17 Ağustos 1999′la ilgili şöyle yazmışım Sakinkafa’da: “17 ağustos [sabahı] bir enkazın nasıl temizleneceğine dair hiçbir fikri olmayan insanların sabahıydı aynı zamanda.” Evet, o kadar acemiydik. Şu sıralar Yılmaz Erdoğan’ın “cebimde kelimeler” oyunundan bir sahne paylaşılıyor sosyal medyada. Erdoğan, “Tanrı uyarmıştı aslında bizi,” diyor 99 depreminden bahsederken, “Erzincan’da, Van’da, Diyarbakır’da…” Ama, oralardaki acıları acıdan saymayınca Erdoğan’ın dediği gibi, körfezde binlerce insan ölüyordu. Acaba sadece bundan mı geliyor başımıza her defasında?
bugün 0, toplam 57 defa okundu...







Hepimiz bir şeyler sürünüyoruz. Parfüm, deodorant, gül suyu, kolonya, losyon… Ya da günümüzde rağbet gören “doldurma parfümler”i kullanıyoruz. Sonra da insanların arasına karışıyoruz. Bazıları zannediyor ki toplum içindeki varlığını sadece bu koku sayesinde kanıtlayabilir. Ayakkabısının içinden küpesini çıkarıp kulak deliğine kadar her yere sıkıyor. Sonra sırıtarak sokağa çıkıyor. Yürüyor salına salına. Herkes ona bakıyor, o da ilgiyi üzerine toplayıp mutlu oluyor, bu sefer çaktırmadan içten içten sırıtıyor. Arkasını dönüp baksa o anda nefes almamak için ağzımı burnumu kapattığımı görebilir oysa. Ama arkasına bakmıyor, devam ediyor herkese gösterecek kokusunu. Eskiden yaz geceleri sinek ilaçlama arabaları geçerdi ya arkasından koşar dumanı içinde kaybolurduk. Bazen de arabayı görür görmez hemen apartmanın içine girer saklanırdık. İşte şimdilerde bunu hem kızlar hem erkekler yapıyor. Bol bol sıkınıyorlar, sonra sinek kovalama arabası gibi dolanıyorlar sokaklarda.











