Ferhan Şensoy’un “Kahraman Bakkal, Süpermarket’e Karşı” diye bir kitabı vardır. Ben okumadım. Ama başlığı çok kullanışlı. Eskiden mahallelerin orta yerinde bakkallar olurdu. Turgut Özal döneminden itibaren, içinde her şey olan o bakkallar (hani stok dönemleri geçmişti artık) çocuklar için Alaaddin’in Cin’i gibiydi.
Bir gofret, bir sakız, bir de yumiyum almanın bedeli de bir avuca sığacak kadar bozuk paraydı işte. O bakkallar hiç fiş vermedikleri için belki de bütün resmiyetten uzaktaydılar. Ben çocukken süpermarkete girdiğimde o fişi almamak için kaçmaya bile çalışırdım.
Bakkal amcalar, mahalledeki herkesi de tanırdı sonra. Mesela bir gün annemin cüzdanından yeşil mi yeşil, parlak mı parlak 50.000 (eski) liralık banknotu alıp mahalle bakkalına inmiştim. Uğur Amca beni ve elimdeki parayı görür görmez kucağına alıp beni eve götürmüş ve bu masum hırsızlığımı anneme anlatmıştı.
Mahalle dokusu içindeki bu yardımlaşma havası, herkesin birbirini tanıdığı ve selam verdiği ortam aslında bakkalların ekonomik çıkarına ters de düşebiliyor. Çünkü tanışıklığın dozu arttıkça, o borç defterleri kabarıyor ve kapının önünden utana sıkıla geçen borçlulardan daha çok bakkallar utanıp sıkılır hale geliyordu.
Mahallenin kendi içinde çevirdiği bu borç ekonomisi de işte, belki de en çok bakkalları etkilerdi. Kolay değil, onlar çocukların evden sonraki ikinci yuvalarının sahipleridirler. Sanki o eskimiş dükkanlarda işler efsunlu bir biçimde cereyan ediyor, mallar tedarikçilerden değil de gökyüzünden bir paketle geliyor, kazandığı paralar da gökkuşağının dibindeki çömleğin içine gidiyormuş gibi davranmak durumundaydılar.
Bakkalların bütün bu masalsı karakterlerinin gidip de, yerine süpermarketlerin doluştuğu 2000′lerin sonrasında, küçücük çocuğun bir gofret alıp da kurtulamadığı o alışveriş mabedlerinde, bütün fantastik hayatın yerini, soğuk ve parlak koridorlar göze çarpıyor sadece. Bir de parlak ambalajlar.
Bakkal amcanın borç defterinin yerini ise kredi kartı ekstreleri aldı şimdi. Fakat banka önlerinden öyle mahçup geçip gidemiyoruz.
bugün 0, toplam 99 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- yumiyum
- Eski bakkal
- bakkallar
- eski bakkallar
- bakkal













bizim de bir hızır market vardı bakkal. ben de bir kere şeker çalmıştım itiraf ediyorum. gerçi biraz para bırakmıştım da, şeker 210binse ben 30bin falan bırakmıştım. tam çalmak sayılmaz.:)
yaşasın bakkal hatırası anlatılması!
ben de turşu, makarna, ekmek gibi şeyler alırdım bizimkilerden habersiz. neden çikolata, sakız falan almıyosam. ilginç. sonra bizimkiler bana kızardı hepsini aldığım gibi geri yollarlardı bakkala. bi keresinde turşu aldım diye babaannem acayip kovalamıştı beni elinde terlikle. ama bizim bakkalda öyle çok ilginç şeyler yoktu. halamların ordaki bakkal çok güzeldi. hep halamlara gitmek isterdim bakkaldaki değişik şeyler için. bisürü de bakkal vardı orda. gaste falan satılırdı bi de. ben de halamların orası çok gelişmiş medeni bi yer sanırdım. büyüyünce anladım ki normal bi mahalleymiş.
yazıda leblebi tozundan bahsetmemişsiniz. leblebi tozsuz bakkal yazısı eksik bi bakkal yazısıdır.
leblebi tozu için apayrı bir yazı lazım değil mi? :)
bu bakkallarin acikta sattigi biskuviler vardi, hatirlayan var mi bilmem..bebe biskuvisinin mudavimiydim ben ama gozum hep gevrek susamli sepsekerli biskuviye takilirdi, her ikisini de almak isterdim param cikismazdi, bakkal amca bana karisik yapardi ne cok sevinirdim:) kese kagidina koyardi biskuvileri..
bende bu eski bakkaları yaşatmak anısınamı diyim geçim derdimi diyim ilk okulu okudugum günden beri halen bakkal olmaya devam ediyrum eskideden bakkalar vardı lafınada kızmıyor degilim ha şimdi yokmu her sokakda 2 tane ülkemizde milyona yakın bu işyerlerinden geçinen belkide 5 milyon insan var ülkemizde ama herkez eskiden diyor bize eskidigimiz için ne yapalım bunada şükür ekmegimiz çıkıyor hala bakkalımızdan