
Sakin kafa sakinlerinin ‘bugün’ e ve dolayısıyla bu konuya ilgisiz/uzak durmalarını geçmişteki 14 Şubat’larda bu konunun yazıldığına mı yormalıyım acaba? Yoksa sitenin “ağır” sakinlerinin olası görüşleri olan “bu günün bir ehemmiyeti yok” görüşünün, sitenin diğer (blogcu, geyikçi) sakinlerine de - bu arada sayın nohut, biz de kategorize edilmeye doğru ilerliyor muyuz?- sirayet etmiş olmasına mı?
** *
Konu basında yaklaşık iki hafta önceden tırtıklanmaya başladı, biliyorsunuz. Olaya “Bir hristiyan kültürü” bakış açısıyla yaklaşanlar ile “Vahşi kapitalizmin, kalelerini güçlendirme çabası” bakış açısıyla yaklaşanlar ortak bir paydada buluşup güne de, kutlanmasında da mesafeli yaklaştılar haliyle. Karşı (ya da beri) taraf ise “Ya bırakın işte, bir günümüz var. Onu da derin siyasal ve felsefik yaklaşımlarınıza kurban etmeyin” ciler. Bu ikinci grubun (dünyadaki yansımanın ne olduğunu bilmiyorum) ülkemizdeki dayanak kişileri enteresan. Sanki daha önce kimse bilmez – etmezmiş gibi bu günü, bir ihtiyara (affına sığınarak) neredeyse Saint Valentine’in kendisiymiş gibi muamelede bulunuyorlar. Bu kişiler “guru” sunu şaşırmış bir vaziyette, vaziyeti idare ediyor.
***
Ben olaya ifade kökünü ön plana alarak yaklaşmak istiyorum: Bayramlar, kutlamalar, günler, anmalar belli bir aidiyete, bir duruma sahip olan kişi ya da toplumlara hitap eden etkinliklerdir. Kurban bayramını müslümanlar, 29 Ekim Cumhuriyet bayramını bu ülkenin vatandaşları, Paskalya’yı hristiyanlar, 4 Temmuz Kurtuluş bayramını Birleşik Devletler vatandaşları kutlar. Kimi durumlarda da evrensel bir eğilim söz konusudur. Ancak, böyle durumlarda da ırk, din, bölge farklılığı engel olmasa da bu etkinlik, ilgilenenlerin gündemindedir sadece. Örneğin, 1 Mayıs kutlamaları (ideolojik anlamda bir aidiyet söz konusu değilse) isçi ve kamu çalışanları dışındakileri ilgilendirmez.
Asıl adı Saint Valentine’s Day olan Sevgililer Günü de bu tarz etkinliklerden biri hüviyetinde uzun zamandır. Referansı bir dinin öğretisi olsa da evrensel bir anlama bürünmüş durumda, biliyorsunuz. Dindar hristiyanlar için ifade ettiği anlam bir yana, bütün dünyada hitap ettiği iki kitle var: Bir, ticaret erbabı. İki, (asıl konu) sevgilisi olanlar. Gece saatler 00.00’a gong ettiğinden bu yana telefonuma düşen kısa mesajlar bir ton soru doğurdu kafamda; Sevgilisi olmayan insanlara farz/vacip/sünnet olabilir mi bu günü kutlamak? Yani kutlama sorumluluğu söz konusu mudur? Hadi jargonu ile konuşalım, sevgilisi olmayanlar sevgililer gününü kutlamaya ‘ehil’ midir? Sevgilisi olmayan insanların birbirlerinin sevgililer gününü kutlamaları, iki katoliğin birbirinin kurban bayramlarını kutlamasına benzemez mi?
“Hilmi abi, paskalyan mübarek olsun abi.”
“Hanım, nice 4 Temmuzlara inşallah.”
“Hey George, cumhuriyet bayramın kutlu olsun.”
(Elbette paskalya kutlayan Hilmi abiler, ülkemizde kurtuluş gününü kutlayan aileler ya da cumhuriyet bayramını kutlayan George’lar var, istisnalar saklı.)
***
Yazının girişindeki tartışmanın kitle iletişim araçlarında daha fazla yer almasından mı, ‘hiç olmadığı kadar’ gerilen sinirlerin sokaklara taşıp ‘günün anlam ve önemine’ sığınma ihtiyacından mı bilmem, ama akşam saatlerinde trafikte iki yüz metrelik yolu kırk dakikada alabilmiş olmam, bu yıl kitleler nezdinde sevgililer gününün daha ciddiye alındığı fikrine götürdü beni. Normalde de işlek olan bir caddenin iğne atsan yere düşmez hale gelmesi ve hele de trafiğinin gıdım gıdım ilerliyor olmasına sevinmek gerekiyor belki, piyasalar açısından.
Ancak, son sözüm şudur ki;
Sevgiliniz yoksa dışarı çıkmayın…
Dipten not: Yazıyı okuduktan sonra içinizden geçen şey, doğrudur:)
bugün 0, toplam 4 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- sevgililer gunu vacip midir













Avustralya’da bir papaz demiş ki; “Bugün bir azizin bize hediye ettiği önemli bir gün. Günah işlemeyin, zina etmeyin!”
Papaz’la sizin ortak noktanız şu: Saint Valentine, kiliseye baş kaldırmış bir aziz. Bu anlamda “devrimci” bir amca. O nedenle bu özel günün “dinî” değil, daha çok “seküler” olduğu kanısındayım.
Öte yandan; sevgilisi olmayanlar yaşamasın da zaten :P
Sakinkafa’dan geyikçilerin tasfiyesi..
Bu işi en güzel Ertuğrul Özkök yapıyor; önce iki kavram atıyor ortaya sonra da ona taraftar buluyor. Sitenin “ağır” abileri de yok; geyikçi/blogcu tayfası da… Sitede insanlar var, akıllarına ne eserse onu yazan. Kategorize etmeye de lüzum yok…
Bence de 2 tayfa falan yok. 1 tayfa var onlar da sitenin ağır abileri/ablaları.. İster geyikçi olsun isterse entellektüel.. Herkes bu sitenin ağır abisidir. Sakinkafa’da yazan herkes sakin kafa’dır.
hah şöyle yola gel :P
e siz ikiniz anlaştınız şimdi iyi güzel de, ihale benim üzerimde kaldı. kategorizasyonu ben başlatmış gibi oldum sanki:-(
yar bana bir eğlence’den rastgele yazı okurken denk geldim kategori yazısına. çok önce, ben buraya doğmamışken yazılmış yani:
(Bknz: 1 Temmuz 2009, Yazarlarımızın Profilleri, Nohut, Editörden)
ayrıca orada ne kategorize eden yazısında, ne de edilenler yorumlarında, durumdan pek de şikayetçi gibi durmuyorlar:)
konjonktürel hep :)