John Locke’u bir popüler kültür figürü olarak tanıtmamalıydım aslında. Lost’un pazarını sürekli genişlettiği ve takipçilerini meraktan meraka koşturduğu bir ortamda bu gevezeliğe düşmek işten bile değildi. Ancak her şeyde olduğu gibi felsefenin de “pop” hâli iç gıcıklayıcı bir şey olarak gözümüze sokulabiliyor bazen. Belki senaristler de yeterince ikna olmuşlardı ki; John Locke’un bedenine bambaşka birini yerleştirdiler: Lost’un en beklenen kötü adamını.
İspanya’nın güneyinde bir gezinti
Ocak ayında güney İspanya'ya gitme fırsatım oldu, yeyip içtiklerim benim olsun gördüğüm güzellikleri anlatayım istedim.Öncelikle şunu söyleyeyim, eğer Avrupa’da schengen sınırları içinde yaşıyorsanız, böyle bir geziye çıkmanız çok kolay. Zaman ve para sorunlarınızı çözdüğünüzü varsayarsak tabii. Avrupa içinde çok yaygın olarak uçuşlar düzenleyen ryanair bu iş için biçilmiş kaftan diyebilirim hem de İspanya’nın birçok şehrine sefer düzenliyor. Uçuşunuzdan bir iki ay önce bilet alabilirseniz çok ucuz miktarlara bulabilirsiniz. Hiç ilgili yazı yokmuş, ne ilginç di mi?
İlginç Bir Fotoğraf Çalışması: “Feet First”


Ömrünün her safhasında aynı mekana gidip aynı pozu çektiren bir adamın fotoğraflarını biliyorum. Kronolojik sıra ile baktığınızda her fotoğrafta adamın saçının modeli, giysileri, hatta fotoğraf kalitesi bile çekildiği dönemi yansıtıyor. En güzeli de bir vakit sonraki fotoğraflarda önce eşini görüyorsunuz, sonra sırayla ilk ve sonraki çocuklarını, “an”ı ölümsüzleştiren o karelerde.
"Yıllar neleri götürmüş özünden, neleri değiştirmiş / sele mi kapıldın İstanbul yokuşunda" esprisini yapanlar olmuştu, lakin yaşadıklarınızı gülümseyerek anımsayanlardansanız siz de, “ şiddetin ne hoş/ne güzel şefkatin”i mırıldanırken bulabilirsiniz kendinizi. Değil mi ki geçmişin elemi gidiyor, lezzeti kalıyor?
Fotoğraf böylesi “süper” bişey işte. Hiçbişey “bitmiş gitmiş” olmuyor.
İmkân olsa da bulsak, paylaşsak o çalışmayı.
Elimizde ...
Komedyen Duruşları
Şuradaki yüz ifadesindeki canlılığa, ağızdaki rahatlığa omuz ve kollardaki kendine güvene bakın. Usta komedyen duruşu budur işte. Ya da usta demiyelim de, usta komedyen duruşuna sahip komedyen duruşu. Sanki kollarıyla sizi keklik gibi avlayacak bir çevikliğe sahip. Sanki bir o yana bir bu yana espri bombalayacak bir yanar dönerlik var halinde... İşte kabına sığmayan, komedyen budur...
Related posts:Dilbilgisi Dersi: “Dahi anlamındaki -de, -da ayrı yazılır.” ...
İstanbul; çekilmezliklerine (bile) mersiye…


Sözüm, bu şehirde doğup büyüyenlere değil…
Burada doğup büyümemesine karşın, burada doğup büyüyenlerden daha yerli olanlara da, değil… Onlar bu şehrin boğazının, slüetinin, erguvanının, yedi tepesinin, kulelerinin, şarkılarının sahipleri… Bizler çok sonradan geldik, her şey sahipli ve yerli yerindeydi geldiğimizde. Sosyolojik anlamda olmasa bile aidiyet anlamında bu şehrin varoşlarındaydık…
* **
Dışarıdan gelip yerleşenlerin, sonradan gelenlere rehberlik ederken sıkça kullandıkları bir cümle vardır: “Bu şehir, önce nefret ettirir kendinden. Sonra da bağımlılık yaratır.” Evet bir çok insan “Uzun kalmayacağım.” deyip başlamıştır bu şehirdeki macerasına ve sonra çocuk, torun vs derken döneceği yere ya omuzlarda döner ya da arkadan gelen nesiller onu “Yakınımızda ...
Mühendisliğin Saplantıya Dönüşümü
Çocukken düşündüğümüz bir çok ayrıntı olur. Kafamızda ilginç mekanizmalar kurar, sistemler icat eder, senaryolar kurarız. Bu çeşitli hayaller ve düşünceler kimi zaman bir büyüğün gerçekçi planlarıyla son bulur, kimi zaman ise fiziğin ve en önemlisi termodinamiğin acımasız kurallarına çarpan bir devridaim makinası kadar acınacak halde olur. Aslında benim yazacaklarım tam da onlarla ilgili.
Related posts:Isı Yalıtımının Saplantıya Dönüşümü ...
Tasolarımla Hayat Ne Güzeldi…


Küçükken bilgisayarı şimdi kullandığım kadar kullanmıyordum. Genelde dışarı çıkıp akşama kadar top oynuyor,bisiklete biniyor,yerden yüksek gibi oyunlar oynuyordum.Onları oynuyordum ama bana Tasolarla oynaması daha bir neşe, bir sevinç ya da hüzün katıyordu.Çünkü ya yeniyor ya da yeniliyordum.Şimdi ise bu tasoların bir espirisi kalmadı.Kartlar,bilgisayar ve playstation oyunları çıktığı için bu tür tasodur,yerden yüksektir, hatta dışarı çıkıp top oynama bile kalmadı.
Related posts:Gündelik Hayat Yanılgıları ...M. Bison’un Hayat Hikayesi ...Hayat Dersi 3: Başlarsan Biter ...
Lambada’yı özlüyorum… /Yassak kardeşim özleme/


90lı yılların başı. Her şeye karşı en meraklı olduğum zamanlar. Bir şarkı var her yerde duyduğum. Artık nerelere takılıyorsam o dönem. Aman bir şey sanmayın bakkal çakkal yani, öteye gidemiyorum. Belki servis şoförü amcamız da çalıyordur arabasında. Oradan buradan duymuşum işte. Ipod yok o dönemler, acele etmeyin daha çok var icadına. İşte o şarkıyla okuma bayramında mı yoksa öyle özel bir gecede mi şimdi tam hatırlamıyorum bir gösterimiz vardı. Herkes çok mutlu, dans ediyorduk. İlkokul çocuğu neşesiyle, sorgusuzca...
“çoolaabenito marianna luiz albertooo…”
Öyle saf saf söylüyorduk. Her teneffüste tren olur,
Related posts:Güzel Kardeşim Emergency ...Cümbeci Yaşar ...Küçüklüğümün Çizgi Filmi Ninja Kaplumbağalar ...
Tırsmanın ötesinde “çocuklu korku filmleri”


Çok ufak yaşlarımdan beri doğaüstü hikayelere, korku filmlerine bayılırım. Tek çocuk olmam hasebiyle odamda gözlerim faltaşı gibi açık, yatmadan önce annemlerin eş dostla konuşurken anlattığı gizlice dinlediğim perili korkunç hikayeleri tasvir ederek çok zaman geçirdim. Uzun süre annemle babam beni bunlardan uzak tuttular, ama önce halamlardaki beta sonra bize alınan vhs video ile kuzenimle beraber bu çemberi yardık. İlk bilinçli izlediğim korku filmi "Evil Dead" oldu ki başarılı bir film olmasına rağmen beni sarmadı. Daha sonra oldukça iddialı filmleride izledim ama beklediğim gibi olmadı hiçbiri, taa ki "Hayvan Mezarlığı" filmini izleyene kadar.
Related posts:İzlenesi Uzak Doğu Filmleri-1 Bir Kim Ki Duk ...
Aysel Gürel’i anmak… ya da delilige övgü
"Bir miktar delilik, en kutsal zekadir.....ayirt edebilen göze"
(Emily Dickinson)
Aysel Gürel... 17. Subat 2008'de kaybettigimiz kadin...
I.Ü. Edebiyat Fakültesi, sanat tarihi mezunu, Türkolog, Edebiyat ögretmeni, tiyatro oyuncusu, sair ve sarki sözü yazariydi. Ünzile, Firuze, Sen aglama gibi, daha nice güzel sarkilarin sözlerinin de yazariydi.
Cok uzun yillar evvel TV'de kendisini ilk gördügümde "e yok artik, ucmus bu!" demistim...Ama zamanla bana, insanlara yüzeysel bakmamayi, bize cok farkli ve ters gelen özelliklere sahip olan insanlarin da, aslinda nekadar derin, degerli ve sevilmeyi hakeden insanlar olabilecegini... yargilamamayi ögretti.
Bizim toplumumuza hep fazla geldigini düsünmüsümdür... Kendisiyle dalga gecenlerle dalga gecen, hatta kendisiyle de dalga gecebilen, icinden geldigi gibi ...
Mevlana Şems’e Âşık mıydı?


Madem ki kuantum fiziği ile felsefe dünyası büyük bir nefes aldı, cevabımız şudur: Hem evet, hem hayır. Çünkü, bu iki zâtın arasındaki "muhabbet" bizim dünyamızın kriterleri ile bir "aşk" değildi. Fakat, aynı muhabbet, çok ileri düzeyde, belki "hayret makamı" içinde bir aşk'tı. Bunu anlamak için, önce "muhabbet" kapısı açılmalı, ardından "hayret makamı" ve Mevlana felsefesinin temeli olan "tevhid" esasları açıklanmalı, son olarak "aşk" bahsine tasavvufî bir giriş yapılmalıdır. Başka türlü, bu işin içinden çıkmanın en kestirme yolu şu oluyor: Mevlana ile Şems arasında eşcinsel bir aşk vardı. Yahut, Şems aslında hiç yoktu veya bir kadındı. Bu çözümlemeler bana hep "basit" ...
-
-
göçmen ağları üzerine..
6 Şub 10 (23:05) | kirpininmordikeni yazdı | Hayattan Detaylar | 4 yorum

Efendim, uzun zamandır üzerinde düşündüğüm bugün ise birebir, canlı canlı şahit olduğum bu fenomen, göç çalışmaları alanında sıkça kullanılan “migrant networks” teriminin Türkçesidir. Network yerine “chain” kullanıldığı da görülür, ki “göçmen zincirleri” anlamına gelir.
Konu üzerinde akademik bir çalışmayı (ingilizce) merak edenler şöyle buyursun: (http://sociology.msu.edu/documents/MigrantNetworks.pdf ) Biz de kalanlarla devam edelim, zira anlatacaklarım bu makaleden çok daha ilgi çekici ve örneklerden oluşuyor.
-
M. Bison’un Hayat Hikayesi
5 Şub 10 (9:31) | Nohut yazdı | Ikonografi 90'lar | 0 yorum
Street Fighter karakterlerine hız kesmeden devam ediyoruz. Sıradaki karakter, oyunun baş kötüsü…Street Fighter’ı oynayanlar bilir, bilgisayara karşı oynayınca M. Bison karakteri en son karşımıza çıkar ve onu yendikten sonra oyun mutlu sonla biter. Peki kimdir bu M. Bison?
Bir değişiklik yapalım ve bu hafta bir bilgisayar oyununun kötü karakterinden bahsedelim. Çocukluğumuzda genel olarak Mr. Bison diye bilinen ancak gerçek adı M. Bison olan bu karakter, Street Fighter isimli efsanevi dövüş oyununun baş kötü karakteridir.
-
Hakim güç, The Truman Show ve Türkiye Gerçeği
4 Şub 10 (13:49) | cebelitarik yazdı | Gündem | 10 yorum
Her sistemin, düzenin, oyunun içerisinde çeşitli güçler bulunmaktadır.Hakim güç oyunun içinde olmakla beraber kuralları düzenleyen mekanizmayı da elinde bulunduran güçtür.
Bu sebeple oyunu oynayıp kazanmanız neredeyse imkansızdır.
Çünkü ‘hakim güç’ işine gelmediği yerde kuralları değiştirecektir.
-
Çok dolmuşum, insan dediğin ara sıra dedikodu yollu olsa da boşalmanın tadına varmalı. Ne de olsa üçüncü kişi muhataplar göz önünde değil ve çoğunun kim olduğu da muamma. Böylesi gerçekten de daha kolay ve vicdana hafif geliyor. Ne de olsa anlatımımı güçlendirecek el kol hareketlerim, mimiklerim, ses tonumun gösterdiği değişiklik gibi faktörler de anlaşılmıyor. Yazı yazmak, bir yerlerde birileriyle bir şeyler paylaşmak amacı güdülüyorsa diğerlerinden çok farklı bir metottur. Ben de bunun yarattığı ferahfeza ortamda, saatlerim 02.26′yı gösterirken, üçüncü defa özgürlüğe kavuşmak amacı ile makalelere kafa yorarken, dış etkenlerin hassas algılarımda yarattığı tahribatı ifşa edeyim de rahatlayım dedim. Dedim ya insan zaman zaman dolan ve boşalmaya ihtiyaç duyan bir varlıktır.Hazır lafı dolmak ve boşalmaktan açmışken, aradaki anlam örgüsüne hayret edip gelin birlikte değerlendirelim
-
Fenomen Matrix üçlemesinin ilkinde usta Morpheus, seçilmiş Neo’ya bir binanın simülasyon terasında ‘uçmayı’ öğretirken “Zihnini özgür bırak, düşüncelerinden arın.” diyordu. Diyordu, zira Neo, ustasının çekirge gibi zıplayarak uzaklaşmasını ve uzakça bir binanın terasında karınca büyüklüğüne kadar küçülmesini izledikten sonra bulunduğu yerin yüksekliğini, aşağıdaki asfaltın sertliğini düşünmekten kendini alamıyordu. Neo’nun, ustası gibi uçabilmesi için bulunduğu yerin yüksekliği ya da aşağıdaki zeminin sertliği düşüncesinden arınması ve sadece uçmaya odaklanması gerekiyordu.
-
“Engineering Approach” – biraz matematiksel modelleme-
3 Şub 10 (15:12) | ayine yazdı | Akıl Defteri | 1 yorum

Yer: Şişli, Halaskargazi Caddesi
Bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaktadır.
ayine: -Abi yaa, biraz kalori harcayacaksın ama, biraz daha hızlı gitsek nasıl olur?
mühendis olmayan abisi: -Böyle iyi işte, yavaş yavaş gidiyoruz ne güzel. Hem yağmurda koşunca daha çok ıslanıyormuşsun diyorlar.
ayine: -Hayır abicim. O bahsettiğin, aynı t süresi içinde koşan ve yürüyen insanlarla alakalı bişey. Yoksa yürüyeceğin zamanın yarısı kadar bir zamanda koşarak varırsan gideceğin yere, tabii ki daha az ıslanırsın. Ama şöyle de bişey var:
-
Hotmail.com.tr ile msn adresi almak
3 Şub 10 (11:21) | DeLi yazdı | Çözüm merkezi | 0 yorum
Msn adresleri içesirinde bir çok uzantıya sahip olunması, içlerinde tr uzantılı msn adresinin olmaması, biz Türk kullanıcıları azda olsa başka seçenekler ile tr uzantılı msn adresi almaya yöneltmişti. Ama artık buna gerek kalmadı; çünkü Messenger hizmet olarak tr ‘uzantılı messenger ‘ı kullanıma açtı. Aşağıda ki resimde de görüldüğü gibi nick@hotmail.com.tr adresini kullanabiliriz. Türkçe (tr) uzantılı Msn adresi Almak için yapmanız gerekenler ise www.hotmail.com.tr linkine tıklayarak bu süreci başlatabilirsiniz.
-
Üsküdar’da Islanmak
2 Şub 10 (22:29) | herangibiri yazdı | Sakin Turizm | 7 yorum
Ben bugün delice bir şey yaptım. Üsküdar’da ıslandım. Öyle ve ya böyle değil bir karşı cinsle de değil! Saat yedi miydi sekiz miydi? Yağmur sarmış mıydı boğazı? Hiçbir şey olmamış gibi çıktık dışarı. Birkaç ıslansam bir şey çıkmaz dedim. E ne de olsa Üsküdar sahildeyim.
-
Gripten Korunmanın Yolları
2 Şub 10 (11:21) | DeLi yazdı | Çözüm merkezi | 0 yorum
Bu konu ile alakalı olarak aklıma bir sürü soru gelebilir?
Gripten korunmak için neler yemeliyiz?
-
Geçen gün bir dostumla hissizlik ve heyecan duyamama gibi dertlerden muzdarip söyleşiyorduk. Derken arkadaş benim de defalarca düşündüğüm bir şeyi deyiverdi: “Ben dedemin ölümünü bekliyorum.” Mesele çok karmaşık gibi görünüyor, lakin oldukça basit. Her ikimiz de, bizi tekrardan bu hayatın akışına bağlayacak; metaforlarla dolu yaşamdan bizi alıp götürecek; içimizde yeniden heyecan doğurabilecek bir şeyler olmasını bekliyoruz. Elimiz gitmiyor hiçbir şeye. Ruhumuz herhangi bir coşkuya iki saatten fazla katlanamıyor. Bütün muhabbetlerde kilitlenip kaldığımız nokta da bu isteksizliğimiz oluyor. İlginçtir, bundan dert yanan yalnızca ikimiz değiliz. Bir başka arkadaşımla da aynı hisler üzere söyleşmiştik. Onun beklediği şeyse evlilikti. Bir kadının eli değince hayatına, her şey başka bir hâl alacaktı. Öyle ki, “Bu şekilde de olmazsa, iyice kendimi bırakırım sanıyorum.” demişti.
-
Dünyayı değiştiren kadınlar: “Judith”
31 Oca 10 (17:41) | persephone yazdı | Kültürel Köşe | 4 yorum

Güzellik ve çirkinlik konusunda öteden beri “gözün”, insana oynadığı hep şöyle bir oyun vardır; “güzel olan iyidir, çirkin olan kötüdür.” Göz bu oyunda doğrudan aklı da kısıtladığı için aksini düşünmek biraz zordur. Daha çok reklam dünyasında iş gören “güzel olan iyidir” stereotipini -bu genellemeyi- altüst eden, tarihte “femme fatale” (kötücül kadın) diye bilinen bir kadın tiplemesi vardır. Eşsiz güzelliğiyle erkeği baştan çıkaran, kendine kul köle haline getirdikten sonra da istediğini vermeyip avucunda oynatan, bir nevi süründüren hatta öldüren kadın modelidir. Çok güzel olduklarından ve o masum çekiciliğin ardına sığındıklarından, tuzaklarına düşmemek zordur. Uç noktada durdukları için gözlerinizi büyüterek bakarsınız ve inanmak istemezsiniz. “Kıskanmak” filmindeki Seniha gibi hem çirkin hem de kötü olmak, durumu çok daha kabul edilebilir bir kulvara sokuyor ve Seniha’yı pek de yadırgamamıza izin vermiyor, oysa bu bahsettiğimiz femme fatale kadın imgesinin etki alanı çok daha büyük. Çünkü aklı ve gözü perdeleyen güzellik ve saf görünümüyle kadın bütün kozunu kullanabiliyor, böylelikle güzellik kadının elinde bir güç simgesine dönüşebiliyor. Bu kadınların, genel imajın dışında çok farklı bir yerde durduğu da kesin ve işte bunlardan biri de Judith.
-

Süperliğin ikinci yarısı ile başlayan heyecan devam ediyor. Öylesine ki Beşiktaş’ın kazanmasından daha ziyade, Fenerbahçeli taraftarların puan kaybetmesini beklediği bir karşılaşma; Denizlispor Galatasaray mücadelesi. Sizler için bu maçın analizini yapmak istedim.Denizlispor bu sezon kendi sahasında oynamış olduğu hiç bir maçtan gelibiyet ile ayrılamadı. Sahasında 4 puan toplayan ev sahibi ekip sadace 4 beraberlik elde etmiş. Galatasaray ise dış sahadan sadace 3 malubiyet ile ayrıldı. Ayrıca aralarında oynanan 37 karşılaşmadan; 24′ünü galatasaray galip kapatırken, 5 maçta ise maglubiyet ile evine geri dönerken ,8 maçta ise eşitlik bozulmadı. Ligin ilk yarısında galatasaray evinde Denizlispor’u 4-1 mağlup etmişti.
-
Facebook Oldu mu şimdi sana Sexbook
29 Oca 10 (14:30) | DeLi yazdı | Hayattan Detaylar | 5 yorum
Şu sıralarda artık Facebook türkiyede en çok girilen 2′inci site halini almış durumda. O kadar ki ; Messenger gibi hemen pc açılınca facebook açılır oldu.Eş dost,akraba,arkadaş aramalar artık sevgili aramasına döndü. Arkadaşına halı saha maçı var bugün geliyormusun diye sorulunca cevap enterasandır, kız bekliyor oğlum gelemem. Vayy kız arkadaş yapmışız biz tanıyoz mu abi, yok tanımassınız facebook ‘ta oturuyor. Kişiler ikinci hesap hatta bunu abartıp daha fazla hesap açanlar var ki bunlar türk tıp dilinde Sapık olarak geçmektedir.
-
Sinema Sanattır 2: American Gangster
29 Oca 10 (12:39) | ayasophia yazdı | Kültürel Köşe | 2 yorum
Ridley Scott’ın yönettiği American Gangster için “Zenci Godfather” yakıştırması yapılmıştı. Filmin bir “baba” hikayesi olması dışında, her iki filmde de ortak olan şu yön var sadece: “Baba”lar istemeseler de girdikleri bu yolda, prensiplerini çiğnemek durumunda kalıyorlar. Ömürleri de bunun pişmanlığı ile son buluyor çoğunlukla. Bu nedenle de “dönüşüm” filmleri kategorisine giriyor benim açımdan. Karakterlerin, yaşadıkları olaylara bağlı olarak yaşadıkları dönüşümü oldukça düz bir üslupla ve güçlü imgelerle anlatması bir yana, bazı diyaloglarıyla insana “ulaaaan!” dedirtiyor. Ben ne zaman, “ulaaaan!” derim? Uzunca bir zamandır farkedemediğim bir şeyi farkettiğimde.
-
Onlara Göre Reklam, Bana Göre Çikolata
29 Oca 10 (11:31) | ayine yazdı | Bilgi Davarcığı | 3 yorum
Belki başka yerlerde de vardır, ben portakal ağacında gördüm. Fare ile bir şekil çiziyorsunuz, vee …
Çok cici bir reklam olmuş. Çekinmeyin, siz de deneyin :)

















