Bazı kilit kelimeler var. Gelir gelir tam boğazından çıkacakken içeri kaçar saklanır. Yutarsın. Çiğnemeden hem de. Löp diye oturur midene. Zaten ardından sindirim sistemine dahil olmaz. Orada midende öylece kalır. Kaskatı. Hep seninle yaşar. Yanına benzerleri gelir. Hepsi “söylenemeyen sözler dağı”nı oluşturur. Dağ büyür sonra sana “reflü, gastrit, sivilce, karın ağrısı, migren” gibi hoş darbelerle saldırır.
“Özür dileyememek” midedeki dağın en önemli hammaddesidir. O insan birçok kelimeyle iç içe yaşar, konuşur da konuşur. Bol bol söylenir. Konu yaptığı bir hataya gelince değişen bir şey olmaz. Hatta daha bol şekilde söylenmeye devam eder. Ama hakkını yemeyelim çok titiz bir insanoğludur bu, konuşurken tabu kelimeleri kesinlikle kullanmaz.
“Özür dilerim”
“Üzgünüm”
“Seni kırdıysam bağışla”
“Bir hatam varsa affeyle” gibi cümleler kurmaz.
Kur-a-madığı bu cümleler yüzünden çenesi yere düşer. Kafaları şişirir. Çok bilir. Ama bu söyleyemediği sözcüklerin içinde gaz yaptığının farkına varmaz. Varsa bile artık çok geçtir. Çünkü farkına da varsa bunu değiştirmek için bir şey yapmaz. Yutkuna yutkuna gazın geçeceğini zanneder.
Geçmez ama kardeşim.
Öyle midene oturur laflar, taş olursun taş.
Yapma böyle güzel insan, kırma karşındakini, bir hatan varsa af dile.
O da rahatlasın, senin midende.
Peki, “özür dilenen insanoğlu” ne yapacak?
O da bağışlayacak, sarılıp öpüşecekler, mutlu son olacak.
Bir bildikleri var diyerek büyüklerimizin bir sözünü hatırlatıp görevimi yapmış olmanın sevinciyle uzaklaşırım buralardan…
”Başkalarını hep bağışla, kendini hiç bağışlama.”
Yeri gelmişken söyleyelim notu: Bağışlamak çok sağlıklı bir iştir. Kişinin kendini özgürleştirmesidir. Kancaya taktığı insanı serbest bırakıp ondan bir şey beklemediği anda rahatladığının farkına varmasıdır. Kafasında kurduğu vesveselerden de sıyrılıp boşa enerji harcamaktan kurtulmasıdır. Yani çok iyi bir şeydir bağışlamak. Kıssadan hisse, hazır bayram da gelmişken, “özür dileyin” ve “bağışlayın”. Böylece didaktik bir yazının sonuna da gelmiş olduk pek değerli okur. Evet evet geldik ve bitirdik.
bugün 0, toplam 8 defa okundu...
Bu yazı için Google'dan Gelen Aramalar
- özür dileyememek
- boğaz ağrısı söylenemeyen sözler













kullansa dert, kullanmasa ayrı dert. “özür dilemek bu kadar zor olmamalı” der dururuz ama hemen özür geldiğinde de gelmiş olan özürün çabukluğundan dolayı içimize yine kurt düşecektir. çoğu zaman derdimiz özrün gelip gelmemesinden ziyade “özrün kozmik bir dengenin en hassas noktasında içimizi rahatlatacak şekilde gelmesi” bencilliği olabilir…
bi de bunun tersi var: sürekli özür dilemek. mezar taşlarına da “verdiğim geçici rahatsızlıktan ötürü özür dilerim” yazılıyormuş :)
şaka bi yana, bizde özürler hep birikir, tam ip kopacakken toptan halledilmeye çalışılır. o da olmaz haliyle…
ama sürekli özür dileyen insanların da sorunu çevresindeki kimseciklerinin özür dilememesi. kimse özür dilemeyince o da düşünüyor ‘lan acaba biz mi bi kusur işledik, bi özür dileyelim bakalım’ diyor. sonra da bu onun görevi oluyor bir türlü sıyrılamıyor. baksana mezar taşına kadar gitmiş mesele…
vay halimize.
temelden çözüme gidersek,
“cihan bağında ey aşık, budur maksudu ins-ü cinin;
ne senden kimse incinsin, ne sen kimseden incin!”