Madem ki kuantum fiziği ile felsefe dünyası büyük bir nefes aldı, cevabımız şudur: Hem evet, hem hayır. Çünkü, bu iki zâtın arasındaki “muhabbet” bizim dünyamızın kriterleri ile bir “aşk” değildi. Fakat, aynı muhabbet, çok ileri düzeyde, belki “hayret makamı” içinde bir aşk’tı. Bunu anlamak için, önce “muhabbet” kapısı açılmalı, ardından “hayret makamı” ve Mevlana felsefesinin temeli olan “tevhid” esasları açıklanmalı, son olarak “aşk” bahsine tasavvufî bir giriş yapılmalıdır. Başka türlü, bu işin içinden çıkmanın en kestirme yolu şu oluyor: Mevlana ile Şems arasında eşcinsel bir aşk vardı. Yahut, Şems aslında hiç yoktu veya bir kadındı. Bu çözümlemeler bana hep “basit” görünürdü, zira Mesnevî’yi okuyabilen birisi, Mevlana’nın “kadına karşı duyulan mecazî aşk” hususunda da hemcinslerine benzersiz öğütler verdiğini bilir. O nedenle, girelim bakalım deryaya, kabımızdan neler çıkacak…
Mevlana ile Şems meselesi, Türkiye edebiyatında sıklıkla arz-ı endâm eden bir konu oldu son yıllarda. Önce kim başlattı bilemiyorum lakin Orhan Pamuk, Kara Kitap’ta işledi. Elif Şafak üzerine bir roman yazdı. Bir de Ahmet Ümit’in “Bab-ı Esrar”ı var fakat onu okuyamadım. Tabi bu işin öncesi ve sonrasında gazetelerde, edebiyat kritiklerinde ve dergilerde bir yığın yazı var bildiğim kadarıyla. Tarihsel açıdan, o yüzyılı yeniden yaratmamız (burada yaratmak insanî bir ‘yeniden konumlandırma’ anlamı taşıyor) imkanımız olmadığından, meseleyi detaylarıyla bilme şansımız yok. Tek yapabileceğimiz, sufi geleneğini irdeleyip, belki o meşrep içinde “muhabbet” kavramını biraz yüzeye çekmek olacaktır. Çünkü, tarihin hiçbir devrinde bir sufinin bir diğer sufiye “cânım efendim” deyişindeki derinlik yoktur. Hem Batılı hikayeler hep erkekler arası bir mücadele manzumesidir. Kadın uğruna, güç uğruna, servet veya makam uğruna mücadeleler. Savaşlar, devrimler, yıkımlar…
Tasavvuf, her şeyden önce çilenin mezhebidir. Kendini tüketip, asıl kaynağa bağlama sanatıdır. Bir’de fâni olmadır. Bu uzun ve meşakkatli bir yoldur. Hiç kimse, salt düşüncenin gücüyle bu yolda “yolcu” olamaz. Fakat düşünmekle bile nasiplenir. Hem bir deniz kıyısında yürümekle, denizde yüzmek, hatta o denizde boğulmak bir değildir. Hatta İslam Tarihi anlatan profesör derste “Bu sufileri anlatmaya benim gücüm yetmez, çünkü onların bilgisi içe dönüktür, sufi olmak gerekir” demişti (Sabancı Üniversitesi’nde oluyor bu hadise). Hal böyleyken, Mevlana ile Şems’i salt okumayla anlamaya çalışmanın da kendince girdapları var, yukarıda da bahsettiğim gibi.
Bir kere Şems şunu demiş enteresan bir adamdır: “Peygamber bu dünyayı ‘müminin zindanı’ olarak nitelemiş, bunu uzun süre anlayamadım.” Çünkü Şems’e göre, bu dünya sürekli İlahî oyunların oynandığı bir sahnedir. Onun baktığı her yerde, perdeler ardında da olsa bir “güzellik” vardır. Karanlık görmez, sınırlar yoktur. Özel bir ruhtur, Şems. Akıldan çok kalp. Öyle olunca da “algı” bambaşka oluyor. Mevlana’ya bakınca, hayret ediyor. Allah’ın binbir güzelliğini O’nun ruhunda seziyor. Allah’a âşık olan, kulundaki güzelliğine de vuruluyor. Seven, sevdiğinin ayndaki görüntüsüne, fotoğrafına da âşık olur zaten. Bu aşkı tarifin de tek yolu “Birlik” meselesidir.
Yani ki, seven de sevilen de kendini Bir’in varlığında eritmişse, artık aradaki “muhabbet” bizim anlayışımızdaki sınırlarla çevrili değildir. Bizdeki “benlik” onlarda yoktur. Öyle ki, bizim anladığımız bir “sevgi” değildir ortadaki. Aşk dediklerinde birbirlerine, aslında birbirlerinin suretine girmiş olan İlahî ışığadır hisleri. Mevlana suretinde olanla, Şems suretinde olanın, kaynağı bir aşkıdır varolan. Böyleyken, “Âşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer / Öyleyse ne diye aşka hayret ediyorsun” demiş şair. Hak vermek düşer bize de…
Önce “aşk” olmak lazım ki, her iki cânı anlayabilelim. Aşk kesilmek derler, yahut aşk rengine bürünmek. Ve maalesef, bu devirde zordur; neredeyse imkânsız. Evde, kendi imkanlarınızla denemeyiniz en azından…
bugün 0, toplam 155 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- mevlana şems eşcinsel
- mevlana eşcinsel
- mevlana şems
- mevlana ve şems eşcinsel
- orhan pamuk mevlana













deep reflection and moral…great writing
“Bu sufileri anlatmaya benim gücüm yetmez, çünkü onların bilgisi
i ç e d ö n ü k t ü r, sufi olmak gerekir”
insan(!) için bu böyle aya, tırnak içinde “üni.”deki hoca belki içinden çıkamayız hissiyle de(!)..
ya da tamam hoca için “bu böyle”.. biz içinden çıkamıyoruz, en azından ben..
ne bileyim bu deryaya en iyisi “diz dibinde” varılır, konuşmadan hiç, hani ‘hâmuş’ ya.. sadece göz göze hayır hemen dizinin dibinde..
yani mekan da insan da zaman da kısacası yaşanılan her anın her bir zerresi bu anın hakikatinde..
derste şunları not almışım(hocamız biraz açık bırakmıştı kapıları, belki dalabilirdim anfinin o sert sıralarında..)
“Şems sufiliğin aşk yolunu seçmiştir.
Bir çok yeri dolaştı, çok çeşitli meşrepten sufilerle tanıştı.Fakat tasavvufun bazı geleneklerine-göreneklerine sırt çeviren Şems, zahitlik ve zühtten uzak durarak kendisine yol olarak sufiliğin ‘aşk yolu’nu seçti..
“Tecelli-i aşk içre birbirlerine meclâ” olan Şems-i Tebrizi ve Mevlana söz söylenemeyen hadd ü kenarı olmayan aşk deryasından, inciler mesâbesinde sınırsız ‘şeyler’ söylemişlerdir.
Ancak onlar birbirlerini hakkıyla anladı.”
‘Hayret makamı’,
perdelerin yavaş yavaş aralanmasıyla eşyanın hakikatine varıp hayrete düşmek zamanı… ne çok sevmiştim bu tabiri ilk duyumsadığımda, teşekkürler efendim.
Not: İki sene önceydi yanlış hatırlamıyorsam, film festivalinde mevlana diye bir filme gitmiştim. Benim ciddiyetle izlediğim çoğu şeye gülünmüştü salonda -nefis terbiyesi kısımları-, oysa ne kadar az şey biliyormuşuz diye geçirmiştim içimden hayret edemiyoruz diye, aynı şeyleri eşcinsellik üzerinden tartışanlara da söylemekteyim hala ama artık eşcinsel edebiyat gibi bir genre var ne diyelim bu mevzuyu isteyen istediği tarafa çekmekte, ama bir büyük zat demiş ki ‘çıplak göz, kördür’…
deneyerek mi bulunur “aşk”?
“her arayan bulamaz, ama her bulan aramıştır”daki “giz”i anlamak lazımdır sanırsam…
Mükemmel bir yazı. Yazarı Konya’da, bu konuları gül bahçelerine bakarken çay içerek tartışmaya davet ediyorum.
Yazarın yolu düşerse neden olmasın Onur’cum :)
Birbirini gerçekten seven insanlar bu dünyada kavuşamazmış. Allah onları kıskanırmış olurda kavuşunca beni unuturlarsa diye… onlarda bu dünyada kavuşamamışlar…