Star Wars izleyicileri çok iyi bilirler. Sith Lordu’na karşı çıkmaya çalışan Anakin Skywalker, ışın kılıcıyla karşısına dikildiğinde, o yaşlı adam şunu der: “Benden nefret et. Öfkeni serbest bırak…” Ancak o zaman, “Dark Side”a (Karanlık Taraf) geçecektir Anakin. İsmi de Darth Vader olacaktır: Zalim imparatorluğun güçlü askerî dehası. Gerçek dünyada da işler böyle yürür; ilkokulda karşınıza çıkmıştır öyleleri mesela. Gelip sizi gıcık ederek aptalca bir hareket yapmanızı sağlar, sınıfın en şımarık veledi. Siz ona öfkelendikçe, güler. O güldükçe, daha da öfkelenirsiniz. Sonunda, öfkenizi başka şeylerden çıkarmışsınızdır. Mahallede, uzağa giden topu almak için koştururken siz, o topu daha da uzağa atan zalim abileriniz olmuştur. O öfkeli haliniz, ona çok komik gelir…
Bu diyalektiktir bir bakıma. Kendi enerjisini, oyunun kurallarından alan bir kısır döngü. Oradan hiçbir şey elde edilmez. Kuru öfke, hormon tepişmeleri ve çarçur edilen vakitten başka. Sonra öfke derinleşir içinizde. Şiddet altında büyüyen çocuklar, büyüyünce şiddete meyyal olurlar. “Büyük acılar suskundur” der bir Afrika kabilesinin reisi. O suskunluğun içinde, eli kolu da bağlıdır çoğu kez. Kendisini kızdırmak için yapılan hamlelere dahi, gülümseyerek cevap verebildiği için “kırar” döngünün hoyrat zincirlerini. O kırdıkça bu diyalektiği, sıkılır gider topu daha uzağa vuran abiler. Tam da bu nedenle devrim, öfkeli kalabalığın haykırışlarında değil, Tiananmen Meydanı’nda tankların karşısında öylece duran isimsiz adamın fotoğrafındadır.
George Orwell’in 1984′ünde çok sırlar gizlidir, okudukça açılan. İlk okuduğumda şunu keşfetmiştim: En absürt görünen düzen bile, etraflıca anlatıldığında mantığınıza yatabilir. Bu nedenle belki de, kötülüğün sınırlarını anlatan, onu her yönüyle deşifre ettiğini sanan, dahası “zalimin zalimliğine sebepler söyleyip duran” bir metin, zalimden taraftadır. Zamanla, zalimleşir. Söylemler, yeri geldiğinde diyalektiğin aynasında tersine döner. Fark etmezsiniz. İkinci keşfim şuydu: Big Brother’ın kabilesine bir ekranda “karşı-devrimci” liderin fotoğrafı gösterilir. Öfke seansıdır bu. O “hain” için öfke kusmuğu sipariş edilir kitleden. Salya sümük fırlatılır ekrana. “Kahrolsun!” diye bağrılır. 1970′lerde de bağırmıştık hani ve kimse kahrolmuyordu. Çünkü öfkeyi kabarttıkça, aklı yok edersiniz…
Ve, öfke gözleri kararttığında her şey mübahtır. Meşrudur her işiniz. Düşman belirlenir, saflar tutulur, kimseye bir şey anlatmanıza gerek yoktur. Söylemler parsellenir. Düşmana hak vereceğini düşündüğünüz her ima susturulur; susmuyorsa lanetlenir. Öfkenizi gayri-sahih gösterebilecek her sözü, karşı safın bir oyunu bellersiniz. Cepheler kurulduğunda, bunun adı savaştır. Elinizde ağır makineli silahlar, füzeler, roketatarlar yahut F-16′lar olmak zorunda değil. Çukurlar kazılmıştır bir kere, kimse kimseyi görmez. Kararan gözlerin zaten gördüğü yoktur da, sağa sola ateş açmaktır onun payına düşen. Savaş başladığında, herkes katildir. Sözler kaybolur, mimikler buzdolabındadır. Kalp yoktur meydanda, akıl tutulmuştur.
Ölümler illa ki bedende yaşanan salt gerçekler değildir. Vicdan, bir başkasının vicdanını abluka altına alıp, onu orada boğabilir. Ve vicdan, çok büyülü bir kelimedir. Sınırı, nasılı, niçini… En çok da bir sabitesi yoktur! Herkes kendince bir “vicdan” dayatır ötekine. “Zulüm, kimse zalimlik yapmazsa biter, mazlumlar dahil” dersiniz, yaptığınız şey, “yumuşaklık”tır. Gözyaşlarınıza bile kılıf bulunur… En acısı da budur. Anlaşılmamak eyvallah; o en samimi hislerle dökülen damlalara da benzetmeler yapılır. Kimlikleri kuşatılmış yığınlar ancak başkalarının vicdanını kuşatarak çıkarlar o çaresizlikten.
Ve, gene Albert Camus: “Şehitler, aziz dostum, unutulmak, alaya alınmak ya da kullanılmak arasında bir seçim yapmak zorundadırlar. Anlaşılmaya gelince, asla.” Söz biter, düşünce biter… Öfke gözleri kararttığında sıkılan her kurşun, savrulan her küfür, atılan her tokat; bittabî meşrudur!
bugün 0, toplam 17 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- tanka karsı duran adam
- tankman
- ve öfke gözleri kararttığında her şey mübahtır meşrudur her işiniz düşman belirlenir saflar tutulur kimseye bir şey anlatmanıza gerek yoktur söylemler parsellenir düşmana hak vereceğini düşündüğünüz her ima susturulur;
- tanka karşı duran
- tanka karşı













Sayın Ayasophia yazınız bana Bilge Karasu’nun gece romanını hatırlattı..(okumayanlara tavsiyem olsun)
A, evet. Okuyalı bir hayli geçmiş de, ondan bahsetmemişim mesela… teşekkürler hatırlatma ve tavsiye için…
Her zaman,bu arada elinize sağlık…