13 gündür canım bir şeye sıkılıyor, bir şey çok şey oluyor.. N’oluyor diyorum herangibiri, neyin eksik en baba bölümde okuyorsun.. Ayın on beşinde en sevdiğin saat de hatıra tazelemeye…
- Hatıra tazelemeye değil, bütcağızıma.. sonra ayın on beşi dediğin yarın değil öbür gün..
- (hiç parantez açtırma bana, ilerde bol bol kullandıracaksın eminim, seni duymuyorum henüz, kulağım.. ‘and you are not me’de..)
- Asıl sen ben değilsin
Evet n’oluyor diyorum herangibiri neyin eksik en baba bölümde okuyorsun.. Tamam öbür gün öğleyle ikindi arasında hatıra tazelemeye değil bütcağızına gideceksin.. Hem belki bir iki not yükseleceksin.. Sonra gel keyfim gel dersin..
Ama biliyorum sen gel keyfim gel yerine git keyfim git dersin.. Yalnız kalmak istiyorum, yağmurlar yağsın ve ben altında ıslanayım, al bölüm senin olsun ben zaten orayı hiç sevmedim ki iki çift laf kıracak adam da aramam bu yüzden..
- Devam et bu yüzden
- Midemi sancılar basıyor, yemek akla gelince yeniliyor (vay vay vay vay), yürüyüşüm ürkek bir ceylana dönüşüyor.. ah ama su içmeye inemiyorum, çayırların falan büyüdüğü yok
- Sonra..
- Daha konuşmak istemiyorum…
- Sonra mı şimdi mi yoksa hep mi??
- …
- Bırak şu derin sessizlik ayaklarını, n’oldu ki birden, daha yeni başlamıştık atışmaya
- …
- Seni anlatabilmek (nerdeee) yani anlatmayı bırak anlayabilmek ne zor.. 13 günden beri canın buna mı tık tıklıyor..
- …
- Üç noktanın dayanılmaz hafifliği.. Hadi canıma tak etti de bir kez, öldürsen çıkmaz ağzından… Sabır hacı sabır.. Sana sabır taşı alayım mı?
- …
- Tamam zat-ı alinizi anlamak ve anlatmak biraz zor.. Bilmem kaç günden beri canın buna mı sıkılıyor.. Halbuki benim bildiğim sen sayılardan ve kesin şeylerden nefret edersin, çok plan program hesap yok hayatında.. Teklifsiz İstanbul maceralarına kolunda saat olmadan çıkan birinden başka şeyler duysam yani konuşsan..
(Silgi aranmaktadır.. hoşlanmadı benden, hani sayılar deyince burada yazmadım ama biri ders notunu sorsa kırk bir maşallahla kulağına uçurursun dedim,çok sinirlendi!!)
- Hadi ama üç nokta görmek istemiyorum
- Al bir de buradan yak, üff git başımdan iki laf kıracak kimse yok deyince insafa geldin de “aa bir iyilik olsun n’apıyor bizimki mi” dedin, sen git portebello cadına¹, daha üçüncü satırda kalmışsın, git işte kitaplarına, günlük bir saat internetine, filmlerine, yalın’ın şarkılarına ve o yalın şarkılarına, akşam yürüyüşlerine, evine git işte dön evine..
- Ya kuzum dur bir dakka sen demiyor muydun?
- Hayır ben demiyordum, “yaşamak belki de eve dönmektir”²
**
Now I’ve said to much
Çok merak etmiştim, “sonra mı şimdi mi hep mi” konuşmak istemiyordu.. Sonra bir söyledi pir söyledi, eve döndük biz de.. Yaşamak için, sıcaklardan korunmak için, eve adımımızı attığımız andan itibaren annemize kardeşimize selam etmek için.. Sonra bir de ne yazık ki sınavım için dönmek zorundaydık, masam onca fotokopilerle doluydu, kitap değil fotokopi.. Biliyor musun kitap yerine fotokopi kültürüyle geçebiliyorsun sınavları.. Herkes öyle yapıyor, fotokopi tanrıları kurtarıyor bizi..
***
Konuşmalara devam
herangibiri(yani ben) için varsa yoksa bir yazar vardı, diğerleri onun açılımıydı.. Mesela fuarlarda varsa yoksa o yazarın kitaplarını..
-Ne adı ‘varsa yoksa bir yazar’ mı?
-Evet anlamayacak ne var.. Alırım işte stok da yaparım. Hem fuarlarda daha ucuz oluyor..
-Ama sen de aynı kitaptan zaten var bir sürü.. Kimlere veriyorsun anlamıyorum, kargoyla filan Türkiye’nin tüm illerine birer varsa yoksa adamın, pardon bir yazarın kitaplarını mı postalıyorsun.. Ne kafasın, yoksa ne
-hayır daha farklı, lütfen bunla dalga geçme, kalelerimden biriyle oynama konuşmuyorum diye, zaten insanlar da öyle.. illa ağzından duymak için can evinden vururlar ki duymak istediklerini duyabilsinler..
-amma laf! Niye doluyorsun böyle, dalıyorsun!
- I dive again
- going under demek.. bu arada zaten insanlar da öyle dedin ya, ben n’oluyorum, niye herkes de senin gibi veya ona benzer bir şey değil de beni ayrı tutarak söyledin?
-çünkü sen delisin!!
-bak sen, delilerin diğer insanlardan daha akıllı olduğunu sen söylemedin mi?
-tamam işte iltifat ettik sana
-iltifat marifete tabidir herangibiri
-üff, sus
****
“insan sustukça daha da sakinleşiyor”³
- “tamam sustum” ⑷
- şimdi istersen gidelim buralardan
- “bir elif miktarı uzat boynunu
- budur işte şeklimiz şemâilimiz”⑸
- ya bayılıyorum bana şiirler okumana
- çünkü kalemin yetmediği yerde imdadıma onlar koşuyor, modern hayatın beni yutmasından koruyor, bir tür çevşen hani boynuna da asabilirsin, filketeyle göğsünün üstüne de tutturabilirsin, yatarken çıkarmana gerek yok şiir gibi rüyalar görürsün
- bir tür nuska gibi anlattın, yıllardır seninleyim yani gözünü açtığından beri.. söyle Allah aşkına nerede sakladın
- içinde şiir gölü olanlar bazen mayalandıklarını bazen de böyle tutup karşılıklı atıştıklarını söylemişti.. ben içimde taşıyorum, zaten insanın gizinde olmalı, sen de hissetmiyor musun insan her şeyi konuşunca hayatın hiçbir gizemi kalmıyor, insanı heyecanlandıran bir şey olmuyor.. aşk da öyle
- aşktan ölünür mü?
- daha ölmedim, yataklara düşünce sorsan, daha inandırıcı olur(!)
*****
Biraz da güncel haber: bir kitap ve vapur
- peki Salinger hakkında ne düşünüyorsun?
- hııı bu konuda Elif Şafak ya da Sevin Okyay gibi düşünmüyorum.. ne var yani sen de altmış yıl sonra Holden Caulfield’in Manhattan caddelerinde nasıl dolaştığını deli gibi merak etmez misin?
- şunu baştan anlat!!
- efendim şimdi hani ünlü yazar J.D. Salinger’in bir romanı var: “Çavdar Tarlasında Çocuklar” diye..
- hani senin otobüste yuttuğun kitap.. herkesin bir okuyuşta ilk satırlarından itibaren kendisini çektiği on altı yaşındaki ‘Holden’ mı, n’olmuş..
- otuz üç yaşındaki müstear adıyla J.D. California, işte Salinger’in kült romanı olan Çavdar Tarlasında Çocuklar’ın devamı olarak tasarladığı “6O Yıl Sonra: Çavdar Tarlasını Geçmek” başlıklı ilk romanında; Çavdar Tarlasında Çocuklar’ın kahramanı Holden Caulfield’in 60 yıl sonraki yani 76 yaşındaki halini anlatmış (kaldığı huzur evinden kaçıyor ve New York sokaklarını arşınlıyormuş). Münzevi romancı Salinger geçtiğimiz ay avukatları aracılığıyla “bu düpedüz üç kağıtçılık” diyerek sessizliğini bozmak zorunda kalmış.. 60 Years Later İngiltere’de yayımlanmış fakat kitabı yayımlayan yayınevine dava açan Salinger kitabın ABD’de yayımlanmamasıyla birlikte yüklüce bir tazminat istemiş.Kitabın yayımlanması yasaklanmış anlayacağınız..
- ne diyeceğimi bilmiyorum, genç adamın yazdığı o ‘76 yaşındaki Holden’i merak ettim.
- 90 yaşındaki Salinger bu durumdan hiç hoşnut değil ama, “Oysa tek yaptığım kendimi ve eserlerimi korumaya çalışmak” demiş.
- ya bu “devam roman” tartışmasında ben Selim İleri gibi düşünüyorum,Eylül’ü yeniden yazmak istermiş mesela.. Ben de küçük dostum Zeze’mle tramvay yolunda tekrar bir yürüyüş yapmak isterdim ya da ayaklarımız suda konuşmayı.. peki sen?
- benim aklım hala cumartesi günkü 6 vapurunda kaldı, hani eve dönerken etrafı umursamadan sırf aklından o vapuru çıkarmak için Salinger’in kitabını bitirdin ya.. peki şu genç yazarın kitabına sence yazık mı oldu..
- ya böyle nice eserler varmış tarihte.. mesela 19. yüzyılda yaşamış İngiliz roman yazarı Jane Austen’in bazımızın hayatının bir dönemine damgasını vurduğu o ünlü Gurur ve Önyargı’sı da nasiplenmiş bu durumdan ama içimizi acıtan bir şekilde.. Çok tepki çekmiş “Gurur ve Önyargı ve Zombi” adıyla yazılan kitap..
- Zombi mi, yeni duyuyorum ve çok üzücü.. oysa Aşk ve Gurur olarak da çevrilen o kitabın bence devamı falan olmamalı, çünkü bazı şeyler vardır üzerinde konuşulmaz..
- O 6 vapuru gibi mi, “sahi o kızı bir daha gördün mü?” ⑹
- …
- “tamam sustum.”
Kocaman Not: Sevgili sakin kafalar, aslında 13 gündürki can sıkıntısı, akşam 6 vapuruyla dinmişti, herangibiri çok kafa biri olduğu için yazamama sendromu üzerine kafa yoruyordu.. birden şairler, güzel bir Beşiktaş-Üsküdar arası ve şu devam-roman tartışması imdadına yetişti..Ve böyle çorba bir yazı mı desek yoksa bu sıcaklarda kendimi konuşturma çabaları mı deseniz.. işte aralara da efekt gibi giren apartılmış şiirler.. sonrasında New Hampshire’de ormanların ve sessizliğin ortasındaki evinde münzevi bir hayat yaşayan Salinger’in kitabıyla ilgili haberler..
Kaynakları da yazınca artık gidebilirim, aman Kafka’nın Davasındaki Josef K. gibi olmayalım.. Güncel haber Kitapzamanı’nın temmuz kapak konusundandır. Başlık zaten ayasophia’nın üzerine yazı yazdığı Zamana İsyan Eden Şarkılar 5: R.E.M. Losing My Religion’dan.. ¹ Bir Paulo Coelho romanı ² Bir Tarık Tufan sözü ³ Bir İsmail Kılıçarslan şiiri, orjinali “sustukça” değil “yazdıkça”dır. ⑷ Bir İsmail Kılıçarslan şiiri ⑸Bir İbrahim Tenekeci şiiri ⑹Tarık abi radyo programında böyle bir yoklardı.
Editörün notu: Ühü ühü ühü… Cümlenin ilk harfi büyük olur. “-”‘den sonra ki cümleler için de geçerli bu. “…”‘dan sonra başlayanlar için de, “..”‘dan sonrakiler içinde.. Çok uzun yazmışsın bi de nasıl düzelticem bu kadar yazıyı. Başladım ama ortasında sıkıldım. :(
bugün 0, toplam 3 defa okundu...













hani böyle kaybolursun ya bir yazıda. bunu yaşadım valla sağolasın… bilinçakışı tekniği her daim işe yarıyor vesselam :)
“benim çakıl taşlarım var irili ufaklı
kaybolduğumda yere yayıp yol yaptığım
çakıl taşlarım var her yerden topladığım
boşluğa düştüğümde oyunlar yaratıp oynadığım..”
kaybolacağımız yazılar, şiirler, şarkılar arıyorum ben hala.. sahi aya sen de
“tam zevkine varmışken birden yere düştün mü?”
ben çok düştüm… düz taban gibi :)
Herangibiri,
“That was just a dream
Try, cry, why, try
That was just a dream
just a dream, just a dream… ”
diyor ya şarkı, bu yazı da hayal meyal yazılmış tam bir interior monologue (iç monolog) tadında… Şu devam roman konusunda da, ben de pek iyimser değilim aslında, ama farklı bir bakış açısı sunmasından dolayı yine de olabilir diye düşünüyorum,ancak bu durumda baba eser hiç bir şey kaybetmez değerinden ve kaybetmemelidir de , ki zaten devam roman ya da oyunlar postmodern tarzda işlendiğinden aslında orjinalinin başlı başına bir enkazıdır, bir eleştirisidir…