Sene bin dokuz yüz çift sıfır. Anneannemlerin İçerenköy’deki güzel apartman dairesindeyim. Segah’la belki de yüzlerce anımızın geçtiği bu ev bizim için bir lunaparktan daha az eğlenceli değildi. 6 tane odası olan bir evin bir çocuk için ne anlama geldiğini bilmeniz için tekrar çocuk olmanız gerekir. Ben şimdi çocuk oldum ve anlatıyorum.
Bu anımda segah bey yok. 1,5 sene önce kaybettiğim sevgili dayım var, ben varım, dayımın arkadaşları var, Coşkun Sabah var ve Dr. Alban var.
Sanırım 8-10 yaşında falandım. Sene 1991 veya 1992 idi. Dayımın kahverengi, ahşap görünümlü, büyükçe ve Philips marka bir kasetçaları vardı. Teyp, büyük görünümüne karşın tek kasetçalarlıydı. Anneannemlerde oynamayı sevdiğim gözde oyuncaklarımdan olan bu teybi, yine kardeşim segah ile oyun odası bellediğimiz, her zaman dedemin hacdan getirdiğini zannettiğim 10 tane yer minderi ile donanmış, gözümüze spor salonu kadar büyük görünen salona taşıdım. İçinde dayımın kasetlerinden biri vardı. Açtım biraz dinledim “no haş haş no fitamin” falan diyordu. Evet, Dr.Alban’ın efsane şarkısıydı çalan. Tabiki ben daha efsaneydim. Kendi sesimden birşeyler katmak istedim şarkıya. “Rec” tuşuna basmaya çalıştım ve basılmıyordu. Daha önce halamın oğlu olan kuzenim F. Bey’den öğrendiğim numara geldi aklıma. Kasetin ince tarafındaki iki deliğe bant yaptıştırmak. Oradaki delikleri kaparsanız çekim yapılabiliyordu.
Evet, ben de kapadım delikleri bir selobantla. Sonra söylemeye çalıştım ben de aynı şarkıyı. Ama olmuyordu. No haşhaş no vitaminden sonrasını uydurmaya çalışıyordum ama şarkı ingilizce olduğu için beceremiyordum. Sonra ben de dönemin popüler şarkılarından “Aşığım Sana” yı hatırladım, Coşkun Sabah’tan. Ve başladım söylemeye… Aşığım sana, doyamıyorum, ne de güzelsin bakamıyorum… Bu yüzdendir ki “Slumdog Millionare” de kör edilip “Darshan Do Ghanshyam” diye şarkı söyletilen çocuğu dinlediğimde kendimi hatırlamıştım ister istemez. O yaşın kaldıramayacağı kadar acılı ama ancak o yaşta olabilecek kadar içten…
Ve ben “Aşığım Sana” diye diye yaptığım yeni Dr.Alban, Coşkun Sabah karışımı tarzı teybin içersinde bırakıp annemlerle birlikte evin yolunu tuttum. Bir hafta sonra anneannemlere tekrar döndüğümüzde, dayımın arkadaşlarıyla mutfakta sohbet ettiğini gördüm. Yanlarına girdiğimde dayımın arkadaşları dayıma “bu o mu” diye sordular gülerek. Dayım da, evet diye gülerek cevap verdi. Ne olduğunu çözememişken, dayım sordu: Sakin Kafa, benim bir yabancı kasetim vardı, gördün mü onu? Ben çok utanmıştım. Dayım utanmam gerekmediğini söyledi ve güldü. Arkadaşları da güldüler. Oysa ben benzer nedenlerden dolayı abilerinden sopa yiyerek büyüyen çocukların hikayelerini çok dinlemiştim. Bünye sopa istiyordu. Neyse ki dayım öyle biri değildi. Bana verilecek en güzel cezayı verdi ve şarkıyı bir de onların yanında söylememi istedi. Ben de başladım söylemeye: Aşığım sana…
bugün 0, toplam 4 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- darshan do ghanshyam













Abi çok güzelmiş yazı:) Az muzur değilmişsiniz segah abimle birlikte:)
hakkaten o minderli salon az rüştüler, az hakan şükürler yetiştirmedi:)
dedem onları hacdan getirmemişti dimi? çok saçma olurdu öyle birşey olsa. evdeki her değişik şeyin hacdan geldiğini düşünmek de dedemin getirdiği envai çeşit hediyeden, oyuncaktan kaynaklanıyor heralde.
ah dedem. bana aldığı oyuncaklar 2 çuvalı geçmiştir heralde. segah kardeşim, sana çok daha az almıştır. hele ortason’a bana aldıklarının kimbilir kaçta kaçını.. ama o da bilgisayarla büyüdü zaten, oyuncağa ihtiyacı olmadı ki.
o günler ne güzeldi. şimdiden de şikayetçi değilim ama o manuel yaşamın kokusu başkaydı. arabanın bütün kapılarını ayrı kilitler, hepsini kontrol ederdik.
abi beni bilgisayarla büyüdü demişsin ama sizin sanki bilgisayar oynattığınız vardı bn oynuyodum ki zaten…:)
İşi hayra yordum:)
benim dayım da FEDON-AŞIĞINIM şarkısına bayılırdı.
ben de söyler dururdum tabi :)