“95 yaşında yaşayan bir tarih”
“Türkiye’nin tek Sümerolog bilim insanı”
“Pamuk gibi bir hanımefendi”
1914 yılında Bursa’da doğdu. 1936’da Ankara’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ne başladı. Sümer, Akad ve Hitit dillerinde yazılmış tabletleri temizledi, okudu ve yaklaşık 75bin tabletten oluşan “Çiviyazılı Tabletler Arşivi”ni 33 yıl çalıştığı İstanbul Arkeoloji Müzesinde tamamladı.
Prof. Kramer’in “History Begins at Sumer” adlı kitabını Türkçeye çevirdi ve kitap 1990′da “Tarih Sümerle Başlar” adıyla Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlandı. Kitabın çok ilgi görmesi üzerine 1993′te çocuklara yönelik “Zaman Tüneliyle Yolculuk- Sümerli Ludingirra” kitabını yazdı, ilerlemiş yaşına rağmen ardı ardına eser vermeyi sürdürerek Sümer ve Hitit kültürlerini tanıtan toplam 13 kitap yazdı. Makaleleri “Bilim ve Ütopya” dergisinde yayımlandı.
Ben daha şu yaşımda 17 yaşımın verdiği enerjiyi arar olmuşken, bu yaştaki bir insanın pırıl pırıl çalışan beyni ile yaptıklarını takdir ediyorum. İnsanlığa kattığı bu eşsiz kaynaklar için ona binlerce kere teşekkür etmemiz gerekirken içimiz rahat etmiyor ve alıştığımız gibi biz onu mahkemelere veriyoruz, ‘nerden taş atsak daha yakışıklı olur’ diye birbirimizi yiyoruz.
Yazdığı bir kitap yüzünden bundan 3 sene önce “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” suçuyla yargılandı. Oysa kitabında Sümer tabletlerinden okuduğunu aktarmıştı sadece. Davanın konusu olan “Vatandaşlık Tepkilerim” kitabındaki şu satırlardı. “Çoktanrılı olan Sümer dininde, özellikle büyük tanrıların mabetlerindeki isteyen kadınların kutsal görevlerinden biri de tanrının gelini olarak ‘genel kadın’ lık yapmak. Diğer rahibelerden ayrılması için de başlarını örtmeleri gerekirdi…”
Aslında Sümerleri mahkemeye vermeleri gerekirken ortada buldukları bir Sümerolog’u kendilerine hedef seçtiler. Aman birisi “türban” hakkında bir şey söyledi ya hemen vur kafasına, al lokmasını, ver mahkemeye. Başörtüsünün islamdan önce de var olduğuna inanmak istemiyorsan git öğren eski dilleri, oku tabletleri, ömrünü harca, sonra gör bakalım, istemezsen aktarma bize gerçeği. Hem ha önce ha sonra ne fark eder?
Şu sıralar da ‘sahte profesör’ gibi ne yana sataşacağını bilemeyen çocuklar gibi taş atıp duruyorsunuz sağa sola, ya tutarsa, tutmasa da acıtırsa diye, bi dene şansını bakalım. Ne kadar kolay emekleri göz ardı edip, keyfince hareket etmek.
Muazzez İlmiye Çığ’ın yazdığı “Atatürk Düşünüyor” kitabından;
“Evlerde henüz radyo yoktu. Bu marşın herkes tarafından öğrenilmesi isteniyordu. Ben elimde keman, arkamda öğrenciler marşı çalarak söyleyerek sokak sokak dolaştım. Bizi duyanlar kapılara çıkıyor, alkışlarla marşa katılıyorlardı. 19 yaşında bir kızdım. Ne utanıp sıkılmak, ne kınamak, ne alay etmek vardı. Çünkü vatan görevi yapıyordum.”
Bir aşkla bir şeylerin peşinden gitmek, uğraşmak, inanmak, çalışmak, çok çalışmak…
Bu güce hayran oluyorum.
Pilimin bittiğini düşündüğüm zamanlarda pamuk yüzlere bakıp feyzalıyorum.
İnançla çalışmak istiyorum.
İlginizi çekebilecek başka yazılar
İlgili yazı yokmuş



















“Bir aşkla bir şeylerin peşinden gitmek, uğraşmak, inanmak, çalışmak, çok çalışmak…”
sağol mor paspas, ben de artık “pilimin bittiğini düşündüğüm zamanlar bu pamuk yüze bakıp” ferahlayacağım!!
bugün hayrettin karaca (erozyon dede, TEMA vakfı onursal başkanı) ile beraberdim. malum bu iki yaşlı insan, el ele gezerler bazı bazı. en son okan bayülgen’in programında görmüştüm. düşüncelerim her ikisiyle de uyuşmuyor. fakat oturup muhabbet etmek çok tatlı… hikayeler, hikayeler, hikayeler…
Evet, seneler önce bayağı polemik olmuştu söyledikleri.
Ama kendisini, Sümerlerde uygulananlardan yola çıkarak bize endekslediği usulsüz teoriler ve önermelerle tanıyor olmak çok kötü:/