Çocukken düşündüğümüz bir çok ayrıntı olur. Kafamızda ilginç mekanizmalar kurar, sistemler icat eder, senaryolar kurarız. Bu çeşitli hayaller ve düşünceler kimi zaman bir büyüğün gerçekçi planlarıyla son bulur, kimi zaman ise fiziğin ve en önemlisi termodinamiğin acımasız kurallarına çarpan bir devridaim makinası kadar acınacak halde olur. Aslında benim yazacaklarım tam da onlarla ilgili. O zamanki hayallerim gibi insanlığı kurtaracak çapta değil ama, insanlığa hizmet etmeyi amaçlayan ufak fikirlerim var ve sizlerle birkaçını paylaşmak istedim. Mühendisliğin verimlilik prensiplerine aykırı olmayanlar çıkarsa içinden, günün birinde onlarla tanışacaksınız belki de.
Bugün dersten çıktıktan sonra yemekhanede yemek yedim ve yemekten sonra elimde çayımla kapıya doğru yürürken, kendimi diferansiyel denklemler ile harmanlanmış bir ısı probleminin içinde buldum. Problem şuydu; “çayın içindeki şekeri eritmek için çayı karıştırmak gerekiyor. Fakat karıştırırken de sıcak durmasını istediğimiz çay biraz soğuyor. Ben bu çaya küp şeker attığıma göre karıştırmaya hemen mi başlamalıyım, biraz beklemeli miyim, yoksa ara ara karıştırıp sürekli bir erime mi sağlamalıyım. Ve de ne kadar hızda karıştırmalıyım. Bu yaptığım işlemlerin sonucu şekerin erime süresi ile çayın sıcaklığını arasındaki optimum ilişkiyi bulacağım. Tabi bunların hepsini yaparken hava sıcaklığı, bardağın ısı geçirgenliği gibi dış etkenleri de unutmamam gerekiyor.”
Bir önceki gün ise kız arkadaşıma, buz tutmuş bir pet şişe suyun hangi koşullarda daha çabuk eridiğini anlatıyordum. Diğer koşullar aynı olduğunda kapağı hiç açılmadan bekletilen buz, eriyen kısımlarının azar azar içildiği buza göre daha çabuk eriyor. Sebebi ise suyun konveksiyon etkisinin havaya göre fazla olması.
Ondan bir önceki gün ise… Böyle olmayacak, geri kalanları maddeliyorum.
- Her sabah, okula gittiğim yolun hangi doğruları takip edersem daha kısa olacağını düşünüyorum.
- Hızlı trene ilk bindiğimde yaptığım ilk iş kontrol dersinde gördüğüm blok diagramlarını trenin hız kontrol mekanizmasına uyguladım (fakat o dersten kaldım).
- Kış boyunca odamdaki kalorifer peteğini nasıl daha etkin hale getirebileceğimi düşündüm.
- Güneşin taşınım ile dünyamıza gönderdiği ısı enerjisini, yazın evlerimizden uzaklaştırmak, kışın da evlerimize sokmak için çatıların ne şekilde tasarlanması gerektiğini düşündüm. Aslında bir sonuca vardım ama anlatması uzun ve zor.
- Daha da yazardım ama sınava çalışmam lazım.
bugün 0, toplam 15 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- devridaim makinası
- sonsuz devirdaim
- ilginç mekanizma
- ilginç mekanizmalar
- ilginç mekazimalar













bunları düşünmeyi bırakmayanların çoğu sonuca ulaştı. kalanı da bir dahaki neslin sonuca ulaşmasını sağlamada basamak oldu.
***
ben sabırsız karakterimden dolayı buzlu pet şişenin içinde biriken suyu hep içtim. sonra yine erimesini bekledim. şimdiye kadar bunu hiç düşünmemiştim :). teşekkür ederim. artık delikanlı gibi bir süre bekler. buzlar iyice eriyince içerim.
bir de sonsuz devirdaim makinasının halen çok basitçe yapılabilecek olduğuna inandığım için kendimden utanıyorum ama gerçekten aklımda süper bir fikir var ;). staj için istanbula geldiğinde tartışırız. sen de beni akışkanlar dinamiği, termodinamik yasaları, fiziğin acımasız gerçekleri derken yerle yeksan edersin. ya da belki gerçekten bir fikir geliştiririz.
sonra sen gerekli çalışmaları yaparsın. ben de hemen ingilizce bir internet sitesiyle olayı tüm dünyaya duyurur, patentini alır, ebay’den ve kendi sitemden projeyi satıp satıp bol bol kazanırım. sonra sen sağda solda “abim beni dolandırdı” diye anlatırsın. olay magazinel boyut kazanır. tarihe ikinci edison-tesla vakası olarak geçeriz.
senaryoya gel :)
babamlar seni sever, sen iyice mağdur rolüne bürünürsün. sakal bırakıp kitap yazarsın. ben de zenginlikten kendimi kaybedip fatih ürekli, artolu gecelere akmaya başlarım. sonra bir akşam “anlamlı” bir demet akalın şarkısında kendimi bulur tövbe eder, gelir senden helallik alırım. “canım kardeşim, şimdiye kadar hep senin yükünü taşıdığın bu proje sayesinde parayı kırdım, inşallah bundan sonra da sen kırarsın, al patentini de başına çal, beni de bir daha arama, telefonumu da sil” derim. sonra kendimi çöllere vururum. her yanım yara bere, susuzluk…
erzurumlular kıtlama içer çayı eskiden beri çözmüşler olayı :)
insanlığa faydalı aslında böyle her an ince ayrıntıları mühendis gözüyle düşünmek :) bi mühendis arkadaşım da öyle o da acayip projeler üretiyor,proje yarışmalarına katılıyor falan,ilginç,hayatı kolaylaştıracak şeyler yapıyor.
benim böyle şeyler düşünmeye gerek duymayacağım bi işim olduğundan ben ancak yapılanları görüp dede korkut gibi öğrencilerime anlatırım dua eder giderim.sizin proje fikrini çalıp zengin olma olayı, gerçekten ibret alınacak bi olay olur onlar için :D
küçükken yıldızlara bakıp, bir gün oralara seyehat etmek isterdim. fakat bir “büyüğüm” geldi ve “o yıldızların çoğu aslında ölü, ışıkları daha yeni ulaşıyor yeryüzüne” deyiverdi…
mühendisliğin meslek değil de yaşam tarzı olması bence harika. umarım iş dünyasına girdiğinde bunu kaybetmezsin..
mühendis aşka düşünce
her sistem ayrı bir düşünce…
bu cinaslı kafiyeyle mühendislik ve edebiyat dünyasını bir araya getirdiğim için kendimle kıvanç falan duyuyorum.
Bu arada Edison’a da hafiften üzülüyorum. En çok bilinen icatlarının pek geçerliliği kalmadı artık:)
Aman hocam fazla kasma , Sakin Kafa Sakin Vücutta unutma.. :D
çok azımız çocukken kurduğumuz komplike mekanizmların adamları oluruz gelecekte. sen şanslı olanlardansın sanırım.neler olmayı hayal ederken neler oluveririz bir anda.hayat kimsenin ne çocukluğunda ne de olgunluğunda aklından geçiremediği bir mekanizma ,yazamadığı bir senaryo tadında çıkar karşımıza ve biz o mekanizma içindeki cahili oynamaya başlarız.
her ne kadar bir mühendisin bakış açısına sahip olmasamda ; 1.paradoksundaki şekeri eritme olayı çok hoşuma gitmedi.verimlilik prensibinden çok basite indirmelisin biraz problemini. ve bunu şekeri çayda eritmek yerine – çözerek başlayabilirsin.
ama kısa donlu halini bildiğim kuzenimin ileride çok büyük mekanizmaların mimarı olacağına eminim.sen düşün düşündükçe derinleşir derinleştikçe aydınlığa çıkarsın
muhatap ta mühendisse, 3. şahıslara çok tuhaf gelicek diyaloglar olabiliyor.
misal bugun hayatındaki karışıklıklardan bahseden bi arkadaşıma şöyle bişey demiş bulundum: “lineer değil hayat, sinüs-cosinüs eğrileri gibi”.
hayat daha çok sinc fonksiyonu gibi. dalgalana dalgalana sönümlenir. bitmez de. öyle şekilli bir grafik işte.
sinüs kardinal dediler namıma bir kez
yine de bilir beni sinc diye herkes…
hala ben isem ben nezdinde
bil ki aslında değilim ben
aklım bir çıkışta bir inişte
görürsen alem-i ebedi sen
ben de sönerim belki
günün birinde
karedir, şerbet gibi ruhum, makam-ı frekansta,
zamandaysa bedenim.
makam-ı frekansta, geldiysem vücuda
bir delik bulurum alemden aleme
yanınıza gelir köşelenirim.
hala ben isem ben nezdinde
bil ki aslında değilim ben
senden daha insanım gizimde
sinc fonksiyonuysam da adımla sanımla
eğrilsem de bazen dalımla yaprağımla
benim bile,
bazen çiçekler açar yüzümde
sinc (x) = sin (pi x) / (pi x)