı konak’tan bi eksiği yok çok şükür.
mr. eko sen çok yaşa,şa,şa,şa…
“sonu fos ciksa n’olur sanki?”
ben soyliim: kan cikar… :) bu hizla fanlarin hepsi gelistirdikleri teorilerden Los Angeles’a yol yaparlar Abrams’i dovmek icin…
doğru diyorsun floridian, kan çıkabilir :)
lakin şu devirde öyle olayları çok normal karşılıyoruz.
bu ‘fan’ olayı da başka bir alem, farklı bir ruh taşımalı insan köklüce bağlanabilmek için, ben pek anlamıyorum…
Bu dizi en basindan beri hic ilgimi cekmemisti.
“Yahu, ucak kazasinda issiz bir adaya düsen insanlar. Birileri birbiriyle kavga edecek, birileri birilerine asik olacak ve arada balikla, hindistan ceviziyle beslenecekler. Aman…nesi heyecanli bunun” diyordum ve izlemeye hic yanasmiyordum.
Ta ki, 3 hafta öncesine kadar. Artik okadar bahsi geciyordu ki orda burda, en samimi arkadaslarimin bile artik dilinden düsmeyince, artik dayanamayip, merak edip hepsini en basindan izlemeye karar verdim ve izledim, son bölüme geldim dün.
Simdi, iyi ki de izlemisim diyorum. O nasil bir senaryo, nasil hikayedir öyle! Gercekten cok heyecanli, sasirtici ve cok farkli.
Zaman zaman ‘x-factor’ ve ‘gelecege dönüs’ tadindaydi benim icin.
Bu arada…George Clooney out, Sawyer in!:)