Şimdi baktım da, 2 aydır sakinkafaya yazı yazmıyorum. 1 Mayıstan itibaren hiç yazı yazmamışım yani. Geçmiş sınavlarımın tarihlerine baktığımda görüyorum ki Mayıs başlarında sınavlarım çokmuş. Sonrasında finaller vardı zaten, yani sınavlar birbirini kovalayınca yazı yazamamışım. Bir buçuk ay boyunca cidden çok yoğundum, ödevler, sınavlar, projeler, raporlar derken gün içinde bir saatlik vakit bulamadığım bile oldu. Bir buçuk saatlik aralarımı değerlendirmek için bölümüme git gel yarım saat mesafede olan kütüphaneye gittiğimi hatırlıyorum. Hakikaten bunlar benim için mazeretti. Sakinkafa’ya da bu sebepten yazı yazmak hiç uğraşacağım bir iş değildi.
Bütün yazılarımı sınav bitiş tarihim 13 Haziran’a ertelemiştim. Neler yazmayacaktım ki bu tarihte. Yarım kalan yazı dizilerime devam edecektim, mühendislikle ilgili yeni konular ele alacaktım, zaman zaman çocukluk anılarımdan bahsedecektim, daha neler nerler…
Huzur dolu bir tren yolculuğu ile Ankara’dan İstanbul’a geldiğimde iseyaptığım ilk şey kardeşim ortason’a evde yeni bilgisayar oyunu olup olmadığını sormak oldu. Daha sonrası ise malum; bu güne kadar sürüklendim.Zaten bu sadece sakinkafa ile ilgili de değil. Sınav zamanı tatil için planladığım bütün etkinlikleri bir sonraki güne ertelemek yaptığım tek iş oldu.
Tabi bu ertelemek sorunu şimdi bahsedeceğim meseleden daha önemli ama, sakinkafa’ya 2 aydır yazı yazmamamın en büyük nedeni şimdi bahsedeceğim meseledir:) O mesele de şudur: alışkanlık. Alışmışım bir kere nasıl kurtulurum ki, olduğu gibi gitmesine alışmışım.
Benim için çok önemli bir sorun bu alışkanlık. Uzun zamandır öyle olmasına alıştığım bir şeyden kolay kolay vazgeçemiyorum. Saça verdiği şekli hiç bir zaman beğenmediğim berberimi değiştiremem mesela. Salatayı maydanoz ve soğandan ibaret zanneden paket servisçi lokantayı hiç beğenmem. Üstelik üç liraya lahmacun da pahalı bence. Ama telefonu elime aldığımda numaralar kendiliğinden çevriliverir. Sürekli birbirini kesen aile fertlerinde bahseden gazete sitelerinden tiksiniyorum. Ama bakıyorum da sık kullanılanlar listesinden hiç eksilmiyor.
Velhasıl kelam; düzeni bozmayı pek sevmem ben. Bilinmeyenden korkarım, çok cesur değilimdir yani. Bizim ailenin tabiriyle garanticiyimdir. Sonuçlarını tam olarak kestiremediğim bir işe şüpheyle yaklaşırım (Tabi berber, kebapçı seçimi gibi işler konusunda gereksiz bir özellik:)). Kimi zaman iyi bir özelliktir bu, kimi zaman kötü bir özelliktir. Aslında bunun doğrusu yanlışı yoktur, insanlar çeşit çeşittir zaten.




















segah yalın diyor ki:)
alışmaya çalışmak diye birşey yok
alışmak zorundayım
üzülmemek diye birşey yok
üzülmem gerek..
alışmak zorunda hissetmek yanıltıcı bir duygu mudur bilmiyorum; ama bu yanıltıcı duyguya da alışmışız bir kere!!!