Aforizma değil belki deyim olacak bu ama sevgili anneciğim “yemek sonrası keyif yapmak” anlamında kullanıyor bunu, içinde biraz “nispet yapmak” anlamı da var sanki.. (TDK’da “çalım yapmak amacıyla bıyıklarını kıvırmak” olarak geçiyormuş )
Örnek diyalog:
Anne tabağı doldurmuştur.
Ayine: Annecim bu çok fazla yaa, bitiremem ben.
Anne: Ne fazlası kızım, küçücük bi çocuğun önüne koy şu yemeği, iki dakikada yer, bıyığını da büker.
bugün 0, toplam 76 defa okundu...


Haziran 1999



Malumunuzdur sitenin yan tarafındaki bileşenlerden google & sakinkafa başlığı altında Google da yapılan aramalar sonucu sitemize gelen bağlantıları görebiliyoruz. Bu bileşeni biraz takip ederseniz insanların neyi nasıl aradıklarını görebilir ve hatta bazen hayretler içinde kalabilirsiniz.
Önce bir rüzgâr esti hafiften. Üşüdüğümü hissettim. Soğuktan mı yoksa yalnızlıktan mı üşüyordum bilemiyorum. Yıllanmış montum artık beni ısıtmıyordu. Tipi bastırdı aniden, sakalıma yapışan kârlar topaklanmaya başlamıştı. Çaresizce dolanıyordum. Bir elimle montumun açılmasını engelliyor, bir elimle de şişemi sıkı sıkıya tutuyordum. Bir bina duvarının dibine oturdum. Hava yumuşadı, şehirde giyidi beyazlarını…
Yine, yeni bir yağmurlu gün ve ben yine “şu yağmur hele bi’ dursun da öyle çıkayım” modundaydım. baktım yağmur yok attım kendimi masal şehrim, canım, balım dediğim şehrin yollarına. bu sefer pozitif olmayı çok denedim ancak bu yağmurlu havalar beni hep geriyor. botumu montumu şemsiyemi donanıp sakin sakin yürüdüğüm halde bu yağmur neden hep en çok beni ıslatıyor? kendimi metroya attığımda derin derin nefes almaya çalışırken neden insanlar dönüp bir kez olsun bana bakma gereği duyuyor? Cevap veriyorum: çünkü hep ben çok ıslanıyorum.
Halamlardayım.., televizyonun dibindeki sedire oturmuş televizyon seyrediyorum. Gözlerim televizyonu seyrediyor, ayaklarım halının ucuyla oynuyor. Ellerim kucağımda kenetlenmiş. Televizyondan gözümü hiç ayırmıyorum ve bir ayağım üstte bir ayağım altta halının kenarıyla oynayıp duruyorum.
Taşradan Ankara’ya bir şehirler arası otobüsteyim. Gecenin zifiri karanlığı. Taşradan Ankara’ya bir şehirler arası otobüsteyim cümlesinin nostaljik yansımalarının ötesinde ön koltuğun arkasına monte edilmiş bir küçük kutu ve içinde envai çeşit cümbüş. Kanalları geziyorum, izlenecek bir şey yok derken otobüsün ön camına yerleştirilmiş kamera sizin şoförle empati kurmanızı sağlıyor. Otobüsün uzun farları eşliğinde gecenin yırtılan karanlığı, yol çizgilerinin ve tabelaların parlayan fosforuna karışıyor ve dalıyorum…











